MAHKEMESİ :FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada.... Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 25/09/2013 tarih ve 2012/226-2013/183 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili şirketin .... ibareli 3, 8, 14 ve 21.sınıf ürünleri içeren 1994/155519, 1994/155518, 2007/65206, 2010/12852 sayılı sayılı tanınmış markaların sahibi olduğunu, .... ibareli markanın gerçek hak sahibi olduğunu, unvan ve markasını Türkiye'de ve dünyanın birçok ülkesinde kullandığını, Türkiye'de tescil kapsamında olmayan ürünler için de markayı kullanarak 556 sayılı KHK'nın 8/3.maddesi kapsamında korunması gereken bir hukuki durum kazandığını, davalının kötüniyetli biçimde .... ibareli 9. sınıf ürünleri içeren 07.07.2003/17532 sayılı markayı adına tescil ettirdiğini, davalının kötüniyetle tescil ettirdiği markasının müvekkilinin önceye dayalı hak sahibi olduğu tanınmışlık vasfı bulunan tescilsiz ve tescilli markaları ile iltibasa sebebiyet vereceğini ve markalarının tanınmışlığından haksız yarar sağlayıp itibar ve ayırt edici karakterine zarar vereceğini, bu nedenle hükümsüzlüğüne karar verilmesinin gerektiğini; öte yandan davalının adına tescil ettirdiği markayı son beş yıllık zaman zarfında ciddî ve temel işlevine uygun biçimde tescilli olduğu anılan ürünler için kullanmamış olması sebebiyle 556 sayılı KHK’nın 14 ve 42/1-c maddesi hükümleri uyarınca hükümsüzlüğünün gerektiğini iddia ederek, davalı markasının hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı şirket vekili, müvekkilinin .... ibareli 9. sınıf ürünleri içeren 07.07.2003/17532 sayılı markanın sahibi olduğunu, anılan markayı iyiniyetli biçimde tescil ettirip kullandığını, marka kapsamındaki ürünlerin davacı markalarının kapsamında yer almadığını, tescilden buyana 8 yıl geçtiğini, marka hükümsüzlüğü davası açabilmek için gerekli hak düşürücü nitelikteki beş yıllık sürenin dolduğunu, davacı markasının müvekkilinin tescil tarihi itibariyle tanınmış bir marka olmadığını, sonradan elde edilen bilinirliğe dayanarak hükümsüzlük istenemeyeceğini, müvekkilinin tescilli markasının ciddi biçimde kullanmakta olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, taraf markalarının tescilli olduğu malların aynı veya aynı türden olmadığı, davacının markasının veya ticaret unvanının, davalının marka tescilinin gerçekleştiği tarih itibariyle tanınmış bir marka ve unvan olduğunun ispatlanamadığı, aynı şekilde davacının, davalı tescil tarihinden evvel markasını Türkiye'de gözlükler ve benzeri ürünler yönünden kullandığı ve bu suretle korunması gereken bir hukuki durum kazandığı hususunun da kanıtlanamadığı, davalının 2003/17532 sayılı markayı adına tescil ettirmekte kötüniyetli hareket ettiğine yönelik bir kanıt da bulunmadığı, hükümsüzlüğe ilişkin davanın, davalının markasının tescilinden
itibaren beş yıllık sürenin 11.10.2009 tarihinde dolmasından sonra, 02.11.2012 tarihinde açıldığı, davalının KHK'nın 14. maddesi uyarınca hükümsüzlüğü istenilen markasının, 02.11.2012 ilâ 02.11.2007 tarihleri arasında kalan son beş yıllık zaman zarfında, tescil edildiği 9.sınıftaki gözlükler, güneş gözlükleri ve bunların kutuları, kılıfları, parçaları ve aksesuarları ürünleri için pazar yaratmak yahut mevcut pazarı korumak amacıyla, temel işlevine uygun olarak anılan ürünlerin menşeini garanti edecek ve ciddi şekilde kullanımının bulunduğu, bu sebeple anılan mallara yönelik hükümsüzlük isteminin kabul edilemeyeceği,buna karşın davalının hükümsüzlüğü istenilen markasının, 02.11.2012 ilâ 02.11.2007 tarihleri arasında kalan son beş yıllık zaman zarfında tescil edildiği 9.sınıftaki lensler ve bunların kutuları, kılıfları, parçaları ve aksesuarları ürünleri için pazar yaratmak yahut mevcut pazarı korumak amacıyla, temel işlevine uygun olarak anılan ürünlerin menşeini garanti edecek ve ciddi şekilde bir kullanımının bulunmadığı ve hükümsüz kılınabileceği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 0,90 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 25/06/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy