Taraflar arasında görülen davada verilen 20/11/2013 tarih ve 2012/265-2013/702 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacılar vekili, müvekkilleri ile davalılardan ...'un dava dışı yaklaşık eşit paylı hissedarları olduğunu, ...'un kayın biraderi davalı ...'ın diğer davalı şirketlerde hakim hisselere sahip bulunduğunu, müvekkillerinin ortak oldukları şirketlerin mali krize girmesi sebebiyle adresindeki kain bina, imarlı ve muhtelif 550, 551 ve 552, 1 parselde arsalar, adresindeki kain bina, gurup şirketlerin kayıtlarında yer alan makine ve taşıtların mülkiyetinin 2003 yılının Kasım ayından itibaren davalı ... tarafından diğer davalılara bila bedel aktarıldığını, 14.11.2003 tarihli protokole göre, bu şekilde emaneten mülkiyet devri yapılan menkul ve gayrimenkullerin en geç 15.05.2012 tarihine kadar asıl sahibi olan şirketlere dönüşünün yapılacağının, aksi halde ...'un müvekkilleri ile birlikte hissedar oldukları şirketlerin ve bu şirketlerin maddi imkanları ile kurulan diğer şirketlerdeki hisselerini bila bedel adı geçen şirketlere devredeceğinin kararlaştırıldığını, ancak ...'un bu yükümünü yerine getirmediği
S/2
gibi davalılar adına kayıtlı malları 3. kişilere devrini yapmaya başladığını, ayrıca davalı ...'un müvekkileriyle ortak döviz cinsinden parasını seyyanen paylaştırma vadesi geldiği halde bu güne kadara ödemediğini ileri sürerek müvekkillerinin hissedarı oldukları şirketlerden 3. şahıslara mülkiyetleri devredilen menkul ve gayrimenkullerin mülkiyetlerinin ilgili şirketlere intikalinin sağlanmasını, müvekkilleri ve davalı ...'a ait olan yurtiçi ve yurtdışı bankalara yatırılan döviz cinsinden paranın tespiti ile üç ortak arasında seyyanen paylaştırılmasını talep ve dava etmiştir.
Davalı ... vekili, şirket adına talepte bulunamayacak davacıların dayandığı protokol başlıklı belgedeki müvekkili imzasının sahte olduğunu, dosyada fotokopisi bulunan belge aslının ibraz edilemediğini, bu belgede iddia olunan hiçbir hususun gerçeği yansıtmadığını, bahsi geçen satış işlemlerinin gerçek bir satış olduğunu, sunulan tutanak başlıklı belgenin protokolü desteklemek için davacılarca eş ve dostlarına imzalatıldığını, şirketlere ait malvarlıklarının borç ödeme amacıyla davacılardan ...'un da aralarında bulunduğu ortaklar kurulu kararı ile satıldığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Davalı müvekkilinin malik olduğu gayrimenkullerin parası mukabilinde satın alındığını, bu hususun da ticari defterlere geçirildiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
Davalı ... vekili, dava konusu edilen malların hiç birinin müvekkiline ait olmadığını, dayanak protokolün sahte olarak düzenlendiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
Davalı vekili, davacıların tüzel kişilği temsil yetkileri olmadığından bu davayı açamayacaklarını, müvekkilinin bedelini ödeyerek taşınmazları satın aldığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Feri Müdahil ...vekili, müvekkili ile arasında imzalanan kredi sözleşmeleri ile adı geçen şirketlere kredi kullandırıldığını, de müşterek borçlu müteselsil kefil olduklarını, kredi borcunun icra takibine rağmen tahsil edilmediğini, davanın kabulü halinde taşınmazların tekrar şirketlerin mülkiyetine döneceğinden tahsil imkanlarının bulunduğunu ileri sürerek davacılar yanında davaya müdahale talep etmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; davacılardan ...'un yargılamanın devamı sırasında talep sonucundan vazgeçtiği, davacı yönünden yapılan incelemede, davacının iddiasının dayanağını davacılar ile davalı ... arasında bu hususta düzenlenen 14 Kasım 2003 tarihli protokol ile “tutanak” başlıklı belgenin teşkil ettiği, gerek dava dilekçesindeki takdim şeklinden gerekse delil olarak sunulan 06.08.2012 tarihli uzman görüşünden bu belgelerin hukuki nitelikleri itibariyle inanç sözleşmesinin delili olarak düzenlendiği, 14 Kasım 2003 tarihli protokolün inanç sözleşmesini kanıtlayan yazılı bir delil hükmünde olmadığı, zira; bu belgenin inanç sözleşmesinin tarafları arasında değil, davacılar ile davalı ... arasında düzenlendiği, buna göre, davalı ...'un, davacıların temsilcisi olarak hareket ettiğini ve/veya üçüncü kişilerin fiilini taahhüt (inanılanların edimini ifayı taahhüt) niteliğinde bir belge ve davaya konu 81 adet gayrimenkulün naklini sağlamaya elverişli bir belge olmadığı, her ne kadar belgede gayrimenkul mülkiyetini nakil borcu S/3
dışında başkaca taahhütler bulunmakta ise de; davacı yan verilen kesin süre içersinde sözkonusu belge aslını sunamadığından bu belgenin hukuki sıhhatini ortaya koyamadığı, "tutanak" başlıklı diğer belgenin de hukuken geçerli bir belge olmadığı, zira; belgenin, sözleşme konusu işlem tarihinden önce düzenlenmediği, bu itibarla inanç sözleşmesinin kanıtı olacak nitelikte görülmediği gerekçesiyle davacılardan ...'un davasının feragat nedeniyle, davacı davasının esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili ve feri müdahil ...vekili temyiz etmiştir.
1-Mahkeme ilamı, davacı yanında davaya feri müdahil olan vekiline 09.12.2013 günü tebliğ edilmiş ve hüküm HUMK'nın 432. maddesinde öngörülen 15 günlük yasal temyiz süresi geçirildikten sonra 22.01.2014 tarihinde temyiz edilmiştir. Feri müdahilin yanında davaya katıldığı tarafın temyiz dilekçesinin tebliği üzerine katılma yoluyla kararı temyiz edemeyeceğinin de tabii bulunmasına göre feri müdahil vekilinin temyiz istemi süresinde değildir. 01.06.1990 gün ve 1989/3 esas, 1990/4 sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararında, süresinden sonra yapılan temyiz istemleri hakkında Yargıtay tarafından da bir karar verilebileceği öngörüldüğünden, HUMK'nın 432/4. maddesi uyarınca, feri müdahil vekilinin temyiz isteminin süre yönünden reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Mümeyyiz davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, davacı tarafından aslı dosyaya sunulmayan fotokopi belgenin delil niteliği taşımamasına göre mümeyyiz davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ:Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle feri müdahil vekilinin temyiz isteminin REDDİNE; (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle mümeyyiz davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 0,90 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacı alınmasına, temyiz harcı peşin alındığından feri müdahil ...den başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 29.09.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy