MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada ... 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 16.10.2012 tarih ve 2007/62-2012/517 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi asıl ve birleşen davada davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, asıl davada müvekkili ile davalının 01.12.2003 tarihinde süresiz olarak acentelik sözleşmesi ve buna ek olarak cari hesap sözleşmesi imzaladıklarını ve bu sözleşme ve eki cari hesap sözleşmesinin daha sonra taraflar arasındaki mutabakat ile 2005 yılı Ağustos ayı içinde 5 yıl süre ile yenilendiğini, müvekkili sözleşme gereği üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirerek çalışmakta iken, davalı tarafın sözleşmeye aykırı tutumları ile karşılaştığını, davalı tarafın hakediş ödemelerinde temerrüde düştüğünü, müvekkilinin durumun düzeleceği umuduyla çalışmasını devam ettirdiğini, 2006 Ekim ayında sözleşme gereği ödenmesi gereken Nisan-Mayıs-Haziran-Temmuz-Ağustos 2006 dönemlerine ait hakedişlerin zamanı geçmiş olmasına rağmen ödenmemesi üzerine davalının temerrüdü ve sözleşmeye aykırı davranışının dayanılmaz hal aldığını, müvekkilinin bunun üzerine 26.10.2006 tarihli ihtarname ile ödeme istemini ve kanuni haklarını kullanacağını, 26.11.2010 tarihli ihtarname ile de ödeme istemini ve kanuni haklarını kullandığını, ayrıca temerrüt nedeni ile 1.905,21 TL üzerinde hapis hakkını kullandığını yazılı olarak davalıya ihtar ettiğini, sonrasında sözleşmenin devamında fayda kalmadığını belirterek sözleşmenin haklı sebeple feshi hazırlığı içerisindeyken, davalı şirket tarafından sözleşmenin haksız olarak feshi ile müvekkiline ait işyerinin 15.12.2006 tarihinde devir alındığını, bu devir sırasında davacının doğmuş haklarının kendisine ödenmediğini, ileri sürerek, fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla hakediş karşılığı doğmuş olan alacaklarının şimdilik 7.000,00 TL'sinin 15.12.2006 tarihinden itibaren ticari temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsilini; birleşen davada ise davalının haksız feshi sebebiyle uğradığı 6.500 TL maddi, 10.000 TL manevi zararın faizi ile davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili asıl davada, davacı acentenin işyerinde 20.11.2006 tarihinde yapılan denetimde 22.330,13 TL'nin kasada bulunmadığının tespit edildiğini, davacının tutanağı imza ederken hapis hakkını kullandığını beyan ettiğini, Cari Hesap Sözleşmesi'nin 5/B. maddesi ile kasadan nakit kullanılamayacağı ve TTK'nın 132/son yollaması ile MK 865 md. göre hapis hakkından feragat karşısında cari hesap sözleşmesinin 5/B maddesi gereğince sözleşmenin feshedildiğini, işyerinin 15.11.2006 tarihinde devir alındığını, davacı iddiaları ve hesaplamanın yanlış olduğunu, 14.12.2006 temerrüt tarihinden dava tarihi 05.02.2007 tarihine kadar 53 günlük cezai şarttan 23.723,04 TL alacaklarının bulunduğunu, bu alacaklarının mahsubu gerektiğini; birleşen davada ise haksız feshin söz konusu olmadığını, davacının tacir olup imzaladığı sözleşmeye aykırı davranarak sözleşmenin münfesih olmasına yol açtığından maddi ve manevi tazminat taleplerinin yersiz olduğunu savunarak davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, asıl davada, davacı acentenin 2006 yılı Ekim ayı itibari ile hak edişlerden 14.561,61 TL alacağı olduğu, ancak taraflar arasında düzenlenen Acentelik Sözleşmesi eki Cari Hesap Sözleşmesi ikinci maddesi ödeme şekli başlıklı (B) bendine göre acentenin hiçbir nedenle