MAHKEMESİ :SULH HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada ... 1. Sulh Hukuk Mahkemesi’nce verilen 18/02/2014 tarih ve 2013/944-2014/327 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı şirkete Finansal Kiralanan Makine ve Ekipman Sigorta Poliçesi ile sigortalanan müvekkiline ait iş makinesinin hasarlandığını, taraflarca hasar tutarının 8.169,13 TL olduğu hususunda mutabakata varılmış olmasına rağmen, davalının 2.653,00 TL ödeme yaptığını ileri sürerek, şimdilik 5.516,00 TL hasar tazminatının davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı şirket vekili, davacının husumet ehliyeti bulunmadığını belirterek husumet itirazında bulunmuş, esastan da davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, tüm dosya kapsamı ve uyulan bozma ilamı doğrultusunda, mülkiyeti davacıya ait ekskavatörün Tunceli Mazgirt bölgesinde çalışma esnasında arızalandığı, bilirkişinin raporuna göre hasar miktarının 11.366,00 TL olduğu, taraflar arasındaki poliçenin muafiyet esaslı olduğu, taraflar arasında muafiyetin uygulanması husunda itilaf bulunduğu, davalı ... şirketinin davaya konu olayda birden fazla hasar mevcut olduğunu, her bir hasarın ayrı ayrı muafiyete tabi tutulması gerektiğini, bu durumda sadece 3566,00 TL tutarındaki bir hasarın muafiyetten yüksek olduğunu, diğer dört hasarın muafiyet sınırı altında kaldığını iddia ederek tazminat bedelini ödemek istemediği, davalı tarafın bu iddiasını sigorta hukukunun genel ilkeleri ile sigortanın genel amacına aykırı olduğu, davaya konu hasarların bir bütün olarak ele alınması ve muafiyetin uygulanması sonucunda davacı tarafın talep edebileceği tazminat miktarının tespitinin gerektiği, ancak davacı tarafın bazı hasarların muafiyet sınırları altında kaldığını kabul ederek 8.169,13 TL tutarındaki hasarın hesaplamaya dahil edilmesini talep ettiği, taleple bağlılık kuralı gereğince hesaplama yapılması gereken hasar tutarının 8.169,13 TL lik kısım olduğu, sigorta poliçesindeki muafiyet hükmüne göre alınan bedelden 700,00 USD tutarında indirim yapılmasının gerektiği, bilirkişi raporuna göre davacı tarafa ödenmesi gereken tazminat tutarının 7.256,26 TL olduğu davalı şirket tarafından davacıya 29/11/2007 tarihinde 2.653,00 TL ödeme yapıldığı dikkate alındığında davacı tarafın davalıdan talep edebileceği tazminat miktarının 4.603,26 TL olduğu gerekçesi ile davanın kısmen kabulü ile, 4.603,26 TL alacağın dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Mahkemece, temyiz harç ve masraflarının süresi içerisinde tamamlanmaması nedeniyle 07.01.2015 tarihinde davalı vekilinin temyiz isteminin reddine dair ek karar verilmiştir.
Ek karar,davalı vekili tarafından teyiz edilmiştir.
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve bir işlemin tamamlanmasının ancak o işlemin yapılacağı merci önünde olmasına, 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 457 ve müteakip maddeleri ile anılan kanunu yürürlükten kaldıran ancak "Havale" konusunda 818 sayılı BK'nın hükümlerini aynen koruyan 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun 555 vd. maddeleri uyarınca havale aracısı, havale gönderenin vekili durumunda olduğundan işlemin, havalenin alıcıya verildiği anda oluşmasına, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 10.10.2001 tarih, 2001/2-924 Esas, 2001/683 Karar, 22/01/2003 tarih, 2003/11-10 Esas, 2003/19 Karar, 13/04/2005 tarih, 2005/12-239 Esas 2005/254 Karar sayılı kararlarında da belirtildiği üzere kararı temyiz eden davalı vekilinin temyiz harç ve giderini mahkemeye posta havalesi yolu ile göndermiş ve mahkeme veznesine 12.05.2014 tarihinde temyiz süresi geçtikten sonra ulaşmış olmasına ve bu durumda, davalı vekili tarafından HUMK'nın 432. maddesinde öngörülen 15 günlük yasal temyiz süresi içerisinde temyiz dilekçesinin temyiz defterine kaydedilip, harcının da yatırılması işlemlerinin yerine getirilmemiş ve kararın yasal süresi içerisinde temyiz edilmemiş olmasına göre, davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile yerel mahkemenin temyiz isteminin reddine dair ek kararının ONANMASINA, temyiz harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 22/04/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy