MAHKEMESİ :FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada.... Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 12/12/2013 tarih ve 2013/139-2013/249 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davacının uzun yıllardır elektronik güvenlik ve denetim ekipmanları ürettiğini ve bu ekipmanların tanıtımı ve ihracatını yaptığını, 2004 yılından bu yana davacının distribütörü olan davalı şirketin "..." markalı mallarının Türkiye'de satışını yaptığını, davalının davacının izni olmadan ...’ ibareli markaları TPE nezdinde adına tescil ettirdiğini, bu markaların esasen daha önceden 28/10/2003 tarihinde Çin'de müvekkili şirket adına tescili yapılmış olan markalar ile aynı olduğunu, davalı tescilinin kötüniyetli olduğunu, davalının anılan markaları davacının menfaati için kendi adına tescil ettirdiğini markaları davacıya devredeceğini bildirmesine rağmen devir işlemleri için girişimde bulunmadığı gibi davalı şirkete olan borcunun silinmesinin talep edildiğini ileri sürerek, davalı adına tescilli 2007/34330, 2008/28572 ve 2008/51539 numaralı markaların öncelikle davacıya devrine aksi halde hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili davalı şirketin davacının grup şirketlerinden olan .... üzerinden yapılan distribütörlük sözleşmesi çerçevesinde, davacı tarafça üretilen bütün ürünlerin Türkiye'deki tek satıcısı olduğunu, davaya konu markaların, taraflar arasındaki tek satıcılık sözleşmelerine istinaden yıllarca müvekkili tarafından kullanıldığını, davaya konu markaların tescilinden sonra davacıya devredileceği şeklindeki davacı beyanının gerçek dışı olduğunu, dava konusu markaların davalı adına tescilinin, davacı şirketin bilgi ve onayı dahilinde gerçekleşmiş olduğunu, davacının markanın davalı adına tescilinden ve davalı tarafından kullanılmasından haberdar olduğunu, bu kullanıma yıllardır sessiz kaldığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; taraflar arasında 2004'ten itibaren süre gelen bir tek satıcılık sözleşmesi bulunduğu, davacının menşe ülke Çin'de ilki 2003'de tescil edilen çekişmeli "..." markalarının hak sahibi olduğu; taraflar arasındaki sözleşmelerde çekişmeli markaların davalı adına Türkiye'de tescili için izin verilmediği, sözleşme ilişkisi devam ederken izinsiz olarak davalı tarafından kötü niyetli olarak tescil ettirildiği, zira taraflar arasında kurulan sözleşme ilişkisinin bozulmasına yakın tescil ettirilen bu markaların davacı markalarının logosu dahil birebir aynısı olduğu ve davalının
bedeli mukabili dava konusu markaların satışına hazır olunduğunu davacıya ihtarname ile bildirdiği, tüm bu vakıaların, davalının bozulan ilişkiler ve uyuşmazlık sürecindeki pozisyonunu güçlendirmek amacıyla kötü niyetli marka tescillerini yaptırdığını açıkça ortaya koyduğu, taraflar arasındaki elektronik posta yazışmalarında da davalı şirket temsilcisinin, dava konusu marka tescillerinin markayı korumak maksadı ile ve aralarında mevcut iyi ilişkilere dayanarak yaptırıldığını, aralarındaki sorunlar çözüldüğünde markayı devretmeye hazır olduklarını belirtmesine rağmen markaların devrinin dava tarihine kadar gerçekleşmediği, davacının sessiz kalma yolu ile hak kaybından söz edilemeyeceği, zira marka sahibi davacının tescilden haberdar olduktan sonra haklarını takip ettiği, bu konuda taraflar arasında yapılan yazışma, görüşme ve ihtarların da sonuçsuz kaldığı, açıklanan nedenlerle 556 sayılı KHK'nın 17. maddesindeki devir koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulü ile 2007/34330, 2008/28572 ve 2008/51539 sayılı markaların 556 sayılı davacıya devrine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, temyiz harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 05/11/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy