Taraflar arasında görülen davada verilen 05/11/2013 tarih ve 2011/23-2013/198 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, gayrimenkul değerleme şirketi olan müvekkili şirketin 15/02/2005 tarihinde kurulduğunu, dava tarihi itibariyle çok sayıda kişi ve kuruluşa değerleme hizmeti sunduğunu, '' markasını 15.11.2007 tarih ve 2007 60540 sayı ile 36 ve 42. sınıflarda adına tescil ettirdiğini, markayı kullanıp bilinir hale getirdiğini, davalı ... haksız ve iltibas yaratacak şekilde alan adını davalı şirkete tahsis ettiğini, ibaresinin müvekkilinin tescilli markası olduğu gibi iki şirketin faaliyet alanları da aynı olduğundan alan adının müvekkiline tahsisi için talepte bulunduklarını, kaldı ki davalı şirketin bu siteyi 02.08.2008 tarihinde kullanmaya başladığını, bu tarihin de davalının marka başvurusunun reddi tarihinden sonra olduğunu, davalıların fiillerinin davalılardan arafından belirlenen kurallara da aykırı bulunduğunu, öte yandan söz konusu fiillerin 556 sayılı KHK hükümleri uyarınca marka hakkına tecavüz eden ve hükümleri uyarınca haksız rekabet teşkil eden fiiller olduğunu ileri sürerek davalı şirket adınatarafından tahsis edilen adının fiilen kullanılmaya başladığı tarihin tespitine, davacıya ait markaya tecavüzün durdurulması ve önlenmesine, tecavüzün devamını engellemek için gerekli tedbirlerin alınmasına, alan adının davacı adına tahsis edilmesine, kararın ilgililere tebliğ ve kamuya ilanına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı ... vekili, diğer davalıya yapılan alan adı tahsisinin bu konudaki usule uygun olduğunu, davacının itirazına dayanak yaptığı marka başvurusunun alan adı tahsisinden sonraki bir tarihte yapılmış olması sebebiyle davacının talebinin yerinde olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Davalı şirket vekili, müvekkilinin kullandığı alan adının usulüne uygun olarak kayıt edildiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davaya konu taraflar arasında çekişmeli “ alan adının tahsisi için 01.11.2007 tarihinde davalı şirket tarafından başvuruda bulunulduğu, başvuru sırasında, .tr Alan Adları Kuralları gereği başvuru sahibinden istenen belge olarak 24.10.2007 tarihli davalı şirketin ticaret siciline tescilini belgeleyen sicil tasdiknamesinin sunulduğu, buna göre davalının unvanı ile 24.10.2007 tarihinde ticaret siciline
./..
-2-
kaydolduğu, ticaret unvanının ilk üç kelimesinin baş harflerinin kısaltması olan “" ibaresinin alan adının ayırt edici ilavesi olarak kabul edildiği, başvurunun tarafından 6 ay süreyle ilan edildiği, ilan süresi içinde (davacı dahil) herhangi bir itirazın yapılmadığı, bu halde, çerçevesinde başvuruyu ilan eden ve belirlenen itiraz süresi üzerine alan adı tahsis işlemlerinden el çekmiş olan, Yönetimi ve bağlı olduğu daval kişiliğine davanın yöneltilmesi için hukuki bir dayanak ve yarar bulunmadığı, davacının tescilli ticaret unvanı ile ayrı bir kullanım veya marka tesciline gerek olmaksızın, unvanı dolayısıyla ve kendiliğinden unvanının ilk harfleri olanharfleri üzerinde de ticaret alanında kullanılan bir işaret olarak hak elde etmesinin mümkün olmadığı, çerçevesinde yürütülen sistemde, "önce gelen alır " şeklinde özetlenen ilke gereği, ilk başvuran alan adını almakta, ilan veya öğrenme üzerine alan adının ayırt edici kısmı üzerinde daha önce bir hakkı bulunan kimse, başvuru sahibinin kötü niyetli olduğunu veya işareti kullanmakta bir hukuki yararı bulunmadığını kanıtlaması koşuluyla alan adının iptali veya adına devrini talep edebileceği, dolayısıyla somut olayda davalının çekişmeli alan adını almakta kötü niyetli olduğu ya da işareti içeren alan adını almakta hukuki ve meşru bir gerekçesi veya bağlantısı olmadığı yönünde bir kanıt sunulmadıkça davalı alan adının davacıya devri veya terkini için yasal bir gerekçe bulunduğundan söz edilemeyeceği, davalı internet alan adı başvurusunun yapılmış olduğu dönemde veya bu tarihten önce kullanıldığı ve dahası tanınmış marka olarak kabulü için koşulların oluştuğu veya fiili kullanımla ayırt edici nitelik kazanmış olduğunu kanıtlayan bir belge de sunamadığı, davacı şirketin, unvanıyla ticaret siciline tescil tarihinin 2005 senesine karşılık geldiği kuşkusuz ise de, bu tarihten marka tescil başvurusuna kadar kullanımlarının unvan kullanımı ve “şeklinde gerçekleştiği, ancak ibaresini, ticaret siciline tescil edilmiş olduğu 15.02.2005 tarihinden davalının davaya konu alan adı tescil başvurusunu yapmış olduğu 01.11.2007 tarihine kadar etkin şekilde fiilen kullandığı, bu ibareye ayırt edici nitelik kazandırdığı, davalı kullanımını, alan adı tahsisini yasaklama hakkı elde ettiğini tevsik edecek herhangi bir belge mevcut bulunmadığı gerekçeleriyle davalı yönünden açılan davanın pasif husumet yokluğundan reddine, davalı şirket aleyhine açılan davanın ise esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, davacıdan temyiz harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 15/09/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy