MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada ... ... 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 13/02/2014 tarih ve 2012/286-2014/27 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin sigortalısının 6.200 Euro bedelli emtiasının davalı taşıyıcının sorumluluğu altında taşınırken kaybolduğunu, bu nedenle sigortalısına 10.108 TL tazminat ödediğini ve sigortalısının halefi olduğunu, taşıyıcının kaybolan eşya ile ilgili makul ve kabul edilebilir bir açıklaması olmadığı için ağır kusurlu sayılması gerektiğini, ayrıca ödenen tazminatın rücuen tahsili için icra takibi de başlattığını, davalı tarafın takibe itiraz ettiğini ve takibin durduğunu ileri sürerek müvekkilinin sigortalısına nakliye hasarı için ödediği 10.108 TL hasar tazminatının ödeme tarihinden itibaren işletilecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsil edilmesini talep ve dava etmiş, 06.03.2012 tarihli ıslah dilekçesi ile de davalı aleyhine ikame edilen alacak davasının itirazın iptali davası olarak devamını istemiştir.
Davalı vekili, gerek davaya konu alacağın gerekse itirazın iptali istemine dönüştürülen davanın zaman aşımına uğradığını, davacının eşyanın kaybolması ile ilgili olarak makul bir açıklama yapılmadığı için davalının ağır kusurlu sayılması gerektiğine dair iddiasını ise ispatlayamadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davalı asıl taşıyıcı aleyhine 12.06.2009 tarihinde icra takibi başlattığı, davalının süresinde, 26.06.2009 tarihinde, icra dairesinin yetkisine ve borca itiraz ettiği, 02.03.2011 tarihli dava dilekçesi ile alt ve üst taşıyıcı davalıların bu icra takibine itiraz etmeleri nedeniyle dava açma zaruretinin hasıl olduğunun belirtildiği, daha sonra davanın itirazın iptali davası olarak ıslah edildiği, itiraz alacaklıya tebliğ edilmemiş ise de alacaklı vekili tarafından dava açıldığı tarihte takibe itirazla ilgili tüm hususları öğrenmiş sayılması ve dolayısıyla bir yıllık hak düşürücü dava açma süresinin en geç bu tarihten itibaren başlatılması gerektiği, buna göre ıslah tarihi itibariyle bu sürenin geçmiş olduğu, ayrıca halefiyet hakkına dayalı olarak açılan rücu davasında yetkili icra müdürlüğünün genel hükümlere göre belirlenmesi gerektiği, davalının ikametgahının ..., davacının sigortalısının ikametgahının ... olduğu, emtianın ...'da kaybolduğu, dolayısıyla ... İcra Daireleri'nin yetkili olmadığı gerekçeleriyle dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmiştir.
Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve davanın süresinde olmaması nedeniyle kurulan mahkeme hükmünde, icra dairesi yetkili olmadığından dava şartının da bulunmadığı yönünde karar verilmesi doğru değil ise de, davanın hak düşürücü süre içerisinde ikame edilmediğine dair mahkeme gerekçesinin yerinde bulunmasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün yukarıda açıklanan gerekçeyle ONANMASINA, temyiz harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 30/10/2014 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
MUHALEFET ŞERHİ
Dava, itirazın iptali davası olup mahkemece takibin yapıldığı icra dairesinin yetkili olmadığı ve itirazın iptali davasının da 1 yıllık süre içerisinde açılmadığı gerekçesiyle rededilmiş; Dairemiz çoğunluğunca hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle mahkeme kararı onanmıştır.
Ancak, İİK'nun 67/1. maddesi gereğince takip talebine itiraz edilen alacaklı, itirazın tebliği tarihinden itibaren bir sene içinde mahkemeye başvurarak genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava edebilir. Bu süre hak düşürücü süre olduğundan ve yasada açıkça bu sürenin itirazın tebliği tarihinden başlayacağı belirtilmiş olduğundan alacaklının bir başka şekilde bu itiraza ıttıla kesbetmiş olması sürenin başlaması için yeterli olmadığı gibi açılan alacak davasında zamanaşımı def'inde bulunulması nedeniyle davanın, itirazın iptali davası şeklinde ıslah edilmesinin kötüniyetli davranış kabul edilmesi ve dava dilekçesinin içeriğinden de itirazla ilgili tüm hususları öğrendiğinin belli olduğu gerekçesiyle ıttılanın hak düşürücü sürenin başlangıcına esas alınmasına da katılmadığımızdan sayın çoğunluğun kararına katılmıyoruz.
Full & Egal Universal Law Academy