MAHKEMESİ:SULH HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada ... 1. Sulh Hukuk Mahkemesi’nce verilen 01/04/2014 tarih ve 2011/339-2014/369 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili müvekkilinin, keşidecisi dava dışı ... olan bonoyu tahsil edilmesi için davalı bankaya verdiğini, senet davalının zilyetliğindeyken kaybolduğunu, davalının bunun üzerine zayi nedeniyle iptal kararı aldığını, müvekkilinin bu karara istinaden keşideci aleyhine takip başlattığını, ancak bu zaman zarfında davalının senet aslını kaybetmesi, senet zayi kararını almak için gecikmesi gibi bankanın kusurlu eylem ve eylemsizlikleri nedeni ile icra takibinin olumsuz sonuçlandığını ileri sürerek senet bedelinin vade tarihinden itibaren işleyecek faiziyle davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, dava dışı keşidecinin ödeme güçlüğü içerisinde olduğu için takibin olumsuz sonuçlandığını, senedin müvekkili bankanın zilyetliğindeyken kaybolması ile davacının keşideci aleyhine başlattığı icra takibi sonucunda borç ödemeden aciz vesikası alması arasında illiyet bağı bulunmadığını savunmuştur.
Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davalı bankanın kaybetmiş olduğu senedin vade tarihi itibariyle senet borçlusunun borucunu ödeyemeyecek durumda olduğu, senet kaybolmasa ve vadesi sonunda hemen takibe konulmuş olsaydı dahi senet borçlusunun bu borcunu ödeyemeyeceği, senedin davalı banka tarafından kaybedilmesiyle oluşan zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, temyiz harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 01/12/2014 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Dava, davalı vekil hamil bankanın özen yükümlülüğünü yerine getirmemesi nedeniyle uğranılan zararın tazminine ilişkindir.
Her şeyden önce zarar ile tazmini farklı kavramlar olup, doğan bir zararın sonradan tazmin edilmiş yahut edilebilecek nitelikte olması, o zararın doğmamış olduğu anlamına gelmez. Bu bakımdan vekil hamil bankanın, sebepten mücerret ve kambiyo senedi niteliğindeki bonoyu yitirmesinden ötürü alacağını senetsiz olarak takip etmek durumunda kalan davacının bu nedenle somut bir zarara uğradığı ve işbu zararın işbu dava sırasında da giderilmemiş olduğu sabittir.
Öte yandan, davacının davadışı bono borçlusu aleyhine girişmiş olduğu icra takibi borçlunun aczi nedeniyle akim kalmıştır. Üstelik, vekil hamil durumunda olan bankanın, bononun vade tarihleri itibariyle davadışı borçlu hakkında almış olduğu zayi belgesine dayalı olarak herhangi bir takibata girişmemiş olduğu dosya kapsamı ile sabit olup davalı bankanın bu durumda dahi davacı müvekkiline karşı sorumlu olduğu açıktır. Diğer yandan davadışı borçlunun aciz halinden davacının sorumlu olduğu iddia ve ispat edilmiş olmayıp, davacının kendi fiiliyle zararın artmasına sebebiyet verdiğinin kabulü de mümkün değildir. Davacının bu şekilde ortaya çıkan ve dava tarihi itibariyle giderilmemiş olan zararına davalı vekil hamilin özensizliğinin yol açmış bulunduğu kuşkusuz olup davalı bankanın ihmali nitelikteki fiili ile zarar arasında illiyet bağının varlığı izahtan varestedir.
Tüm bu nedenlerle yerel mahkeme hükmünün bozulması görüşünde bulunduğumdan, Dairemizin muhterem çoğunluğunun kararın onanmasına ilişkin görüşüne katılamıyorum.