MAHKEMESİ: ... FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada ... Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 08/04/2014 tarih ve 2014/5-2014/39 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili asıl davada, müvekkilinin “...” ibareli tanınmış markasını 09.11.1995 tarihinde tescil ettirdiğini, Türkiye yanında dünya çapında 26 ülkede tescillerinin bulunduğunu, davalının ise 23/07/2004 tarihinde başvurarak “... ...” ibareli markayı tescil ettirdiğini, tescilin 27/09/2005’de gerçekleştiğini, davalının da tekstil alanında faaliyet gösterdiğini ve ürünlerinin tanıtımlarında “...” ibaresini öne çıkarmak suretiyle kullandığını, tüketiciyi yanılttığını, iltibasa yol açtığını, haksız rekabette bulunduğunu ileri sürerek davalının adına kayıtlı “...+...+...” markasının hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiş, birleşen davada ise, davalının TPE’de tescilli olan “...+...+...” markasını farklı biçimlerde kullandığını, tüketiciyi yanılttığını, iltibasa ve haksız rekabete yol açtığını, ürünler üzerinde ve internet ortamındaki tanıtımlarında sair tabela vb. yerlerde markanın “...” kısmını baskın biçimde kullandığını ve bu kullanım tarzınn markaya tecavüz oluşturduğunu, internet sitesindeki kullanış biçiminde “...” ibarelerinin yer almadığını, markanın TPE’deki tescilinde birleşik çift “...” harfleri olmasına karşılık fiilen ayrık “...” olarak kullandığını, markaya tecavüz ve haksız rekabette bulunulduğunu ileri sürerek tecavüzün men’ini, 10.000 TL manevi ve 10.000 TL maddi tazminata hükmedilmesini, kararın yayınlanmasını talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, iki tarafın markaları arasında görsel ve fonetik farklar olduğunu, dolayısıyla karıştırma ihtimalinin bulunmadığını, müvekkilinin markasında vurgunun son hece olan “...” hecesinde olduğunu, davacı markalarında ise ilk hecede vurgu olduğunu, müvekkilinin markasındaki “...” sözcüğünün farklı bir anlam içerdiğini,müvekkili şirketin 2005 yılı Ağustos ayında kurulduğunu, davacının ...’de şubeleri olduğu için haberdar olduğunu, müvekkilinin İstanbul’da mağaza açmasından sonra davacının harekete geçtiğini, dolayısıyla uzunca bir süre se...iz kaldığını, müvekkilinin markaya bağlı bir kullanım sergilediğini, davacının bir zararı olmadığını, müvekkili şirketin markayı 21/06/2010’da devraldığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, Dairemizin bozma ilamına uyularak, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davalı adına 25, 26 ve 35. sınıflarda 29/07/2005 tarihinde sicile tescilli markanın davacının önceki tarihli markaları ile aynı, benzer ve bağlantılı olduğu ve 556 sayılı KHK'nın 42/b maddesi uyarınca hükümsüzlük koşullarının oluştuğu, birleşen davaya ilişkin kabul kararının kesinleştiği gerekçesiyle davalı adına kayıtlı “... + ... + ...” ibareli 2004/23100 sayılı 23/07/2004 başvuru tarihli ve 29/05/2005 tescil tarihli 25, 26 ve 35. sınıflarda kayıtlı markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkin edilmesine, birleşen dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.
Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına göre, davalı vekilinin bütün temyiz itirazları yerinde değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davalı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, temyiz harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 01/12/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.