MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada .... Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 08.10.2013 tarih ve 2011/258-2013/533 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... Bostancı tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin kendisine ait araçları ile muhtelif tarihlerde davalının işletmekte olduğu çimento fabrikasına hammadde ve imal ettiği dökme ya da paket çimentoların belirlenen yerlere taşınması işini yaptığını, yapılan işlere ilişkin düzenlenen faturaların davalı şirkete teslim edilmesine rağmen bedellerinin ödenmediğini, taşıma bedellerinin tahsili için Bucak İcra Müdürlüğü'nün 2010/1578 Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlattıklarını, ancak davalı borçlunun takibe ve borca itiraz ettiğini ileri sürerek, itirazın iptaline, takibin devamına, davalının haksız itirazı nedeniyle %40'tan aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkili şirket ile davacı şirketin hammadde taşımacılığı hususunda anlaştıklarını, bu anlamda ilk faturanın davacı şirket tarafından 07/09/2009 tarihinde tanzim edildiği ve yaklaşık 3 aylık bir süreçten sonra taraflar arasındaki ticari ilişkinin sonlandırıldığını, bu süreçte davacının kullandığı bir kısım faturaların sıkıntılı olması sebebiyle müvekkili şirketin alması gerekli KDV iadesini Bucak Vergi Dairesi'nden alamadığını ve maddi anlamda zarara uğradığını, davacının iddialarını ve alacağın varlığını kabul anlamına gelmemekle birlikte, müvekkilinin bu anlamdaki zararının takas ve mahsubunu talep ettiklerini, icra dosyasına yapılan itirazda belirtildiği üzere takip alacaklısının talep ettiği miktar ile ödeme emri ekindeki faturalar ve dayanak gösterilen cari hesabın birbiriyle uyum göstermediğini, alacağın varlığını kabul anlamına gelmemek kaydıyla likit ve belirli bir alacağın olmaması sebebiyle icra inkar tazminatı talebinin reddi gerektiğini, taraflar arasında kanunun zikrettiği türden bir cari hesap mukavelesi bulunmadığını, ödeme emri ekinde gelen fatura tutarının davacıya çek ile ödenmiş olduğunu, dolayısıyla icra takibinin cari hesaba dayandırılmasının mümkün olmadığını, çünkü taraflar arasında cari hesap sözleşmesi bulunmadığını, ayrıca müvekkili şirket tarafından davacı şirketin nakliye işlerinde çıkan başka sıkıntılar sebebiyle, aradaki sözleşme uyarınca 30/11/2009 tarihinde 8.229,51 TL asıl alacak 1.481,31 TL KDV olmak üzere 9.710,82 TL bedelinde nakliye ceza bedeli faturası kesildiğini, taraf ticari defterlerinin incelenmesi halinde bu durumun ortaya çıkacağını ifade ederek, davanın ve icra inkar tazminatı talebinin reddine, alacaklının kötü niyetli olarak takip başlatması sebebiyle kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, takibe konu alacağın 21/01/2010 tarihli 10.660,00 TL bedelli cari hesap alacağı olduğu, ancak taraflar arasında cari hesap sözleşmesinin olmadığı, davacının takip konusu alacağın varlığını ispatlamasının gerektiği, davacı şirketin 2009 yılı yevmiye defterinin kapanış tasdikinin bulunmaması sebebiyle lehine delil niteliğine sahip olmadığı, davalı şirket defterlerinin usulüne uygun tutulduğu, davalı defterine göre davalının davacıya 475,03 TL borçlu olduğu gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, Bucak İcra Müdürlüğü'nün 2010/1578 Esas sayılı takip dosyasına vaki itirazın 475,03 TL'lik kısmının iptaline, bu miktar üzerinden takibin devamına, fazlaya ilişkin talebin reddine, 475,03 TL'nin %40'ı oranında icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1–Davacı vekili tarafından verilen temyiz dilekçesi, davalı vekiline 29.01.2014 günü tebliğ edilmiş ve hüküm, 10 günlük katılma yoluyla temyiz süresi geçirildikten sonra 14.02.2014 tarihinde temyiz edilmiştir. 01.06.1990 gün ve 1989/3 esas, 1990/4 sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararı'nda, süresinden sonra yapılan temyiz istemleri hakkında Yargıtay tarafından da bir karar verilebileceği öngörüldüğünden, davalı vekilinin katılma yoluyla temyiz isteminin HUMK'nın 432/4. maddesi uyarınca süre yönünden reddine karar vermek gerekmiştir. Öte yandan, temyiz dilekçesinin verilme usulü HUMK'nın 434. maddesinde açıklanmış olup, buna göre temyiz dilekçesinin temyiz defterine kayıt ettirilip, harca tabi davalarda temyiz harcının yatırılmış olması gerekmektedir. Davalı tarafından bu işlemler yapılmaksızın verilmiş temyiz dilekçesinin incelenme kabiliyeti bulunmaması nedeniyle temyiz isteminin bu sebeple de reddine karar verilmesi gerekmiştir.
2–Davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin katılma yoluyla temyiz isteminin REDDİNE, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA, alınmadığı anlaşılan 119,00 TL temyiz başvuru harcı ile 25,20 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, temyiz harcı davacıdan peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 18.06.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy