Taraflar arasında görülen davamesi’nce verilen 14/02/2013 gün ve 2012/951-2013/96 sayılı kararı onayan Daire’nin 09/12/2013 gün ve 2013/8203-2013/22349 sayılı kararı aleyhinde davacı vekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Davacı, 2007 yılından önce davalı bankanın Yavuzlar Şubesi müdürü olarak çalışan davi şahısla evli olduğunu, 05.05.2004 tarihinde kendi adına davalı 500 TL havale geldiğini, eşinin de bu paranın kendi hesabına aktarıldığını bildirdiğini, uzunca bir dönem bölge müdürü olarak çalışan eşinin evlilik hayatları boyunca banka hesapları konusunda personeli baskı altında tutarak kontrolü altına almış olduğundan personelinin hiçbir şekilde hesapları hakkında döküm ve bilgiyi kendisine vermediğini, 10.08.2007 tarihinde yazılı olarak bankaya başvuruda bulunduğunu, 05.09.2007 tarihinde mesai bitimine yakın kendisiniçağırdıklarını, şubede kendisini müfettiş olarak tanıtan kişinin verdiği evrakları imzaladığını, ancak parasının ödenmediğini, müfettiş olarak gelen kişinin de eşi ile irtibatlı olduğunu ve önceden planlanan bir senaryonun üzerinde tatbik edildiğini düşündüğünü, almadığı bir para için notere gidip ibra vermenin anlamsız olduğunu, bankadan para çekmediğini ileri sürerek, 76.500 TL alacağının tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın zamanaşımına uğradığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, BK'nın 39. maddesine göre dava açma hakkı, hileyi öğrenmeden veya tehdidin ortadan kalktığı tarihten itibaren 1 yıl olduğu, ibranamenin düzenlenme tarihi olan 05.09.2007 tarihinden dava tarihine kadar 5 yıllık bir süre geçtiği, taraflar arasında 3 yıl süren bir boşanma davası olduğu, davacıya 5 yıl boyunca tehdidin sürdüğünü kabul etmek mümkün olmadığı, boşanma davasının 2010 yılı itibari ile kesinleşmekle, dava tarihine kadar yine 1 yıllık hak düşürücü süre dolduğu, esasa girmeksizin davanın hak düşürücü süre yönünden reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılarak, davanın hak düşürücü süre yönünden reddine dair verilen kararın davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine karar, Dairemizin 09.12.2013 günlü ilamıyla onanmıştır.
Davacı vekili bu kez karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
./..
-2-
Dosyadaki yazılara, mahkeme kararında belirtilip Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebepler ile temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması istenmiş ise de duruşma için gerekli tebligat gideri konulmadığından duruşma isteminin reddedildiği, buna ilişkin olarak 15.05.2013 tarihli tutanağın düzenlenmiş olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin HUMK’nun 440. maddesinde sayılan hallerden hiçbirisini ihtiva etmeyen karar düzeltme isteminin reddi gerekmiştir.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin karar düzeltme isteminin HUMK’nun 442. maddesi gereğince REDDİNE, alınması gereken 52,40 TL karar düzeltme harcı peşin ödenmiş olduğundan yeniden alınmasına yer olmadığına, 3506 sayılı Yasa ile değiştirilen HUMK'nın 442/3. maddesi hükmü uyarınca, takdiren 228,00 TL para cezasının karar düzeltilmesini isteyen davacıdan alınarake gelir kaydedilmesine, 27/03/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy