MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada ... Asliye Hukuk Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 24/10/2014 tarih ve 2014/496-2014/602 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili; müvekkilinin davalı ile yaptığı üye işyeri sözleşmesine istinaden POS cihazı kullandığını, 25.08.2004 tarihinde ... ve... adlı şahısların 20.000 TL'lik alışveriş için kredi kartı kullandığını, banka şube yetkililerince paranın kayden hesaba geçirildiğinin söylendiğini, buna güvenen müvekkilinin faturasını keserek satışa konu malları bu kişilere teslim ettiğini, ancak satış bedeli 20.000,00 TL'nin davacı banka şubesi tarafından ödenmediğini, yine 18.08.2004 tarihinde...isimli şahsın vadeli hesaba aktarılmış bulunan 9.000,00 TL'lik kredi kartıyla yaptığı alışveriş bedelinin de müvekkili hesaplarına geçilmediğini, belirtilen paraların hiç bir açıklama yapılmaksızın hesaplarda önce bloke edilip sonra geri çekildiğini, gönderilen ihtarnameye verilen cevabi ihtarnamede de kredi kartlarının usulsüz ve sahte olduğunun bildirildiğini, müvekkilinin kusuru bulunmadığını, işlem bedeli olan 29.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili; davacının kullanmış olduğu POS cihazının 35 gün vadeli olduğunu, bu süre zarfında çekilen paranın blokeli olarak havuzda bekletildiğini, olaya konu kredi kartlarının yurtdışı kredi kartı olduğunu, yurtdışı merkezin 20.000 TL’lik işlemde kullanılan kartların sahte olduğunu bildirmesi üzerine blokedeki paranın kur farkı ile birlikte toplam 12.720,48 TL’sinin yurtdışı banka tarafından geri alındığını, yurtdışı bankaca yapılan açıklamada “kural olarak aynı anda satılan mal bedeli için tek işlem slibi kullanılması, slip bölünmemesi gerektiği” ifadesinin kullanıldığını, kalan 16.279,51 TL’nin Merkez Bankası’na ödenmek üzere hesapta bekletildiğini, davacının basiretli bir tacir gibi hareket ederek kimlik kontrolü yapması gerektiğini, davacının üye işyeri sözleşmesine aykırı hareket ederek aynı satış için slip bölme yöntemiyle bedeli tahsil etmeye çalıştığını ve müvekkilinden herhangi bir alacağının bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece bozma sonrası yapılan yargılamaya göre, davacının davalıdan 18/08/2014 tarihli işlem nedeniyle 9.000 TL ve 25/08/2004 tarihli 20.000 TL'lik işlem nedeniyle davalının uhdesinde kalan 7.279,52 TL alacaklı olduğu, tarafların tacir olması ve aralarında yapılan işlemin ticari iş niteliğinde olmasından dolayı ticari faiz işletilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava, üye işyeri sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tazmini istemine ilişkindir.
Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan HMK'nın 297 vd. maddelerinde hükmün nasıl tesis edileceği ve sonrasında gerekçeli kararın nasıl yazılacağı etraflıca düzenlenmiştir. Yargılamanın açık bir şekilde yapılması ve tesis edilen hükmün açıkça belirtilmesi gereklidir. Bu nedenle hükmün açık, anlaşılır, infaz edilebilir şekilde tesis edilmesi ve sonradan yazılacak gerekçeli kararın kısa karara uygun olması ve ayrıca gerekçenin de hüküm fıkrasına uygun olması gerekmektedir. Zira, kararın hüküm fıkrası ile gerekçesi birbirine sıkı sıkıya bağlı olup, aralarında çelişki bulunmaması, birbirlerine uygun olması esastır.
Somut olayda, kararın gerekçe kısmında, davacının davalı bankadan toplam 16.279,52 TL alacaklı olduğu belirtilmiş olmasına rağmen hüküm fıkrasında, toplam 25.279,52 TL’nin davalı bankadan tahsiline karar verilerek gerekçe ile hüküm fıkrası arasında çelişki oluşturulmuştur. Bu durumda, mahkemece çelişki içermeyen ve gerekçe ile hüküm fıkrasının uyuştuğu yeni bir karar verilmek üzere kararın bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
2- Bozma sebep ve şekline göre, davacı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davalıya iadesine, 20/04/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.