Taraflar arasında görülen davada verilen 11/10/2012 tarih ve sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, bazı noksanlıkların ikmali için dosya mahalline gönderilmişti. Bu noksanlıkların giderilerek dosyanın gönderildiği anlaşılmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili bankanın dava dışı tarihleri arasında krediler kullandırıldığını, kredi borçlusu ve kefiller aleyhine başlatılan takiplerin halen devam ettiğini, alacağın tahsil imkanı kalmadığını, kredi borçlusu ile davalı firmalar ve bu firmaların ortakları olan davalılar arasında fiili ve organik bağ bulunduğunu, perdeyi kaldırma teorisine göre ayrılık ilkesinin kötüye kullanıldığını, müvekkil bankanın alacaklarının imtiyazlı alacaklardan olduğunu, 5411 sayılı Kanun'un geçici 13 ve 134. maddelerinin uygulanacağını ileri sürerek, 802.714,58 TL'nin davalılardan faiziyle tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının iddialarının gerçek olmadığını, davacının 5411 Sayılı Kanun'un geçici 13. ve 134. maddesinden yararlanma haklarının bulunmadığını, davacı şirkete borçlu olan firmanın anonim şirket olması nedeni ile ortaklarının şahsi sorumluluğunun bulunmayacağını, önceki şirketin yakınlarının kurmuş olduğu şirketin ayrı bir tüzel kişiliği bulunduğundan buna ilişkin iddiaların kabul edilemeyeceğini, müvekkillerinin ticari ahlak ve hukuk sınırları içerisinde iş yaptıklarını savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davacı bankanın müflis şirkete vermiş olduğu kredilerle ilgili olarak şirket ortaklarının kefaletlerini aldığı, bu yönüyle banka ile müflis şirket arasında bir güven ilişkisinden söz edilemeyeceği için objektif iyi niyet kuralına aykırı davranıldığının ileri sürülemeyeceği, davalı şirketlerin ve bu şirketlerin ortaklarının dava dışı müflis şirketin kanunda sayılan "yönetim ve denetime sahip olduğu iştirakler, hakim ortağı olan tüzel kişiler, gerçek ve tüzel kişi hakim ortaklarının hakim olduğu şirketler ve bu kişiler adına veya onlar hesabına kendi adına para mal veya hak edilen şirketlerin ortakları" durumunda olmadıkları, dava dışı müflis davalı şirketlerin hakim ortağı olmadığı, davacının 5411 Sayılı Kanun'un geçici 13 ve 134. maddesinden yaralanamayacağı gerekçesiyle, davanın redddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, temyiz eden davacı harçtan muaf olduğundan harç alınmasına mahal olmadığına, 23.09.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.