Taraflar arasında görülen davada verilen 09/10/2013 tarih ve 2011/306-2013/239 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin 29.04.1987 tarihinde kurulan kurucu ortağı olduğunu, şirketin daha sonra ünvanının olarak değiştirildiğini, kuruluş ana sözleşmesine göre sermayesinin 10.000.000 TL olduğunu, her bir hisseye 50.000 TL kıymetinde 200 hisseye ayrıldığını, müvekkili tarafından 30 hisseye ait 1.500.000, TL taahhüt edildiğini, ve müvekkili hissesinin 30/200 olduğunu, müvekkilinin şirkete emeği ve malvarlığı ile katkıda bulunduğunu; ancak müvekkilinin hiçbir kusuru bulunmamasına rağmen, şirket ile irtibatının şirketin kuruluşundan birkaç yıl sonra kötü niyetli olarak kesildiğini, müvekkilinin şirkette yapılan işlemlerden ve faaliyetlerden habersiz olduğunu, birkaç kez ana sözleşme değişikliği yapıldığını, bu değişiklikle yeni paylar ihdas edildiğini, müvekkilinin hissesine düşen pay oranının kasıtlı olarak hile ve muvazaalı olarak küçültüldüğünü, müvekkilinin şirketin kuruluşundan bu yana hissesine düşmesi gereken kâr payı alacaklarının verilmediğini, şirketin kuruluşundan bu yana 23 yıl geçtiğini, amacının kâr elde etmek olmasına rağmen sürekli zarar etmesi ve zarar etmesine rağmen de faaliyetine devam etmesinden dolayı kar payı alacağının dağıtılması gerektiğini; ancak herhangi bir kar payı ödenmediğini, şirket kurucularından olması nedeniyle şirkete katılımının sağlanması gerektiğini belirterek, fazlaya ilşikin hakları saklı kalmak kaydı ile, şimdilik 10.000,00 TL kâr payının davalılardan tahsili ile müvekkiline ödenmesine, şirketin tüm işleyişi ile ilgili faaliyetlere iş ve işlemlere hukuki olarak katılımının sağlanması gerektiğinden bu husustaki muarazanın önlenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili; davacının iddiaların aksine müvekkili şirket ile kuruluşundan bu yana hiçbir toplantısına usulüne uygun şekilde haberdar edilmesine rağmen katılmadan, şirket ile irtibatını kopardığını, şirketin işleyişi ile ilgili hiçbir katkıda bulunmadığını, şirketin 1999 yılından bu yana faal olmadığını, alınan tüm kararların ve yapılan işlemlerin hukuka ve
usulüne uygun şekilde yapıldığını, muvazaalı hiçbir iş ve işlemi bulunmadığını, genel kurul kararlarında ortaklara kar payı dağıtılması yönünde alınan bir karar bulunmadığını, şirketin kuruluşundan bu yana kar payı dağıtacak kadar kazanç elde edemediğini, davacının müvekkili şirketten hiçbir alacağı bulunmadığını, kar payı alacağı olsa dahi alacağın muaccel olduğu tarihten itibaren 5 yıl içinde şirketten istenmemesi halinde söz konusu alacakların zaman aşımına uğrayacağını, açılan davanın zaman aşımına uğradığını, davacının müvekkili şirketten alacak hakkı bulunmaması nedeniyle davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, yapılan yargılama sonunda toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre; davacının davalı şirketin kurucu ortağı sıfatıyla 30/200 hissesine sahip olduğu, davacının şirket kuruluşundan 1997 yılına kadar şirketin genel kurullarına aktif şekilde katıldığı, bu katılımlar esnasında şirketin sermaye artırdığı ve davacının payının % 1'e düştüğü, 1997 yılından sonra şirketin genel kurullarına katılmadığı, o dönemden bu yana da şirketteki payının değişmediği, davacının sermaye artırımı ve şirketteki payının % 1'e düşmesinden haberdar olduğu ve bu konularla dava tarihine kadar geçen süre içerisinde resmi olarak herhangi bir itiraz ileri sürmediği, şirket defter ve kayıtlarına göre, şirketin son zamanlarda ticari faaliyete yönelik çalışmadığı, sadece kira gelirinin mevcut olduğu, şirketin zararlarının kâr tutarlarını geçtiği, kar dağıtmaya yönelik bir tutarının bulunmadığı, kar dağılımı ile ilgili herhangi bir karar alınmadığı, davacının genel kurullara katılma, diğer hak ve alacaklarını kullanıma yönelik bir girişiminin bulunmadığı gibi davalı şirkette de bunları engellemeye yönelik somut bir bilgi, belge ve delilin de bulunmadığı, davacı ile şirket arasında bir muarazanın da söz konusu olmadığı gerekçesiyle davacının yerinde görülmeyen davasının reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve davacının işbu davayı açarken sermaye artışlarına ilişkin alınan genel kurul kararlarının iptali ve hükümsüzlüğüne yönelik bir talebi olmamasına, daha sonra yargılama devam ederken bu yöndeki iddiasını genişletmesine davalı yanca karşı çıkılmış bulunması nedeniyle ve bu yöndeki iddianın eldeki davada incelenemeyecek olmasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile kararın ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 0,90 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 10/09/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.