MAHKEMESİ: FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada İzmir Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 21.03.2013 tarih ve 2012/81-2013/41 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin Öz Şanal ibareli tescilli markalarının bulunduğunu, anılan ibarenin 1988'ten beri marka olarak 35. sınıf hizmetler bakımından kullanıldığını ve tanınmış hale getirdiğini, müvekkilinin Öz-Şanal ibaresi üzerinde üstün hak sahibi olduğunu, davalının müvekkilinin markası ile ayırt edilemeyecek derecede benzeri olan ... markasını Şanal ibaresini ön plana çıkararak, iltibas yaratacak şekilde, aynı hizmet sınıfı için kullandığını, davalının bu eyleminin müvekkilinin marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiğini, bu eylemlerden, davalının ... ibaresinin tescili için TPE'ye yaptığı başvuru ile haberdar olduklarını, ileri sürerek markaya tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti ile önlenmesine, sonuçlarının ortadan kaldırılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin Şanal ibareli markayı 20 yıldan beri kullandığını, aynı sektörde ve aynı şehirde faaliyet gösteren davacının da bu durumu bildiğini, bu davayı açmasının MK'nın 2. maddesine aykırı olduğunu, müvekkilinin ismi ve soyismini marka olarak kullanmasının markaya tecavüz ve haksız rekabet oluştumayacağını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacının fiilen kullandığı “ÖZŞANAL” markası ile davalının fiilen kullandığı “ŞANAL”, “...”, “ŞANAL Çeyiz” marka ve işaretleri arasında karıştırma riski bulunduğu ancak davalının anılan ibareleri 1990 yılından beri kullandığı, aynı şehirde ve aynı sektörde faaliyet gösteren davacının bu kullanımdan haberdar olmamasının mümkün bulunmadığı, davacının yapılan marka başvurusu ile 2011’de durumu fark ettiği şeklindeki iddiasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu, 20 yıl sessiz kalan davacının, davalının haklı sebeplerle başlamış ve devam etmiş olan kullanımını kabullendiği, davalının bu sessiz kalmaya dayalı olarak kendi unvan ve işletme adını kullanarak ticaret yaptığı ve itibar elde ettiği, 20 yılı aşkın süredir işaret kullanımına bu noktada son verdirmenin hukuka uygun bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, temyiz harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 11.12.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.