MAHKEMESİ : ANKARA 2. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 26/11/2014
NUMARASI : 2014/66-2014/382
Taraflar arasında görülen davada Ankara 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 26/11/2014 tarih ve 2014/66-2014/382 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili ve katılma yoluyla davalı Şirket vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin “T..” ibareli 9, 16, 20, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 35, 37, 38, 40 ve 41. sınıf mal ve hizmetleri içeren 1994/85600, 1995/85779, 1989/115619, 1994/149293,1994/149084, 1994/157196, 1995/159110, 1996/171720, 1996/171739, 1996/171736, 1996/171728, 1996/171730, 1995/85778, 1998/193574,1998/189921, 1998/192077, 2002/5031, 1999/10537, 1999/10536, 1999/10535, 2000/13335, 2001/2637, 2002/2948, 2002/27050, 2002/27051, 2003/19926, 2004/12877, 2005/32261, 2006/3814, 2006/23061, 2006/53472, 2006/62247, 2006/62248, 2006/64177 ve 2007/23015 no'lu tanınmış markaların sahibi olduğunu, davalının 23/05/2011 tarihinde, 2011/43406 sayılı "Z..." ibareli 29 ve 35. sınıf ürün ve hizmetleri içeren marka tescil başvurusunda bulunduğunu, müvekkilinin iltibas ve tanınmışlık vakıalarına dayalı olarak başvurunun reddi istemi ile itirazda bulunduğunu ancak, itirazın reddedildiğini oysa, başvurunun tescilinin müvekkili markaları ile iltibasa sebebiyet verebileceği gibi, müvekkilinin markalarının tanınmışlığından haksız yarar sağlayıp, itibar ve ayırt edici karakterine de zarar vereceğini ileri sürerek, TPE YDİK'in 2014/M-7 sayılı kararının iptalini ve davalı adına tescil edilen markanın hükümsüzlüğü ile sicilden terkinini talep ve dava etmiştir.
Davalı TPE vekili, YDİK kararının usul ve yasaya uygun olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Davalı Şirket vekili, taraf markaları benzer olmadığından iltibas oluşturmadığını, müvekkili markasının davacı markalarından farkı mal ve hizmetlerde kullanıldığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma, toplanılan deliller, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacının markalarının “T..” ibareli olup, asıl ve ayırt edici unsurunun da “T..” sözcüğünden oluştuğu, ev tekstili ürünleriyle ilgili belli bir tanınmışlık elde ettiği, başvurunun ise, "Z....." olduğu, davacının “T..” ibareli markalarıyla davalının "Z....." ibareli başvurusu arasında ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunmadığı, davacının markalarının genel olarak özel ve özgün bir düzenleme ve renk kombinasyonuyla bütünleştirilmiş olup, ayırt ediciliğinin daha da güçlendirildiği, ortalama düzeydeki alıcı kitlesinin, yargılama konusu 29 ve 35. sınıf ürün ve hizmetler için ayırdığı satın alım süresi içinde, "Z..." ibareli işareti gördüğünde derhâl ve hiç düşünmeden bunun “T..” ibareli markalardan farklı bir marka olduğunu algılayabileceği, davacının “T..” ibareli markalarının tekstil ürünleriyle ilgili sektörde tanınmış sayılmasının da bu sonucu değiştirmeyeceği, başvurunun tescilinin, davacıya ait belli bir tanınmışlık yahut bilinirlik elde etmiş markanın itibarından haksız biçimde yararlanma sağlamayacağı, davacı markasının gücünün ve etkileme alanının zayıflamasına neden olmayacağı, “T..” ibaresinin davacının yarattığı orijinal bir kelime olmayıp, herkes tarafından kullanılan, işletmesel köken itibariyle ayırt ediciliği düşük bir kelime olduğu, TPE nezdinde “T..” ibareli birçok firmaya ait farklı hatta aynı tür malları içeren, büyük çoğunluğu uzun yıllar önce tescil edilmiş marka tescilleri bulunduğundan davacının, farklı birçok ürün için uzun yıllardan bu yana farklı firmalarla eş zamanlı süren kullanım sırasında doğmayan haksız yararlanma, itibar ve ayırt edici karakterine zarar verme unsurunun davalı markası için nasıl doğduğunu veya doğacağını ispat edemediği, tetkikatın tescil belgelerinde bulunan işaretin orijinal hâline göre gerçekleştirilmesi gerektiği, tescilden sonra fiili kullanıma konu edilecek işaret ve ambalaj kompozisyonlarını içermediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili ile katılma yoluyla davalı şirket vekili temyiz etmiştir.
1-Davacı vekilinin temyiz dilekçesinin davalı Şirket vekiline 24/02/2015 tarihinde tebliğ edildiği, davalı Şirket vekili tarafından UYAP sistemi üzerinden katılma yoluyla temyiz dilekçesi gönderildiği, temyiz harcının 10.03.2015 tarihinde yatırıldığı anlaşılmıştır. HUMK'nın 432/4'ncü maddesine göre, süresinden sonra yapılan temyiz istemleri hakkında mahkemece bir karar verilebileceği gibi, 01.06.1990 gün 3-4 sayılı İBK uyarınca Yargıtayca da bu konuda bir karar verebileceğinden davalı Şirket vekilinin katılma yoluyla temyiz isteminin süre yönünden reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı Şirket vekilinin katılma yoluyla temyiz isteminin REDDİNE, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun bulunan hükmün ONANMASINA, temyiz harcı davacıdan peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davalı Şirket'e iadesine, 02/12/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy