MAHKEMESİ :1. FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 1. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 18.10.2012 tarih ve 2011/176-2012/239 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili şirketin ulusal alanda tekstil hizmeti sunan bir firma olduğunu, sektörde ayırıcı unsur niteliği taşıyan "MEINDL" kelimesini tekstil faaliyetlerinde kullanmak için TPE'ye başvurarak 15/11/1995 yılından itibaren 10 yıl müddetle tescil ettirdiğini ve buna ilişkin marka tescil belgesi aldığını, davalı şirketin de müvekkili şirket ile aynı alanda faaliyet gösterdiğini ve bu faaliyetlerini de ayırıcı unsur niteliğini taşıyan ve müvekkili tarafından tescili yapılan "MEINDL" markasını kullanarak yürütmekte olduğunu, adlı web sitesinden de "MEINDL" marka ürünlerin satışını yaptığını, bunun haksız rekabet teşkil ettiğini ve markaya tecavüz oluşturduğunu, davalının söz konusu haksız eylemleri nedeni ile müvekkili şirketin maddi ve manevi yönden zarar gördüğünü ileri sürerek, davalının müvekkili şirketin tescilli markasına tecavüzünün durdurulmasına ve önlenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, açılan davanın haksız ve kötü niyetli olduğunu, müvekkilinin davaya konu marka ürünleri üretmeyip yasal olarak ithal ettiğini, davaya konu markanın gerçek sahibinin Almanya menşeli Lukas Meındl GMBH&CO KG şirketi olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, tüm dosya kapsamına, toplanan delillere ve düzenlenen bilirkişi raporuna göre, dava konusu MEİNDL markasını taşıyan ürünlerin Alman firmasının orijinal ürünleri olduğu, markanın adı geçen firma adına tescilli olduğu, tescil nedeniyle korumadan yararlandığı gibi bilirkişi raporu ve dosyaya klasör halinde sunulan faturalardan da bu satış ilişkisinin 2001 yılından beri kesintisiz olarak devam ettiği, marka tescilli olmamış olsaydı bile 10 yıllık sessiz kalma nedeniyle toleransla hük düşümü söz konusu olduğundan bu nedenle de davanın reddi gerekeceği, kaldı ki "Meindl" ibaresi Alman Şirketi'nin ticari unvanın ayırt edici unsurunu da oluşturduğundan Paris Konvansiyonu 8. maddesi gereğince faturanın Türkiye'ye ithal edilen fatura veya ürünle ilgili ticari evrakta ticari unvan olarak kullanımı da yasal olup davacının bu kullanımı da önleme hakkı bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve davalının uyuşmazlık konusu markayı taşıyan ürünleri davacı markasından ayrı olarak Türkiye'de kullanma hakkına sahip, dava dışı yabancı şirketten temin ederek piyasaya arz etmiş olmasına göre, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddine karar verilmesi gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile kararın ONANMASINA, temyiz harcı davacıdan peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 05.12.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy