MAHKEMESİ:ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada ... 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 28.05.2013 tarih ve 2012/516 - 2013/331 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, avukat olan müvekkilinin kendi adına asaleten,çocukları adına vekaleten müştereken maliki bulundukları, taşınmazı dava dışı ...’e sattıklarını, alıcı ...’in 63.000,00 TL’yi davalı banka şubesinden konut kredisi çekmek suretiyle ödemek istediğini, kredi talebinin banka tarafından uygun bulunduğunu, ipotek tesis edildikten sonra davalı bankanın 63.000,00 TL. kredi bedelini müvekkiline ödemesi gerekirken müvekkilinin bankada saatlerce bekletildikten sonra kendisinden oğlu ve kızı ile ilgili vekaletnamelerin birer suretinin istendiğini, vekalet verilmemesini gerekçe göstererek paranın ödenmediğini, davalı bankanın vekaletname isteme hakkı bulunmadığını, müvekkilinin 5 saat bankada bekletilmesi nedeniyle manevi sıkıntı çektiğini ileri sürerek, 5.000,00 TL manevi ve 100,00 TL maddi tazminatın davalıdan olay tarihinden itibaren mevduat faiziyle birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, iş bölümü itirazında bulunarak satışı yapılan taşınmazda davacı ile birlikte çocuklarının el birliği halinde malik olduklarını, paranın tüm hissedarların birlikte başvurusu üzerine ödenmesi gerektiğini, kaldı ki bankaya vekaletname ibraz edilmeksizin onlar adına ödeme yapılamayacağını, vekaletnamenin geç sunulması sebebiyle müvekkiline kusur izafe edilemeyeceğini, gecikmenin davacıdan kaynaklandığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, bankadan konut kredisi kullananın dava dışı ... olduğu, bu kişinin yazılı olarak, kullandığı kredinin davacıya ödenmesini istediği, davalı bankanın bu talimat gereğince, işlem yaparak ödemeyi davacıya yapması gerekirken, diğer maliklerin vekâletnamelerini istemesinin mevzuata uygun olmayıp keyfi davranış niteliğinde bulunduğu, davacının yaklaşık 5 saat bekletilmesi nedeniyle iç huzurunun bozulduğu, davacının ulaşım giderine ilişkin olduğunu ifade ettiği 100,00 TL maddi tazminat talebinin TBK’nun 50/2 maddesine ve hakkaniyete uygun olduğu gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne; 100,00 TL maddi, 1.500,00 TL manevi tazminatın davalıdan alınıp davacıya verilmesine, 21.11.2012 olay tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmasına, fazla talebin reddine karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1- HUMK’nın 21.07.2004 tarihinde yürürlüğe giren 5219 sayılı Kanun ile değişik 427/2 nci maddesi hükmüne göre, miktar veya değeri 2013 yılı itibariyle 1.820,00 TL'yi geçmeyen taşınır mal ve alacak davalarına ilişkin nihai kararlar, 28.05.2013 hüküm tarihi itibariyle kesindir.
Somut uyuşmalıkta mahkemece, davanın kısmen kabulü ile, 100,00 TL maddi, 1.500,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiş olmasına göre, davalı vekilince karara yönelik olarak yapılan temyiz isteminin kabul edilen alacağın yukarıda anılan Kanun hükümleri uyarınca temyiz sınırının altında kalması nedeniyle reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ : Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz isteminin HUMK.nIn 432/4.madde hükmü uyarınca reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 0,90 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, temyiz harcı peşin alındığından davalıdan başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 17.02.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.