Taraflar arasında görülen davada verilen 03/04/2013 tarih ve 2006/416-2013/76 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, 16.09.1987 tarihli inşaat sözleşmesinde arsa maliklerinin , müvekkilinin hisse senetleri alacaklısı olarak bu sözleşmede yer aldığını, sözleşme konusu arazideki yapılacak konut ve işyerinin satış hasılatının, 6.42 oranındaki payının müvekkiline ait olduğunun kabul edildiği, bu durumun kesinleşmiş yargı kararıyla sabit olduğunu, söz konusu inşaat sözleşmesine konu gayrimenkullerin davalı ... ayni sermaye olarak konulduğu, bir kısım gayrimenkullerin de devredildiğini, bilahare Bakanlar Kurulu'nun 2001/2202 sayılı kararı ile inşaat faaliyetlerinin sözleşme yükümlülükleri ile birlikte devredildiğihisselerinde aynı gerekçe ile intikal ettiğini, bu durumda her iki davalının müvekkili hasılat payı alacağını ödemekle yükümlü olduklarını, tarafından 30.06.2004 tarihinden sonra hasılat payı ödemelerinin durdurulduğunu, daval Bankası'nın ise 4603 sayılı kararına 4684 sayılı Kanun'la eklenen geçici 3. maddenin 1. fıkrası gereğince , bankalara olan yükümlülüklerinden doğan taahhütlerini, sözleşme dahil üstlenmiş olduğu nedenle garanti eden banka sıfatıyla diğer davalılar ile birlikte müteselsilen sorumlu olduğunu ileri sürerek Bölgesi'nde 3. etap olarak nitelendirilen yerde inşa edilip 21.06.2001 tarihinden sonra satılan bağımsız bölümlerin satış hasılatı ile yine bu tarihten sonra Ataşehir doğu bölgesi 4. etap ve yeni inşaat projelerine konu inşaatların satış hasılatı ile arsa nitelikli gayrimenkul satış hasılatlarından olmak üzere hasılat payının şimdilik 3.000 TL'sinin avans faizi oranında temerrüt faizi ile davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
.../....
-2-
Davalı ... vekili, 4603 sayılı Yasa'ya 4684 sayılı Yasa ile eklenen geçiciyalnızca bankacılık iş ve işlemlerinden kaynaklanan yükümlülükleri ve bankacılık ile ilgili sabit kıymetlerinin müvekkiline ve devredildiğini bu nedenle müvekkiline husumet yöneltilmeyeceğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı ... vekili, dava konusu taşınmazın hesaplama tasfiyesine dair 588 sayılı gereğince 26/06/2002 tarihinde müvekkili şirkete ayni sermaye olarak devredildiğini, bu şekilde hak sahiplerine karşı 29.12.1999 tarihi itibariyle utarındaki toplam borcun üstlenildiğini, sözleşmede müvekkilinin yer almadığını, herhangi bir icazet ve onayının bulunmadığını, talebin isteneceğini, halef-selef ilişkisinin bulunmadığını, müvekkilinin pasif husumet ehliyetlerinin olmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, 2001/2202 sayılı kararı ile bankacılık faaliyetleri dışında kalan mal varlıkları ile ihtiyaç fazlası gayrimenkullerin müvekkiline devrinin hükme bağlandığını, bu devrin müvekkilini sözleşmeye taraf yapıp, sıfat kazandırmadığını, müvekkilinin külli halef olmadığını, müvekkilince bir kısım ödemelerde bulunduğunu, ancak raporu gereği oluruna istinaden proje ile ilgili ödemelerin durdurulduğunu, zira sözleşmeye dayalı bir hakkın gayrimenkule dayalı bir hak niteliği taşımadığından ve tapu siciline de işlememiş olması nedeniyle müvekkilinin bu paraları ödeme yükümlülüğünün bulunmadığını, kaldı ki bugüne kadar yapılan ödemeler ile davacının sözleşmeden doğan satış bedeli karşılığını fazlası ile tahsil ettiğini savunarak haksız ve yasal dayanağı olmayan davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Feri Müdahil vekili, davacının doğrudan 16.09.1987 tarihli sözleşmeye dayalı alacağın olmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre, dava konusu alacağın bankacılık ile ilgili bir işlem ve faaliyetinden doğmayıp, gayrimenkul hizmetleri ile ilgili olduğu, bu nedenle davalı 4603 sayılı Yasa geçici 3. md 1. fıkra hükmü gereği husumet yöneltilemeyeceği, diğer davalılar yönünden ise 5953 sayılı Yasa'nın 3. ve 4. maddeleri gereğince 2985 sayılı Kanuna eklenen ek 14. md ve geçici 4. md hükmüne göre, tarafından devredilen varlıklar, varlıklarla ilgili devirden önce yapılmış sözleşmelerden doğan yükümlülükler nedeniyle ve ortaklarından alacak talebinde bulunulmayacağı ve devam eden dava ve takiplerin bu hükme göre sonuçlandırılacağının düzenlendiği, bu hükmün iptali ve yürütmenin durdurulması için başvurulduğu, mahkemenin bu istemi esastan incelenmek üzere oybirliğiyle kabul ettiği, esastan tartışılan bu kararda ek 14. md ve geçici 4. maddesinin iptaline ilişkin talebin reddine karar verildiği, söz konusu bu kararın 09.02.2012 tarihli olup 13.02.2013 tarihli resmi gazetenin sayısında yayınlandığı, yasa gereği sorumluluğunun bulunmadığı, de bu kapsamda ortaklık olarak sorumluluğunun bulunmadığı,dolayısıyla davalılar yönünden açılan davanın konusuz kaldığı, davacının da bunu teyit eden beyanları bulunduğu gerekçesiyle davalı ... aleyhine açılan davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine, diğer davalılar hakkında açılan davanın konusuz kalması sebebiyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
.../...
-3-
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Dava, alacak davası olup; davada husumet, varlığı ileri sürülen alacağı ödemekle yükümlü olduğu iddia olunan ve ortaklarına yöneltilmiştir. Söz konusu alacağın, tarafından 28.03.2001 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı uyarınca ’ye devredilen varlıklar ve bu varlıklar ile ilgili olarak devirden önce yapılmış akitten kaynaklandığı uyuşmazlık konusu değildir. Dava açıldıktan sonra yürürlüğe giren 2985 sayılı Yasa’nın Ek 14. maddesi hükmü uyarınca ve ortaklarından bu nevi alacakların talep edilmesi olanağı ortadan kaldırılmıştır. Şu halde, dava tarihi itibariyle davalı ve .’ne husumet yöneltilmesinde bir usulsüzlük söz konusu değilken, sonradan yürürlüğe giren bir yasa hükmü ile davacının elinden bu olanağın alınmış olması nedeniyle, davanın pasif husumet yokluğu nedeni ile reddi yerine davanın konusuz kalması nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına hükmedilmesi doğru değilse de, bu husus esasa etkili olmamakla birlikte davalılar lehine vekalet ücreti ve yargılama giderlerine hükmedilmesi yerinde değildir. Bu nedenlerle yerel mahkeme kararının bozulması gerekmiş ise de; bu husus yeniden yargılamayı gerektirir nitelikte olmamakla yerel mahkeme kararının düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile yerel mahkeme kararının hüküm fıkrasındaki 5, 6 ve 8. bentlerinin hüküm fıkrasından çıkarılarak yerlerine 5. bent olarak “davalılar tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerlerinde bırakılmasına” ibaresinin, 6. bent olarak “davalılar . lehine vekalet ücreti tayin ve takdirine yer olmadığına” ibaresinin hüküm fıkrasına eklenmesine, hüküm fıkrasının diğer bentlerinin buna göre teselsül ettirilmek suretiyle kararın düzeltilmesine ve kararın düzeltilmiş bu hali ile ONANMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 17.03.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy