MAHKEMESİ :FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada ... 3. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 23.12.2010 gün ve 2006/385-2010/328 sayılı kararı onayan Daire’nin 15.05.2013 gün ve 2011/8803-2013/9973 sayılı kararı aleyhinde davacı vekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin “......+Şekil” ibaresinin marka olarak tescili için ...’ne başvuruda bulunduğunu ancak adı geçen kurumun diğer davalıya ait başvuruyu gerekçe göstererek müvekkilinin başvurusunu 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 7/1-b maddesi gereğince reddettiğini, yaptıkları itirazın da nihai olarak reddedildiğini ileri sürerek, ... ... kararının iptaline ve tescil edilmiş olması halinde davalıya ait başvurunun hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekilleri, ayrı ayrı davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, toplanan kanıtlara göre, “...” ibaresinin batı dillerinde “...” anlamına geldiği ve ülkemiz ortalama tüketicisinin de bu anlamı bildiği, redde dayanak başvuruda “Hotel” ibaresinin asıl unsur olan “...” ibaresinden sonra yazılması sebebiyle taraf markaları aynı kabul edilemezlerse de müşteri kitlesi nezdinde okunuş, işitsel, görsel ve semantik olarak aynıymış gibi algılanmaktan uzaklaşamadıklarını, her iki başvuruda yer alan “Hotel” sözcüğünün tescil kapsamındaki çekişmeli “geçici konaklama hizmetleri” için doğrudan hizmetin türünü belirten tamamlayıcı bir sözcük olup, yardımcı unsur niteliğinde, ayırt edici olmayan sektördeki herkesin kullanımına açık bir ibare olduğu, bu haliyle her iki başvurunun aynı gibi algılanacak düzeyde benzer oldukları, her iki başvuruda da “geçici konaklama hizmetlerinin” bulunduğu ve bu haliyle kararnamenin 7/1-b maddesi anlamında da tescil engelinin gerçekleştiği, davacı tarafça eskiye dayalı kullanımla tanınmışlık ve ayırt edicilik sağlandığı iddia edilmişse de başvuru tarihi itibariyle 556 sayılı Kararname'nin 7/son hükmünde yer alan 7/1-b maddesine yapılan atıf kaldırıldığından kullanımla ayırt edicilik sağlandığı yönündeki iddianın dinlenmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle, davalı şirkete ait başvuru işlemden kaldırıldığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına, diğer istemlerin ise reddine dair tesis edilen karar, davacı vekilinin temyizi üzerine, Dairemizce onanmıştır.
Davacı vekili, karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
Dosyadaki yazılara, mahkeme kararında belirtilip Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebepler ile davacı vekili tarafından temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması istenmiş ise de uyuşmazlığın HUMK'nın 438/1. maddesinde belirtilen davalardan olmadığı gibi anılan maddenin 3. fıkrası uyarınca da duruşma yapılmasına gerek görülmemiş bulunmasına göre, davacı vekilinin HUMK’nın 440. maddesinde sayılan hallerden hiçbirisini ihtiva etmeyen karar düzeltme isteminin reddi gerekmiştir.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin karar düzeltme isteminin HUMK’nın 442. maddesi gereğince REDDİNE, aşağıda yazılı bakiye 01,95 TL karar düzeltme harcının ve 3506 sayılı Yasa ile değiştirilen HUMK'nın 442/3. maddesi hükmü uyarınca takdiren 228,00 TL para cezasının karar düzeltilmesini isteyen davacıdan alınarak hazineye gelir kaydedilmesine, 04.02.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy