MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada ... ... 6. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 11/06/2013 tarih ve 2013/157-2013/182 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili ile davalı gerçek kişilerin diğer davalı şirketin ortakları olduğunu, şirketin fesih ve tasfiyesi için dava açıldığını, şirket kurulduktan sonra müvekkilinin şirketin hiç bir satın almasına dahil edilmediğini kazancının ne olduğu hususunda diğer ortaklar tarafından bilgilendirilmediğini, özellikle ortaklardan ...'in babası, davalı ...'in eşi olan ...'in şirket ortağı olmamasına rağmen şirket nam ve hesabına her türlü hukuki, ticari vs işleri yürüttüğünü, müvekkilinin bu işlemlerden haberdar edilmediğini, şirket hisselerinin devri konusunda müvekkiline baskı yapıldığını, müvekkili ile diğer ortaklar arasında ciddi uyuşmazlıklar çıktığını, bu nedenle şirketin zarar görmekte olduğunu, hali hazırda şirketin iyi yönetilmediğini belirterek davalı şirkete kayyım atanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili, 14.02.2011 tarihine kadar bizzat işletmenin başında bulunarak yöneten davacının bu tarihten sonra şirket yönetimini fiilen bırakarak bir daha gelmediğini, davacının şirket ve diğer ortaklarla ilişkilerinde kusurlu olduğunu, şirketin ortaklarca atanmış müdürleri bulunmakta olup, şirkete kayyım atanmasını gerektirir bir durumun olmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece yapılan yargılama sonunda iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davalı şirkette tüm ortakların şirket müdürü yetkilerinin mevcut olduğu, şirketi ortaklardan herhangi ikisinin birlikte temsil etme yetkilerinin bulunduğu, MK'nın 427/4 maddesi ve dava tarihinde yürürlükte bulunan mülga ...'nın 435/1 maddesi kapsamında kayyım tayin edilebilmesi için şirkette bir organ boşluğunun bulunması gerektiği, şirket müdürleri azledilmeden şirkete kayyım tayin edilmesinin hukuken mümkün olmadığı, şirketin iyi idare edilmemiş olmasının şirkete kayyım tayinini gerektirmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin davalı şirkete yönelik yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Dava, davalı şirkete kayyım atanması istemine ilişkin olup, böyle bir davada davalı şirkete husumet yöneltilmesi gerekli ve yeterli olup, davalı olarak gösterilen diğer şirket ortaklarına husumet düşmemektedir. Bu nedenle, şirket ortakları yönünden pasif husumet yokluğundan davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile esas yönünden davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış ise de, bu davalılar yönünden dava reddedilmiş olmakla, karar sonucu itibariyle doğru olduğundan anılan hususun neticeye müessir bulunmadığı anlaşılmış, sonucu itibariyle doğru kararın HUMK’nun 438/son maddesi uyarınca gerekçesi değiştirilmek suretiyle onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin davalı şirkete yönelik temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davalı gösterilen şirket ortakları yönünden sonucu itibariyle doğru olan yerel mahkeme kararının gerekçesi değiştirilmek suretiyle ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 0,90 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 06/05/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy