(6100 S. K. m. 61, 63) (818 S. K. m. 110)
Dava: Taraflar arasında görülen davada İstanbul (Kapatılan) 28. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce verilen 5.6.2014 tarih ve 2012/50-2014/136 Sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşüldü:
Karar: Davacı vekili, Başbakanlık Gümrük Müsteşarlığı Tekirdağ Gümrük ve Muhafaza Başmüdürlüğünce dava dışı A... Kaynak Elekt. ve Tel. San. A.Ş'ye ait 15.9.1998 tarih 98D1-3134 Sayılı dahilde işleme izin belgesi kapsamında tescilli 26.8.1999 tarih ve 1333 Sayılı gümrük giriş beyannamesi muhteviyatı eşyaların gümrük vergilerine karşılık olmak üzere bu şirket adına davalı banka ve dava dışı başka bir banka tarafından 2 adet kesin ve süresiz teminat mektubu verildiğini, A... Kaynak Elekt. ve Tel. San. A.Ş'nin dahilde işletme belgesinde öngörüldüğü şekilde ithal ettiği emtiayı gümrük kanunu ve yönetmelikleri gereği işleyerek tekrar yurt dışına çıkışını ispat edemediği, bu sebeple hakkında gümrük ve vergi mevzuatı uyarınca işlem tesis edilerek, tahakkuk ettirilen vergi ve cezaları ödenmesinin ihtar edildiğini, söz konusu ihtara yapılan itirazın reddi üzerine A... Kaynak Elekt ve Tel. San. A.Ş. tarafından 9.11.2004 tarihinde Tekirdağ Vergi Mahkemesi'nde dava açıldığını, açılan davanın müvekkili lehine sonuçlanması üzerine temyiz yoluna başvurulduğunu, Danıştay 7. Dairesi'nce verilen 31.10.2006 tarihli kararla hükmün onandığını, bu kapsamda toplam 250.000,00 TL alacağın bulunduğunu, bu alacağın mükellef şirket tarafından ödenmemesi üzerine süresiz teminat mektubunun nakde çevrilmesi suretiyle alacağın tahsili için 15.8.2011 tebliğ tarihli yazıyla davalıya müracaat edildiğini, davalının 7.10.2011 tarihinde 30.000,00 TL ödemede bulunduğunu, geri kalan kısım yönünden ödemeye yanaşmadığını, ödenen meblağın 6183 Sayılı Kanun uyarınca garameten taksiminin yapılmasıyla birlikte bakiye gümrük vergisi, gümrük vergisi faizi, KDV, KDV faizi, kkdf, kkdf ceza faizi toplamı olmak üzere 230.263,00 TL alacağın bulunduğunu ileri sürerek fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla 220.263,00 TL'nin değişen oranlarda avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, banka şubesinin tüzel kişiliğinin bulunmaması sebebiyle davanın usulden reddinin gerektiğini, müvekkilince verilen teminat mektubuyla gümrük işlemine tabi olan mallar için gümrük vergisi ve fon ile katma değer vergisi için tahakkuk ettirilen 30.000,00 TL ve bunun yasal faizinin garanti edildiğini, diğer borçların ve teminat miktarını aşan kısmın teminat kapsamı dışında olduğunu, davacının tazmin talebine dair yazısında riskin gerçekleştiği tarihin belirtilmediğini, Yargıtay uygulamalarına göre muhatabın lehtar-borçludan olan alacağını uzun süre takip etmemesinden kaynaklı artan zararını garanti verenden isteyemeyeceği, verginin tahakkukundan ve sorumlusundan talep edilmesine rağmen rızaen ödenmeyeceği açılan davalarla anlaşıldığı halde bu davaların kesinleşmesini yıllarca beklenilmesi ve bu süre boyunca faiz talep edilmesinin hakkın kötüye kullanımı niteliğinde olduğunu, teminat mektubu metninde açıkça yasal faizden bahsedildiğini, davacının yaptığı hesaplamalarda faize faiz yürüttüğünü, davaya konu olayda 6183 Sayılı Kanun hükümlerinin uygulanma olanağının bulunmadığı savunarak davanı reddini istemiştir.
İhbar olunan TMSF vekili, davaya konu teminat mektubunda yer alan lehtar firmanın müflis olduğunu, davalının yükümlülüğünün teminat mektubunda belirtilen azami miktarla sınırlı bulunduğunu, davacının dava dilekçesi ve talep yazılarında riskin gerçekleştiği tarihin, talep edilen faiz oranlarının ve faizin hangi dönemleri kapsadığının belirtilmediğini, riskin tazmin talebinden önce gerçekleşmesi halinde ancak riskin gerçekleştiği tarihe kadar olan birikmiş kanuni faiz ve gecikme faizinin talep edilebileceğini, faizli bakiyeye tekrar faiz yürütülmesine dair istemin yersiz olduğunu, teminat mektubunun verildiği tarih ve metni uyarınca kanuni faiz hükümlerinin uygulanacağını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre; davalının taraf ehliyetine dair itirazlarının yerinde görülmediği, alınan bilirkişi raporlarının hükme esas alınır nitelikte olduğu, gerekçesiyle 8.643,00 TL gümrük vergisi, 53.726,00 TL gümrük vergisi faizi, 17.987,00 TL KDV, 111.817,00 TL KDV faizi, 3.241,00 TL kkdf, 24.849,00 TL kkdf cezai faizi toplamı olmak üzere 220.263,00 TL'nin dava tarihi olan 1.3.2012 tarihinden itibaren değişen oranlarda avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili ve ihbar olunan vekili temyiz etmiştir.
1- Davanın ihbarı ve davaya müdahale H.M.K.nın 61. vd. maddelerinde düzenlenmiş olup, aynı Kanunun 63. maddesine göre, ihbar olunan, davayı kazanmasında hukuki yararı olan taraf yanında davaya katılabilir. Dava, ihbar olunan TMSF'ye davalı tarafından ihbar edilmiş, ihbar olunan davaya feri müdahil olarak katılma talebinde bulunmamıştır. İhbar olunan TMSF'ye husumet yöneltilerek açılan bir dava bulunmadığı gibi hüküm de usul ve yasaya uygun olarak sadece davanın açıldığı davalı taraf aleyhinde kurulmuş, ihbar olunan aleyhine herhangi bir hüküm tesis edilmemiştir. O halde, aleyhinde verilmiş bir hüküm bulunmayan ihbar olunan TMSF'nin hükmü temyiz etmekte hukuki yararı bulunmadığından temyiz isteminin reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Garanti sözleşmesi, mülga 818 Sayılı B.K.nın 110. maddesinde düzenlenmiş olup, bu sözleşmeler herhangi bir şekle tabi tutulmadığı gibi, verilen garantinin belli bir limite bağlanmış olması da öngörülmemiştir. Garanti akdinde teminat veren kişi, borçluya ait defileri alacaklıya karşı ileri sürebilme hakkına sahip değildir. Bir tür üçüncü kişinin fiilini taahhüt niteliğini taşıyan garanti sözleşmesindeki bağımsızlık ilkesi gereğince teminat verenin sorumluluğu asıl borcun geçerli oluşuna ve devamına da bağlı değildir. Bu itibarla, garanti veren kişinin sorumluluğu, kefalet veren kimsenin sorumluluğundan çok daha ağır koşullara tabi tutulmuştur. Garanti veren bağımsız bir borç altına girmekte olup, bu yükümlülüğün bir başka borç ile ilgisi yoktur. Buna göre, asıl borçlu gibi yükümlülük altına girme amacını taşıyan sözleşme kefalet, asıl borçlunun borcunu aşabilecek, bir başka deyimle, lehine taahhüt altına girilen alacaklının hiçbir şekilde zarara uğramayacağını temine yönelik sözleşme ise, garanti sözleşmesi olarak nitelendirilmesi gerekmektedir. Kefalet ilişkisinde kefalet verenin bu ilişkide bir yararlanma amacı olmadığı halde; garanti sözleşmesinde ilke olarak teminat verenin bu ilişkide yararı olduğudur. Teminatın objektif olarak belli bir sonucun gerçekleşmesi amacına yönelik olarak verilmesi halinde, garanti sözleşmesinin amaçlandığı kabul edilecektir. Davalı Banka'nın 26.8.1999 tarihli teminat mektubuyla; dava dışı A... Kaynak Elekt. ve Tel. San. A.Ş'nin dahilde işleme izin belgesi kapsamında ithal edeceği eşya için gümrük vergisi ve fon ile katma değer vergisi için tahakkuk ettirilecek bedelin 30.000,00 TL'sını borçluyla birlikte garanti ettiği, dahilde işleme belgesinde öngörülen şekilde ithalatın gerçekleşmemesi veya eşyanın Gümrük Kanunu ve Yönetmeliği'nde yazılı şartlara uygun olarak çıkarıldığı ispat edilmediği halde Gümrük İdaresi'nce vuku bulacak ilk yazılı talep üzerine yeni bir ihtarname keşidesine ve borçlunun rızasını almaya lüzum kalmaksızın Gümrük İdaresi'ne alacağı derhal ödemeyi, teminatın verildiği tarihle paraya çevrildiği tarih arasında geçen günlere ait kanuni faiz ve gecikme zammını derhal ödemeyi taahhüt ettiği anlaşılmaktadır. Teminat mektubunda "müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla" ibareleri yer almakla birlikte yukarda açıklanan hususlar uyarınca bahsi geçen teminat mektubunun garanti sözleşmesi kapsamında değerlendirilmesi gereklidir.
Somut olayda; taraflar arasındaki ihtilaf garanti sözleşmesiyle dava dışı üçüncü kişinin borcunun limit dahilinde garanti edilip edilmediği, garanti sözleşmesi uyarınca davalının borcunun ne zaman muaccel hale geldiği (garanti edilen riskin hangi tarihte gerçekleştiği), hangi hususların sözleşmeyle garanti kapsamında sayıldığı, davacı tarafından talep edilen meblağ içerisindeki ücret kalemlerinin garanti sözleşmesi kapsamında kalıp kalmadığı, uygulanması gerekli faizin nevi ve oranının ne olacağı, riskin daha önce gerçekleşmiş sayılması halinde davacının garanti verene makul sürede başvurup başvurmadığı, makul sürede başvuru yapılmaması halinde artan zarar bulunup bulunmadığı ve bu zararın davalıdan istenilip istenilmeyeceği hususlarında toplanmaktadır. Mahkemece alınan bilirkişi raporu uyarınca yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmiş ise de dosya içerisinde 29.4.2014 tarihli raporla bilirkişi K. A. tarafından imzalı 4.4.2014 tarihli iki adet rapor yer almaktadır. Söz konusu raporların içerikleri de birbirinden farklılık arzetmektedir. Mahkeme gerekçesinde bu durum izah edilmediği gibi hangi bilirkişi raporuna ne suretle dayanıldığı gerekçeleriyle açıklanılmamış bu suretle mahkeme kararlarının gerekçeli olması gerektiğine dair hukuk normlarına da riayet edilmemiştir. O halde mahkemece oluşturulacak yeni bir bilirkişi heyetinden yukarda kapsamı ve sınırları belirtilen uyuşmazlık konusu hususları irdeler mahiyette rapor alınmak suretiyle işin esasına yönelik bir karar verilmesi gerekirken eksik incelemeyle ve yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan sebeplerle ihbar olunan TMSF vekilinin temyiz isteminin reddine, (2) numaralı bentte açıklanan sebeplerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün davalı yararına BOZULMASINA, ihbar olunan TMSF harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına, ödenen temyiz peşin harcın istemi halinde temyiz eden davalıya iadesine, 23.02.2015 tarihinde oybirliği ile, karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy