MAHKEMESİ : FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 29.03.2016 tarih ve 2014/280-2016/29 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin .... Alman firmasının....’deki yetkilisi olduğunu, bu firmanın yeraltı araştırma cihazı ürettiklerini, bu firmanın "...." markası üzerinde hak sahibi olduğunu, aynı zamanda "...." ibaresinin bu firmanın ticaret unvanı olduğunu, davalı ile .... firması arasında 30 Haziran 2011 tarihinde ön distribütörlük sözleşmesi ve 15 Haziran 2012'de ana distribütörlük sözleşmesi imzalandığını, davalının marka sahibi .... firmasından hiçbir şekilde izin almadan ve firmayı bu konuda bilgilendirmeden 18 Mart 2013 tarihinde tamamen yetkisiz bir şekilde "...." markasının kendi adına tescili için TPE'ye başvuruda bulunduğunu, bu firma ile davalı arasındaki sözleşme fesholunduktan sonra müvekkili ile .... firması arasında 01-02 Ocak 2014 tarihinde sözleşme imzalandığını, bu sözleşme ile....'nin tüm bölgelerinde bu firmayı temsil etme ve KS-700 zemin analizörünün....'de pazarlama yetkisinin verilmiş olduğunu, davalının marka tesciline müvekkilinin ve dava dışı .... firmasının itiraz ettiğini ancak itiraz süresi geçtiği gerekçesiyle reddedildiğini, müvekkilin KS-700 zemin analizörünün yetkili pazarlayıcısı olmasına rağmen tanıtım ve satış faaliyetlerinde bulunamadığını, davalının marka tescilinde kötüniyetli olmasınından dolayı 2013/24819 tescil nolu "...." markasının tescilinin hükümsüzlüğüne, sicilden terkinine ve marka hakkında tecavüzün tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, 2013/24819 tescil nolu "...." markasının müvekkili tescil edildiğini, TPE ve Avrupa Patent Ofisi nezdinde tescil edilmiş başka bir "...." markası bulunmadığını, davacının iddia ettiğinin aksine "...." şirketi bir evin bodrum-garaj tipi bir yerde iş yapan mahalle arası basit bir işletme olduğunu, davacının bu davayı açamayacağını, davacının aktif husumet ehliyeti bulunmadığını, markanın hükümsüzlüğü için 556 sayılı KHK'nın 7. ve 8. maddesinde aranan şartların bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; davacının, dava dışı .... firmasından KS-700 cihazının....'de satışı için sözleşme imzaladığı, davacının inhisari lisans hakkı aldığı, zarar gören olarak bu davayı açabileceği, dava dışı .... firmasın markasının tanınmış marka olmadığı, bu firma ile davalı arasında KS-700 cihazlarının satışı için 15/06/2012 tarihinde dispirötörlük anlaşması imzalandığı, davalının bu firmadan izin ve onay almadan marka tescili yapmış olmasının iyiniyetli sayılamayacağı, TTK'nın 18/2. maddesine göre basiretli bir tacir gibi davranma yükümlülüğüne aykırı davranıldığı, davacının yada dava dışı alman firmasının tescilli yada tescil için yapılmış bir marka başvurusunun olmadığı, bu nedenle 8/1-b ve 7/1-b hükümsüzlük şartlarının oluşmadığı, davalının TPE'de kayıtlı markası olduğundan marka tecavüzünün oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, marka hükümsüzlüğü istemine ilişkin olup, mahkemece hükümsüzlük koşulları oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Davacı, iş bu davayı gerçek hak sahibi olduğu iddia olunan yurt dışı .... firmasından almış olduğu lisans sözleşmesine istinaden açmıştır. Ancak, gerek davacının gerekse dava dışı .... firmasının tescilli markası bulunmamaktadır. Bu nedenle taraflar arasında düzenlenen lisans sözleşmesinin 556 sayılı KHK'nin 21. ve 73. maddeleri kapsamında geçerli bir sözleşme olmadığı, bu sözleşmeye dayanarak davacının sözleşmelerin nisbiliği ilkesi gereği 3. kişi konumunda olan davalıya karşı hükümsüzlük iddiasını ileri süremeyeceğinden işbu davayı açamayacağı, aktif dava ehliyetinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi hatalı ise de sonucu itibariyle doğru olan kararın değişik bu gerekçeyle onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile sonucu itibariyle doğru olan hükmün açıklanan değişik bu gerekçe ile ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 6,70 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 07.05.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy