MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada ... 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 21/11/2013 tarih ve 2013/125-2013/866 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 14/04/2015 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davalılar vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalılarca "Hisse Senedi Devir ve Kabul Sözleşmesi" yazılı bir belge karşılığında müvekkilinden 50.001 DM tahsil edildiğini, müvekkiline parasını her istediği anda alabileceği ve yüksek oranda faiz garantisinin verildiğini ancak, herhangi bir faiz ve para ödemesi yapılmadığını, yapılan işlemin mevzuat hükümlerine aykırı olduğunu, davalıların taahhütlerini yerine getirmeyerek sebepsiz zenginleştiğini ileri sürerek, şimdilik 49.625,98 TL'nin davalılardan tahsilini, davalı şirketle kurulmuş geçerli bir ortaklık ilişkisinin bulunmadığının tespitini ve ilgili mevzuata aykırı şekilde kurulan yatırım ilişkisinin hükümsüzlüğünü talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama ve dosya kapsamına göre, bozma ilamında belirtilen hususların incelenmesi için bilirkişi raporu alınmasına karar verildiği, davacının kesin süre içinde bilirkişi ücretini yatırmadığı, davanın ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava ortak olunmadığının tespitiyle ödenen paranın istirdadı istemine ilişkin olup, mahkemece kesin mehil içinde bilirkişi ücretinin yatırılmadığı gerekçesiyle dava reddedilmiştir. Ancak, bilindiği üzere davaların kısa zamanda sonuçlandırılması, adaletin bir an önce tecellisi için, taraflarca veya mahkemelerce yapılması gereken bir kısım adli işlemler sürelere bağlanmıştır. Bu sürelerin bazılarını kanun bizzat belirlerken bir kısmının belirlenmesi ise hakime bırakılmıştır. Dava tarihinde yürürlükte bulunan 1086 sayılı HUMK'nın 163. (HMK 94. md.) maddesine göre hakimin belirlediği süreler kural olarak kesin değildir. Ancak, hakim kendi belirlediği sürenin kesin olduğuna da karar verebilir. Kesin süre verilmesinin temel amacı, tarafların davayı uzatıcı ve hükmü geciktirici tutum ve davranışlarını önlemektir. Hak kaybına yol açmak gibi ağır hukuki sonuçlar doğuran kesin süre kurumunun hakim tarafından dikkatli, duyarlı bir şekilde kullanılması gereklidir. (HGK'nın 28.04.2010 gün, 2010/2-221/241 E.K.)
Somut olayda; mahkemece, 25.04.2013 tarihli oturumda, davacı tarafın bilirkişi ücretini bir aylık kesin sürede yatırmasına karar verilerek duruşma 18.07.2013 gününe ertelenmiş, davacı taraf kesin süreden sonra fakat sonraki duruşma tarihinden önce 24.06.2013 tarihinde bilirkişi ücretini yatırmıştır. Davacı vekili müvekkilinin yurt dışında olduğunu ve bu nedenle masrafın geç yatırıldığını bildirmiştir. Bu durumda, bilirkişi ücretinin kesin süreden sonra yatırılmasının yargılamayı uzatmadığı, verilen kesin mehilin amacına ulaştığı apaçık ortada olduğundan mahkemece bilirkişi incelemesi yaptırılarak oluşacak sonuç çerçevesinde karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 17/04/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy