MAHKEMESİ:TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada ... (Kapatılan) 20. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 19/02/2014 tarih ve 2013/385-2014/45 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 28/04/2015 günü hazır bulunan davacı vekili Av. ... ile davalı vekili Av....dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalının müvekkili şirket ile akdetmiş olduğu rekabet yasağı sözleşmesine ve taahütlerine aykırı olarak olarak rakip firmada çalışmaya başladığını, davalının davacı nezdinde çalıştığı dönemde vakıf olduğu müşteri çevresine ilişkin bilgileri rakip firma için kullanmak suretiyle rekabet yasağına ilişkin sözleşmeyi ihlal ettiğini ileri sürerek, sözleşmede öngörülen 25.000 TL cezai şarttan şimdilik 1.000 TL 24/08/2011 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, sözleşmenin geçerliliği için gerekli koşulların oluşmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlara göre, kesin süre içerisinde bilirkişi ücretinin yatırılmadığı, rekabet yasağı sözleşmesi ile ... ilinin tamamının rekabet yasağı kapsamına alınmış olmasının rekabet yasağının işçinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürecek şekilde olduğunu gösterdiği, TBK'nın 445. maddesinde (eBK m 349 ) öngörülen sözleşmenin geçerlilik şartının olayda oluşmadığı gerekçesiyle ispatlanmayan davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, işçi ile iş akdinin hitamından sonra geçerli olmak üzere yapılan rekabet etme yasağına aykırılığa dayalı cezai şart istemine ilişkindir.
Olaya uygulanması gereken Mülga 818 sayılı BK’nın 348/2.maddesine göre “Rekabet memnuiyetine dair olan şart, ancak işçinin müşterileri tanımasından ve esrara nüfuzundan istifade ederek iş sahibine hissolunacak derecede bir zarar husulüne sebebiyet verebilecek ise, caizdir.” Buna göre işçinin müşterileri tanıdığı ve (veya) esrara nüfuzunun bulunduğu ve bunun da iş sahibine etki edecek derecede zarara sebebiyet verebileceğini ispat yükü bunu iddia eden davacıda olmakla birlikte, daha önce bir ilaç şirketi olan davacı firmada ürün müdürü olarak çalışan davalı işçi, davacıdan ayrıldıktan sonra dava dışı başka bir ilaç firmasında aynı pozisyonda ürün yöneticisi olarak ve etken malzemesi aynı olan ürün yönünden çalışmaya başlamış olup, davalının çalışma pozisyonu dikkate alındığında davacıya etki edecek derecede zarara sebebiyet verebileceği karine olarak kabul edilmelidir. Karinenin aksini iddia eden davalı taraf ispat etmelidir. Mahkemenin bu konuda ispat yükünü davacıya yüklemesi doğru olmamıştır.
Ayrıca, Mülga BK’nın 349.maddesine göre “Rekabet memnuiyeti ancak işçinin iktisadi istikbalinin hakkaniyete muhalif olarak tehlikeye girmesini menedecek surette zaman, mahal ve işin nevi noktasından hal icabına göre münasip bir hudut dahilinde şart edilmiş ise muteberdir.”
Somut olayda davaya dayanak yapılan rekabet yasağı sözleşmesinde süre iki yıl olarak öngörülmüş, coğrafi sınır da ... ili olarak belirlenmiştir.
Mahkemece rekabet sözleşmesinde rekabet mahalli olarak ...’un belirlenmesi sözleşmenin geçersizliği sebeplerinden biri olarak benimsenmiş ise de, bu konuda davalının çalışma hayatındaki müktesebatı, tecrübesi ve uzmanlık alanına göre, rekabet yasağı sözleşmesinde yer alan yer sınırlamasının onun iktisadi geleceğini tehlikeye atacak mahiyette hakkaniyete aykırı bir sınırlama teşkil edip etmediği hususunda, ispat yükünün davalıda olduğu dikkate alınarak, uzman bir bilirkişi ya da bilirkişi heyetinden rapor alınmadan karar verilmesi de doğru olmamıştır.
Bu durumda, mahkemece, yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda, somut olaya özgü olarak işin niteliği de gözetilerek ispat yükünün davalıda olduğu ilke olarak kabul edilmek ve sonucuna göre bir karar verilmek gerekirken eksik incelemeye ve ispat yükü konusunda yanılgılı değerlendirmeye dayalı olarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 1.100,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 30/04/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.