MAHKEMESİ : ....FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada .... Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 18/03/2014 tarih ve 2012/235-2014/36 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili şirketin birçok ülkede tescilli .... markalarının sahibi olduğunu; markanın ....'daki ilk tescili olan 2004 tarihinden çok önce, 1998 yılından bu yana aynı ibareyi taşıyan unvanın müvekkili tarafından kullanıldığını; bu bakımdan müvekkilinin ibare üzerinde 1995 yılından itibaren hakkı bulunduğunu; ilgili markanın müvekkili tarafından oluşturulmasının ardından ....'da, sonrasında ....'de, Amerika'da ve dünyanın diğer çeşitli ülkelerinde tescil edildiğini; müvekkilinin anılan markasının aktif olarak kullanıldığını, dünyaca maruf ve bilinen marka olduğunu; söz konusu markanın Türkiye'de 2002 yılından beri aktif olarak kullanıldığını, .... markalı ürünlerin satışının ülkemizde yerli distribütörler aracılığı ile yapıldığını; davalının marka başvurusunda bulunacağının öğrenildiğini, davalı tarafça satışlara engel olunarak ticari faaliyetlerine zarar verdiğini; müvekkilinin davalıya ait haksız tescil sebebiyle Türkiye'deki ticari faaliyetlerine devam edemediğini; davalının kötü niyetli olduğunu; diğer taraftan, davalının kendisinin bile marka üzerinde hak sahibi olmadığını kabul ettiğini, zira davalı tarafça düzenlenen "yetkili satıcı belgesinde" davalının müvekkilinin markası da dahil bir takım markaların yetkili satıcısının olduğunun belirtildiğini belirterek davalıya ait 2005 29699 tescil sayılı ".... + şekil" markası ile 2007 58984 tescil sayılı "...." markasının tescilli oldukları tüm mal ve hizmetler yönünden hükümsüz kılınmasına ve sicilden terkin edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, taraf markalarının iştigal konularının farklı olduğunu; 9. sınıf açısından yalnızca kısmi benzerlik olduğunu, 35 ve 42. sınıflar açısından ise hizmet benzerliği şartının gerçekleşmemiş olduğunu, davacının müvekkilinin ilk tescil başvuru tarihi olan 18.07.2005 tarihinden evvel ülkemizde herhangi bir tescili bulunmadığı için farklı mal ve hizmetler bakımından öne sürülen iddiaların mesnetsiz olduğunu; davacının sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğradığını, iltibas yaratabilecek bir markanın tercih edilmesinin tek başına kötü niyeti göstermeyeceğini; davacının iddiasının aksine "...." markasının "...." (coğrafi) ve "...." (görüş) anlamında olup 9 ve 45. sınıflar bakımından tasviri olduğunu; davacının kesin delilmiş gibi öne sürdüğü yetkili satıcılığa dair belgenin müvekkilinin büyük yatırım yapıp sektöre tanıttığı kendi markasının yetkili satıcılığını ifade etmek üzere düzenlendiğini savunarak davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre; davacının, dava tescil tarihlerinden evvel markasını yerel distribütörler aracılığıyla Türkiye'de kullandığı ve belirli bir satış cirosu elde ettiği, bu bakımdan gerçek hak sahipliğinin davacıya ait olduğu,davacı markasını davalı tescilinden evvel tanınmış marka statüsüne ulaştığının ispat edilemediği, ayrıca davacının markasının menşe ülkesi olan ....'ın .... Sözleşmesi'ne taraf olmaması nedeniyle .... Sözleşmesi kapsamında değerlendirmenin söz konusu olmadığı,davacı markasının ....Sözleşmesi anlamında tanınmış marka olarak kabul edilmemesi halinde dahi, kötüniyetli tescilin başlı başına bir hükümsüzlük nedeni olduğu; davalı markalarının davacı markası ile birebir aynı olup aynı grafik işaretleri (aynı şekil unsuru) de barındırdığı; bu bakımdan yurt dışında tescilli olsa da, başkasına ait olduğu açık olan bir markanın Türkiye'de bir başkası adına tescil edilmesinin kötü niyet teşkil ettiği, hak düşürücü sürenin geçmediği gerekçesiyle, davanın kabulü ile davalı markalarının hükümsüzlüğüne karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davalı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, temyiz harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 03/12/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy