MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada ...3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 17/12/2013 tarih ve 2013/85-2013/495 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacI vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili şirketin 1994 yılından beri havlu, bornoz, dokuma ve konfeksiyon alanında faaliyet gösterdiğini, “ ...“ ibareli tescilli markalarının bulunduğunu, davalının ise bu ibareyi yabancılaştırarak “ ... ...”, “ ... BY ...” şeklinde marka olarak tescil ettirdiğini; ancak markalarını tescil edildiği şekliyle kullanmayıp “ ... by ...” şeklinde müvekkilinin markasına tecavüz ve haksız rekabet oluşturacak biçimde kullandığını, müvekkilinin bu ibare üzerinde öncelikli hak sahibi olduğunu, yine gerek yurt içinde gerekse yurt dışında özellikle Fransa'da tanınmış bir markaya dönüştürdüğünü, davalının kötü niyetli olarak müvekkilinin tanınmışlığından faydalanmak maksadı ile bu ibareyi marka olarak tescil ettirdiğini, ayrıca davalının markalarını tescil ettirdiği sınıflarda kullanmadığını ileri sürerek, davalı kullanımının markaya ve ticaret unvanına tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiğinin tespiti ile önlenmesine, davalı markalarının hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili; taraf markaları arasında benzerlik bulunmadığını, müvekkili şirketin de 1973 yılından bu yana sektörde faaliyet gösterdiğini, müvekkili markalarında esas unsurun “ ...” ibaresi olduğunu, aynı sektörde “ ...” ibareli pek çok marka bulunduğunu, davacının tanınmışlık ve sair iddialarının hukuki dayanağının bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; davacının, davalının marka tescilinde kötüniyetli olduğunu ıspatlayamadığı, bu nedenle davalının marka tescili esnasında iyiniyetli olduğu, davalı markalarının iyiniyetli tescil edilmiş olmaları sebebiyle davacının yaklaşık 7 yıl sonra ticaret unvanına dayanarak hükümsüzlük davası açmasının zımni rıza ve sessiz kalma yoluyla hak kaybı müesseseleri kapsamında olduğu, dolayısıyla uyuşmazlıkta ticaret unvanı ile benzerlik nedeniyle usulüne uygun olarak tescil edilmiş ve koruma süresi devam etmekte olan markanın hükümsüzlüğünün söz konusu olmadığı, davacı .markalarının tanınmış olup olmamasının sonuca etkisinin bulunmayacağı, davalı markalarının bu nedelere dayanılarak hükümsüz kılınması gerektiği iddiasının kabul edilemez olduğu, davalının fiili kullanımlarının davacı markalarına tecavüz teşkil etmediğini, davalının fiili kullanımının tescilli markasına dayanarak gerçekleştirilmesi nedeniyle davacı markaları ve ticaret unvanı ile haksız rekabet de oluşturmadığı, davalının 2004 11844 sayılı " ... ..." ibareli ve 2004 10609 sayılı " ... By ..." ibareli markalarda yer alan "El ve yüz havluları, banyo havluları..." üzerinde markasını kullandığı, dolayısıyla bu mallar açısından markaların kullanılmama nedeniyle hükümsüzlüğünü gerektir bir unsur olmadığı; ancak markaların kapsamında yer alan sair emtia üzerinde davalı kullanımının bulunmadığı, dolayısıyla bu emtialar açısından kullanılmama nedeniyle hükümsüzlük koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kısmen kabul kısmen reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve davalının marka tescilinde kötü niyetli olduğunun kanıtlanamamış olmasına ve her ne kadar hükümden sonra Anayasa Mahkemesi'nin 09.04.2014 tarih 2013/147E- 2014/75K sayılı kararıyla 556 sayılı KHK'nın 42/1-c bendi iptal edilmiş ise de, hükümsüz kılınan mallar bakımından aynı KHK'nın 14. maddesi uyarınca markanın kullanılmaması nedeniyle iptaline ve sicilden terkinine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile kararın ONANMASINA, temyiz harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 10.12.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy