MAHKEMESİ : ... 1. FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada ... Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 15/04/2014 tarih ve 2012/233-2014/86 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili adına tescilli "..." ayırt edici unsurlu markaları ile iltibas ve karıştırılma ihtimali yaratan "..." markasını izinsiz ve hukuka aykırı kullanmak suretiyle yarattığı marka hakkına tecavüz ve haksız rekabetin tespiti ile meni ve refine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davacının kullanım ile ayırt edicilik kazandırdığı "..." esas unsurlu markalar üzerinde tescil ve gerekse kullanımı nedeniyle gerçek hak sahibi olduğu, davalı tarafın fiilen kullandığı "..." ibaresinin karşılaştırmalı yapılan incelemesinde davacı tarafa ait markaya ayırt edilemeyecek derecede benzer olarak kullanılmak suretiyle iltibasa sebebiyet verdiği, 556 sayılı KHK 9/1- b bendine aykırı olarak marka hakkına tecavüz ettiği kullanımının bu suretle TTK hükümleri kapsamında haksız rekabet teşkil ettiği gerekçesiyle davanın kabulü ile davalının davaya konu "..." ibaresini davacı taraf tescilli markalarının kapsamında mal ve hizmetler üzerinde kullanması suretiyle marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet yarattığının tespitine, önlenmesine karar verilmiştir.
Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davalı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, davalıdan temyiz harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 01.12.2014 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
Dava, davacı adına tescilli “...” unsurlu markaya vaki tecavüzün ve haksız rekabetin tespit ve men'ine ilişkindir.
Uyuşmazlığın çözümü, davalı yanın yöresel işletme adı olarak kullandığı dava konusu “...+” ibarelerinin davacı adına 35. sınıfta tescilli “...” ibareli marka ile iltibas yaratıp yaratmadığının belirlenmesi ile mümkündür.
Davacının markasındaki “...” ibaresinin, pek çok mal ve hizmet grubu bakımından davacı ve üçüncü kişiler adına tescilli olduğu dosya kapsamı ile sabittir. Söz konusu ibarenin özellikle her alanda yaygın kullanımı olan, iyelik belirten bir terim olmakla ayırt ediciliğinin zayıf olduğu rahatlıkla söylenebilir. Keza davalı yanın kullanımına konu olan “...” ibaresinin ise, yöresel kültürümüz bakımından önemli bulduğum bir figürü ifade etmek için kullanılan, bu kullanım suretiyle de kendisini oluşturan “...” ve “Bakkal” ibarelerinden soyutlanarak başka bir anlam kazanmış, dilbilimsel açıdan belirtisiz isim tamlaması olarak tanımlanabilecek bir ibare olduğu düşüncesindeyim. Bu nedenle davacı adına tescilli marka ile davalı yanın kullanımındaki ibare arasında iltibas bulunup bulunmadığı hususunda yapılacak değerlendirmenin, az yukarda açıklanan olgular gözden kaçırılmak suretiyle yapılması, karşılaştırmanın görünüş itibariyle aynı olan terimler üzerinden gerçekleştirilmesi yerinde olmayacaktır. Gerçekten de, kanımca, ayırt ediciliği zayıf olan “...” ibaresi ile anlam kayması suretiyle oluşmuş “...” ibaresi arasında, bu ibarenin bütüncül olarak ele alınması halinde, iltibasa yol açacak denli bir benzerlik bulunmamaktadır. Üstelik, belli bir dayanışma içerisinde yer aldıkları anlaşılan davalı yanın, dava konusu ibareyi, kendi aralarındaki sıralamaya ilişkin olduğu anlaşılan sayılarla ve ticaret unvanlarıyla birlikte kullandığı ve bu kullanımın 556 sayılı KHK'nın 12. maddesi çerçevesinde iyiniyetli bir kullanım olarak değerlendirilecek olması gözetildiğinde davacı adına tescilli markaya bir tecavüz ve haksız rekabet eyleminden söz edilemeyecektir. Tüm bu nedenlerle, eksik ve hatalı değerlendirmeye dayalı olduğunu düşündüğüm yerel mahkeme kararının bozulması görüşünde olduğumdan Dairemiz çoğunluğunun onama düşüncesine katılamıyorum.
Full & Egal Universal Law Academy