MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada Amasya 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 30/11/2012 gün ve 2010/136-2012/381 sayılı kararı onayan Daire’nin 21/11/2013 gün ve 2013/5042-2013/21135 sayılı kararı aleyhinde davalı vekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Davacı vekili, davacının Ziraat Bankası Amasya Şubesi'nden ...'ın genel kredi sözleşmesi ile kullanmış olduğu 24 ay vadeli krediye kefil olduğunu, kredi verilirken ...'ın adına kayıtlı taşınmaza ipotek konulduğunu, ...'ın müvekkilinin kefil olduğu krediyi 5 ay önce kapatarak 25.06.2008'de ilk imzalanan genel kredi sözleşmesinden yararlanarak yenilediğini, ...'ın kredi taksitlerini zamanında ödememesi üzerine müvekkilinin icra tehdidi altında değişik tarihlerde toplam 39.778 TL ödeyerek borcu kapattığını, borç kapanınca bankaca ipotekli taşınmazdaki ipotek hakkının kefile devredilmesi hususunda Amasya Tapu Müdürlüğü'ne yazı yazıldığını, ancak borç devam ederken 26.08.2008 tarihinde Ziraat Bankası tarafından ipoteğin fek edildiğini, müvekkilinin krediye kefil olurken kredi için taşınmaz ipoteği verildiğinden taşınmazın güvencesi nedeniyle kefil olduğunu, ipotek fek edilince müvekkilinin bankaya ödediği paranın teminatından yoksun kaldığını, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 39.798 TL nin 05.03.2010 tarihinden itibaren ticari faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, her ne kadar, ilk kredi sözleşmesine göre borç kapatıldıktan sonra davacı yeni yapılan bir kredi sözleşmesine kefil olmuş gibi görünse de, aslında açılan ikinci kredinin, birinci kredinin zamanından önce ödenmesine, verilen teminatlara göre tanınan, ilk kredinin devamı niteliğinde olduğu ve teminatın kalktığından davacının haberinin bulunmadığı, davalı bankanın basiretli bir tacir gibi davranmadığı, asıl borçluya başvurmadan kefillere icra tehdidi altında borcu ödettiği, teminatı onların haberi olmaksızın kaldırdığı, kendi alacağını tahsil ettiği, ancak kefile verilmesi gereken teminattan onu yoksun bıraktığı gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile 35.570 TL'nin 05/03/2010 tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline dair verilen karar davalı vekili tarafından temyizi üzerine Dairemizin 21.11.2013 tarihli kararı ile onanmıştır.
Dosyadaki yazılara, mahkeme kararında belirtilip Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre, davalı vekilinin HUMK’nın 440. maddesinde sayılan hallerden hiçbirisini ihtiva etmeyen karar düzeltme isteğinin reddi gerekir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davalı vekilinin karar düzeltme isteğinin HUMK’nın 442. maddesi gereğince REDDİNE, alınması gereken 52,40 TL karar düzeltme harcı peşin ödenmiş olduğundan yeniden alınmasına yer olmadığına, 3506 sayılı Yasa ile değiştirilen HUMK'nın 442/3. maddesi hükmü uyarınca, takdiren 228,00 TL para cezasının karar düzeltilmesini isteyenden alınarak Hazine’ye gelir kaydedilmesine, 03/04/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy