Taraflar arasında görülen davada verilen 27/03/2012 gün ve 2011/686-2012/346 sayılı kararı onayan Daire’nin 17/12/2013 gün ve 2013/9717-2013/23037 sayılı kararı aleyhinde davacı vekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin dava dışı arasında imzalanmış imtiyaz sözleşmesi çerçevesinde, yılında imzaladığı sözleşme uyarınca 30 yıllığına “” gibi reklam alanlarının kullanım hakkına sahip olduğunu, bu arada arasında 21.11.1989 tarihinde görev verme, 30.03.1996 tarihinde de 3096 Sayılı Kanun’a dayanılarak işletme devir sözleşmesi imzalandığını, 09.02.1994 gün ve sayılı kararı uyarınca bu yasaya göre yapılan sözleşmelerin kamu hizmeti imtiyaz sözleşmeleri niteliğinde olduğunu, müvekkili şirketin her yıl olduğu gibi 23.12.2002 tarihinde fiyat belirleme amacıyla gönderdiği yazıya, davalı şirketçe 02.04.2002 tarihinden itibaren elektrik ticareti faaliyetlerinin devralındığı ve 1992 tarihli sözleşmenin hükümsüz sayıldığı cevabının verildiğini, oysa. arasındaki imtiyaz sözleşmesinin ortadan kalkmasının, davalının halen yürürlükte olan 1992 tarihli sözleşme uyarınca halefi konumunu etkilemeyeceğini ileri sürerek, 40.000,00 TL manevi ve şimdilik 1.000,00 TL maddi tazminatın tahsilini talep ve dava etmiş, ıslah dilekçesi ile maddi tazminat talebini 30.000,00 TL’ye yükseltmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, Dairemizin bozma ilamına uyularak yapılan yargılama neticesinde, arasındaki imtiyaz sözleşmesinin, 27.03.2002 tarihli kararı ile iptal edilmesi üzerine, Bakanlar Kurulu’nca 15.04.2002 tarihinde, daha önce yapılan elektrik dağıtım ve ticaretinin artık tarafından yapılmasına karar verilmiş, böylece davacı ile arasındaki 24.06.1992 tarihli sözleşmede fiilen uygulanamaz hale geldiği, davacının sözleşme imzaladığı şirket bu olayda külli halefi olması veya ticari işletmesini ondan devralması gibi herhangi bir sebeple anılan
.../...
-2-
sözleşmenin tarafı haline gelmesinin söz konusu olmadığı, davalının 02.04.2002 tarihinden 23.12.2002 tarihine kadar davacının varsa reklam amaçlı kullanımına sessiz kalması da, o dönemde mevcut hukuki belirsizlikler ve davalıya işletme hakkı verilen bölgenin genişliği gibi somut olayın özel koşulları dikkate alındığında, davacı ile dava dışarasındaki 24.06.1992 tarihli sözleşmeyi aynı şartlarla devam ettireceği anlamına gelmediği, davalının bu süre içinde davacıdan herhangi bir ücret aldığı iddiası da ortaya konulmadığına göre, anılan sessiz kalma sadece fiili bir durumu yansıtıp, davalının sözleşmeye katılma iradesini göstermediği, bu durum karşısında, somut olayın özellikleri de dikkate alınarak davalının pasif husumet ehliyetinin bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine dair tesis edilen karar, davacı vekilinin temyizi üzerine, Dairemizce onanmıştır.
Davacı vekili, karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
Dosyadaki yazılara, mahkeme kararında belirtilip Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre, davacı vekilinin HUMK’nın 440. maddesinde sayılan hallerden hiçbirisini ihtiva etmeyen karar düzeltme isteğinin reddi gerekir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin karar düzeltme isteğinin HUMK’nın 442. maddesi gereğince REDDİNE, alınması gereken 52,40 TL karar düzeltme harcı peşin ödenmiş olduğundan yeniden alınmasına yer olmadığına, 3506 sayılı Yasa ile değiştirilen HUMK'nın 442/3. maddesi hükmü uyarınca, takdiren 228,00 TL para cezasının karar düzeltilmesini isteyenden alınarak gelir kaydedilmesine, 09/09/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy