Taraflar arasında görülen davada verilen 12/11/2015 tarih ve 2014/77-2015/208 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava, 6100 sayılı Kanun'un geçici 3/2. maddesi delaletiyle uygulanması gereken HUMK 3156 sayılı Kanun ile değişik 438/1 maddesi hükmü gereğince miktar veya değer söz konusu olmaksızın duruşmalı olarak incelenmesi gereken dava ve işlerin dışında bulunduğundan duruşma isteğinin reddiyle incelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili müvekkili şirketin yalnızca bilgisayar yazılımı, veri depolama ve bu hususlarda eğitim verme alanlarında değil, aynı zamanda tekstil sektöründe de faaliyet gösterdiğini, 9 ve 42'inci sınıfları kapsayacak boyutta sekiz farklı türevde 1988 yılından bu yana tescilli olduğunu; davalıya ait markasının kötü niyetle tescil edildiğini, müvekkili şirkete ait markayla 42'inci sınıf bakımından örtüştüğünü, zaten tanınmış markanın her türlü sınıf boyutunda geniş korunduğunu ileri sürerek hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili müvekkili şirketin davacı şirket lehine, onun bilgisayar yazılım programlarının satışı ve yaygın kullanımına yönelik ticarî faaliyette bulunduğunu; böylece davacı şirketinatışlarını arttırdığını ayrıca müvekkili şirkete ait markasına başvuru işlemleri esnasında davacı şirketin itiraz ettiğini ve fakat bu itirazının Yeniden Değerlendirme Kurulu tarafından reddedildiğini, davacı şirkete ait markanın okunuş, düzenleniş, işitsel ve anlam itibariyle farklı olduğunu; karıştırılma ihtimalinin bulunmadığını; müvekkili şirketin markasının başında yer alan şekil unsurunun dâhi farklılığı ortaya koyduğunu, müvekkili şirketin kötü niyetli olduğu iddiasının tamamen gerçek dışı olduğu; hatta davacı şirkete markasıyla ilgili sorun olup olmadığının e-posta ile sorulduğunu davacı şirketin de sorun olmadığı yönünde beyanda bulunduğunu savunarak davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan deliller, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; ortalama tüketici algısı dikkate alındığında; taraf markalarının taşıdıkları görsel, duysal ve anlamsal özellikleri itibari ile tescil olundukları, 42.sınıfta karışıklığa sebebiyet verecek herhangi bir yönlerinin bulunmadığı, davalı markasının aynı sınıfta tescilli bulunmasına ve daha sonra tescil edilmesine rağmen esas unsurları bakımından taşıdığı farklı özellikler nedeniyle davalı markaları aleyhine haksız bir kullanımın bulunmadığı tüm dosya kapsamı ile markasının aynısının kullanılmadığı, görsel benzerliğin bulunmadığı, dava konusu markaların her türlü tüketiciye değil, bilgisayar yazılımıyla ilgilenen uzman ve yarı uzman tüketiciye hitap ettiği ve bu niteliği itibari ile de ibarelerinin ayırt edilememesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
.../...
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 3,70 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 20/09/2017 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
Davalıya ait markanın, davacının tanınmış markasından esinlenerek ve bu ibarenin ilk hecesi kullanılarak oluşturulmuş olduğu anlaşılmaktadır. Markanın oluşturulma biçimi, hemen tüm sektörlerde sıklıkla kullanılan bir yöntem olup ortalama tüketiciler söz konusu yöntemin farkındadırlar. Davalıya ait markayı taşıyan ürünler, bu sektörün ortalama tüketicileri tarafından, firmasına ait "data" ürünleri olarak algılanmaya elverişlidir. Bu nedenle, markalar arasında iltibas tehlikesinin varlığı, kanımca, açıktır. Davalı yanın, Oradata markası ile ilgili bir sorun olup olmayacağını davacıdan sordukları yolundaki savunması, bizzat davalı yanın dahi bu durumun farkında olduğunu gösterir niteliktedir. Tüm bu nedenlerle, davacı yan vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle davanın reddine yönelik yerel mahkeme kararının bozulması düşüncesindeyim.