MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada ... 8. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 29/01/2015 tarih ve 2014/425-2015/37 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 17.04.2018 günü hazır bulunan davacı vekili Av.... ile davalı vekili Av.... ...dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirkette 2005 yılında hissedar olduğunu, şirket işlemlerinden ve 24.11.2005, 26.12.2005, 24.07.2006, 09.07.2007, 05.09.2008, 08.07,2009 ve 02.07.2010 tarihli genel kurul toplantılarından haberdar edilmediğini, bu toplantılarda müvekkilinin yerine sahte imza atmak suretiyle, varmış gibi gösterildiğini, herhangi bir kâr payı dağıtılmadığını belirterek, müvekkilinden habersiz olarak çağrısız genel kurul şeklinde toplanan 24.11.2005, 26.12.2005, 24.07.2006, 09.07.2007, 05.09.2008, 08.07.2009 ve 02.07.2010 tarihli genel kurul toplantılarında alınan kararların yoklukla malul-butlanla batıl olduğunun tespiti ve tüm kararların iptalini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının ev hanımı olduğunu, eşinin 1989-2011 yılları arasında müvekkili şirkette çalıştığını, genel kurul toplantılarına ilişkin tutanakların davacının eşi aracılığıyla davacıya iletilmek suretiyle imzalattırıldığını, şirketin bir aile şirketi olup, aradaki güven ilişkisi nedeniyle böyle bir yola başvurulduğunu, davacının şirketin genel kurul toplantılarından haberdar olmamasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, aradan uzun bir süre geçtikten sonra genel kurul kararlarının hükümsüzlüğü talebinin hakkın kötüye kullanılması niteliğinde bulunduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalı şirketin aile şirketi olup, davacının eşinin 1989-2011 yılları arasında şirkette çalıştığı, davacının sahte imzası kullanılmak suretiyle gerçekleştirilen genel kurullarda alınan bütün genel kurul kararlarının Ticaret Sicil Gazetesinde yayınlandığı, TTK 38/1 ve 39/1 m. sicilin aleniliği ilkesi uyarınca tescil ve ilan edilen bir kaydın bilinmediğinin ileri sürülemeyeceği, davacının 23/09/2011 tarihli ihtarnamesine kadar bilgi alma ya da inceleme hakkını kullanmak istediğine ya da bu yönde bir talepte bulunduğuna dair delil de bulunmadığı, davacının davalı şirketten, alınan kararlar
doğrultusunda 18/12/2006 tarihinde 8.750,00 USD kâr payı aldığı hususu da değerlendirildiğinde, davacının genel kurul kararlarından haberdar olduğu, aksi halin hayatın olağan akışına aykırı olacağı, kaldı ki grafolojik yönden yaptırılan bilirkişi incelemesinde davacının 2006 yılında yapılan genel kurula katıldığı, hazirun cetvelindeki imzanın kendisine ait olduğunun saptandığından davacının bir önceki genel kuruldan ve kararlardan habersiz olduğunu kabule de imkan bulunmadığı,davacının aradan geçen uzun süreye, şirketin aile şirketi konumuna, eşinin bu uzun süreç boyunca davalı şirkette çalışmış olmasına ve alınan kararlar doğrultusunda kâr payı alması nazara alındığında butlana dair tespit talebinin uzun bir süre sonra maksatlı ve icapsız olarak geciktirilmesi suretiyle ileri sürülmesinin ancak genel kurul kararları bilindiği halde buna menfaati gereği ses çıkarmayarak önceden öngörülemeyen sonuçların ortaya çıkması üzerine kararların butlanının talep edilmesinin, tipik bir hakkın kötüye kullanılması halini oluşturduğu, ortaklık dahil hiç kimsenin zararı söz konusu olmaksızın uygulanmış ve davacının da bu kararlar doğrultusunda kâr payı da almak suretiyle hayata geçirilmiş olan batıl bir kararın butlanının çok uzun yıllar sonrasında ileri sürülmesinin TMK 2 m. uyarınca dürüstlük kuralına aykırılık teşkil ettiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, takdir olunan 1.630,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, aşağıda yazılı bakiye 6,70 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 19/04/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy