Taraflar arasında görülen davad verilen 12/02/2013 tarih ve 2012/231-2013/17 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dava, 6100 sayılı Kanun'un geçici 3/2. maddesi delaletiyle uygulanması gereken HUMK'nın 3156 sayılı Kanun ile değişik 438/1 maddesi hükmü gereğince miktar veya değer söz konusu olmaksızın duruşmalı olarak incelenmesi gereken dava ve işlerin dışında bulunduğundan duruşma isteğinin reddiyle incelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili; müvekkili şirketi ...'nun 1920'lerde kurulduğunu, ınmış lokantalarının ismi olarak kullandıklarını, marka altında esas unsurlu lokantalar zincirinin mevcut olduğunu,e 30/11/2011 tarihinde simli şahıslaanlaşması yaptıklarını ancak davalının kendi adına 1994, 2001 ve 2002 yılında tescil ettirdiği markalara dayanarak alana markayı kullanmaması için ihtar çektiğini, marka ve ticaret unvanı üzerinde gerçek hak sahibi olduğunu, dünya çapında tanınmış bir marka olduklarını ve davacının marka tescilinde kötüniyetli olduğunu ileri sürerek davalı adına tescilli markaların hükümsüzlüğünü istemiştir.
Davalı vekili; 17 yıl sessiz kalma nedeniyle davacının dava hakkının düştüğünü, markanın Tanıtımı için müvekkilinin yatırım yaptığını senelerden beri markanın seçkin otellerde market ve restoranlarda kullanıldığını, özel isim olup çok yaygın kullanıldığını, ülkesellik prensibi nedeniyle yurtdışındaki tescilin ileri sürülemeyeceğini, davacının markasının tanınmış olmadığını ve müvekkilinin kötü niyetle markayı tescil etmediğini savunmuştur.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; tanınmış marka haklarına dayanabilmek için hükümsüzlüğü istenilen markanın başvuru tarihinde başvurunun yapıldığı ülkede tanınmış olduğunun kanıtlanması gerektiği, davacının ise ilk başvurunun yapıldığı 1994 yılında davacı markasının nınmış olduğuna dair hiç bir delil sunamadığı,
.../...
-2-
ülkesellik prensibi gereği marka hangi ülkede verilmişse o ülke coğrafyası ile sınırlı koruma sağlayacağı, rüçhan süresinde tescil edilmeyen markanın kullanımının önlenemeyeceği, kötü niyet için markanın tanınmışlığından yararlanarak herhangi bir yatırım çaba ve masraf yapmadan tanınmış markanın tanınmışlığı veya tanınmışlık eğilimi yüksek markalar tescil ettirerek bu tanınmışlıktan haksız kazanç sağlamak yada marka sahibine veya 3. şahışlara markayı pazarlamak niyetiyle yapıldığının kanıtlanması gerektiği çok yaygın kullanılan erkek ismi olup davacının bunu seçmesi tesadüfi olabileceği, aynı ibarenin seçiminin tek başına kötü niyetli tescilin varlığını kabule yetmediği, ayrıca davalının uzun süren suskunluktan sonra dava açması nedeniyle MK'nın 2. maddesi gereğince kendi kötü niyeti korunmayacağından davalının kötü niyetine dayanmasının artık mümkün olmadığı, markanın tescil tarihinden dava tarihine kadar 17 yıl gibi uzun bir süre geçmiş olup davacının bu süre boyunca tescile ve kullanıma sessiz kaldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 0,90 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 11/03/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy