MAHKEMESİ: ... 2. FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada ... 2. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 30/12/2013 tarih ve 2011/70-2013/309 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı ve davalı vekilleri tarafından istenmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin giyim ve tekstil sektörü başta olmak üzere bir çok alanda faaliyet gösterdiğini, Madrit Protokolü uyarınca WIPO nezinde pek çok ülkede markasını tescil ettirdiğini, yapmış olduğu reklam ve tanıtım faaliyetleri ile markasını tanınmış marka düzeyine çıkardığını, davalı adına TPE nezdinde 2010/13619 noda kayıtlı “...” ibareli markanın müvekkili adına daha önceden tescil edilmiş “...” ibareli markalarla ayırt edilemeyecek düzeyde benzer olduğunu, davalı markasının müvekkiline ait markaların tescilli olduğu sınıflarla aynı sınıfta yer alması nedeniyle markalar arasında iltibas tehlikesinin bulunduğunu, davalının müvekkiline ait markanın tanınırlığından istiafade etmek üzere kötü niyetle markasını tescil ettirdiğini ileri sürerek davalının marka hakkına tecavüz oluşturan eylemlerinin men'i ve ref'i ile davalı adına 2010/13619 noda tescilli “...” ibareli markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili; taraf markaların benzer olmadığını, markalar arasında iltibas tehlikesinin bulunmadığını, esasında davacı markasının uluslar arası tanınmışlığı olan “...” markasından esinlenilerek oluşturulduğunu, bu markayla iltibas oluşturması nedeniyle davacı markasının kötü niyetle tescil edildiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre; taraf markalarının 556 Sayılı KHK'nın 7/1-b maddesi uyarınca ayırt edilemeyecek düzeyde benzer olmadıkları, ancak 8/1-b maddesi uyarınca ortalama tüketici nezdinde karıştırılma ihtimallerinin bulunduğu, davacı markasının, davalının marka tescil başvurusu tarihi itibariyle tanınmış marka düzeyine erişmesi ve davalının marka tescil tarihinin çok öncesinden beri tescilli olması sebebiyle somut olayda kötü niyetli tescilin bulunduğu, gerekçesiyle davalı adına TPE nezdinde 2010/13619 noda tescilli “...” ibareli markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, davacının diğer taleplerinin reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı ve davalı vekilleri temyiz etmiştir.
Dava; marka hakkına tecavüzün men'i ve davalı adına tescilli markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesi istemine ilişkindir.
1-Mahkemenin gerekçeli kararı 10/02/2014 tarihinde, davalı vekilinin temyiz dilekçesi ise 21/3/2014 tarihinde davacı vekiline tebliğ edilmiştir. Davacı vekili 01/04/2014 tarihinde yasal süresinden sonra sunduğu katılma yoluyla temyiz dilekçesi ile hükmü temyiz etmiştir. HUMK 432/4. maddesine göre yasal süresinden sonra yapılan temyiz istemleri hakkında mahkemece bir karar verilebileceği gibi, 01/03/1990 gün ve 3/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca Yargıtay tarafından da bu konuda karar verilebileceğinden, davacı vekilinin katılma yoluyla temyiz isteminin süre yönünden reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Davalı vekilinin temyiz isteminin incelenmesine gelince; dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
SONUÇ:Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin katılma yoluyla temyiz isteminin süre yönünden REDDİNE, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, temyiz harcı taraflardan peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 13/10/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.