kasadan nakit kullanamayacağı böylesi bir tespitin ... Kargo'ya tek taraflı fesih hakkı doğuracağı, aynı sözleşmenin ödeme başlıklı (C) bendine göre ise acentenin ... Kargo adına tahsil ettiği kargo taşıma bedellerini hergün ... Kargo'nun belirteceği banka hesabına yatıracağı bu süreyi aşan her gün için %2 gecikme cezası ödeyeceği düzenlemesi ve taraflar arasında davacı acentenin ... Kargo adına tahsil ettiği kargo taşıma bedellerine hapis hakkını kullandığı gerekçesi ile ödemekten kaçınması konusunda bir uyuşmazlık bulunmadığı da dikkate alındığında sözleşmenin feshinde davacı acentenin kusurlu olduğu, davacı acentenin 53 günlük gecikmeden kaynaklanan 23.723,04 TL gecikme cezasından sorumlu olduğu, bu durumda, davacı hakediş alacağı 14.561,61 TL'nin, sorumlu olacağı cezai şart alacağı 23.723,04 TL için davalının takas def'i dikkate alındığında sonuç olarak talep edebileceği bir alacağının bulunmadığı; birleşen davada ise sözleşmenin feshinde davacı acentenin kusurlu olduğu, 818 sayılı BK'nın 106-108 md. göre tazminat talebinde bulunamayacağı, teminat bonosunun iadesine yönelik talebine gelince, davalının acente tarafından kendilerine 30.000,00 TL teminat bonosu verildiği iddiasını kabul etmediği, HMK'nın 190. maddesine göre, ispat yükünün bu konuda davacı acente üzerinde olduğu ancak davacı acentenin teminat bonosunun davalıya teslim edildiğine dair senet niteliğinde bir delil sunmadığı gibi bu konuya ilişkin somut olarak yemin deliline de dayanmadığı gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, asıl ve birleşen davada davacı vekili temyiz etmiştir.
Asıl dava, taraflar arasında düzenlenen acentelik sözleşmesinden kaynaklanan hak ediş ödemelerinden bakiye alacağının tahsili, birleşen dava ise sözleşmenin haksız feshi sebebiyle tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir. Uygulanması gereken 6762 sayılı TTK'nın 132. maddesi gereğince, acente müvekkili aciz halinde bulunmadığı takdirde ancak muaccel alacakları için hapis hakkı kullanabilecek olup, taraflar arasında cari hesap sözleşmesi bulunduğundan acentenin alacağı TTK'nın 95. maddesi gereğince cari hesabın kesilmesi ve ayrıca sözleşmenin F bendinde yer alan "taraflar karşılıklı olarak hesap durumlarını gösteren hesap özetlerini her ayın sonunda yek diğerine göndermeyi ve 10 gün içerisinde itiraz edilmemesi halinde mutabık kalınmış sayılacağını kabul eder'' hükmü gereğince mutabakat yapılması ile muaccel hale gelebilecektir. Somut olayda ise davacı acente henüz mutabakat sağlanmadan ve alacağı muaccel olmadan kasa açığı tutanağı ile tespit edilen miktarda parayı kasadan yedine almış ve bu miktar üzerinde hapis hakkını kullandığını belirtmiştir. Ancak bu tarih itibari ile yukarıda açıklandığı şekilde davacının muaccel hale gelmiş bir alacağı bulunmadığından TTK'nın 132. maddesinde öngörülen hapis hakkının kullanımı da söz konusu olmayacaktır. Bilirkişi raporuna göre de bu durumda davalının alacağı ile davacı alacağı mahsup edildiğinde davacının herhangi bir alacağı kalmadığından davanın bu gerekçe ile reddi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru değil ise de karar, sonucu itibarıyla doğru olduğundan hükmün değişik bu gerekçe ile onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan hükmün, açıklanan değişik gerekçe ile ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 25,20 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 31.10.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy