MAHKEMESİ: ... ... .... FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR
TÜRK MİLLETİ ADINA
Taraflar arasında görülen davada ... ... .... Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 28/03/2017 tarih ve 2015/...-2017/57 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesinin davacı vekili tarafından istenildiği ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava, 6100 sayılı Kanun'un geçici .../.... maddesi delaletiyle uygulanması gereken HUMK 3156 sayılı Kanun ile değişik 438/1 maddesi hükmü gereğince miktar veya değer söz konusu olmaksızın duruşmalı olarak incelenmesi gereken dava ve işlerin dışında bulunduğundan duruşma isteğinin reddiyle incelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalının ... Ltd. şirketinin Türkiye distrübütörü olduğunu, marka kullanım hakkının marka sahibine ait olduğunun sözleşmede belirtildiğini, davalının bu şirkete ait "...." markalarını izinsiz ve kötü niyetli olarak 2010/09987 ve 2011/95457 numaraları ile tescil ettirdiğini, bu marka haklarına dayanarak davacı şirket ve yetkilisi aleyhinde hukuk ve ceza davaları açıldığını, davacı şirket yetkilisinin davalı şirketin % ... hisse ile ortağı iken, abisinin vefatından sonra davalı şirketteki hisselerini yengesi ve yeğenlerine devretmek zorunda kaldığını ileri sürerek davalı adına tescilli 2010/09987 ve 2011/95457 numaralı "...." markalarının hükümsüzlüğüne karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, davalı ile dava dışı .... Ltd. arasında 2008 yılından bu yana Tek Yetkili Satıcılık Sözleşmesi bulunduğunu, sözleşme uyarınca .... mimari çizim programını Türkiye sınırları içinde satış, tanıtım, pazarlama ve markayı koruma yetkisinin davalıya verildiğini, markayı koruma görevini yerine getirmek için marka tescillerinin yapıldığını, ... şirketinin 2010 yılından bu yana ... markasının davalı adına tescilli olduğunu bildiğini ve marka hakkına yapılan tecavüzlerin önlenmesi için yapılan başvuru veya yargılama süreçlerinden haberdar olduğunu, davacı ile ... şirketi arasında geçerli bir sözleşme bulunmadığını, davacının dava konusu markalar üzerinde bir hakkı bulunmadığını, davayı açmada hukuki yararı bulunmadığını, davacı şirket yetkilisinin davalı şirkette ortak sıfatına sahip iken ileri sürülmeyen iddianın bugün ileri sürülmesinin MK'nın .... maddesine aykırı olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
Bozmaya uymakla yapılan yargılamada mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalı tarafından davaya konu markaların tescil edildiği tarihte, davacı şirket kurucusu ve ortağı olan ....'nın tescil işlemlerine karşı çıkmadığı, şirket ortaklığından ayrıldıktan sonra tescillerin kötü niyetli yapıldığını ileri süremeyeceği, dava konusu "..." esas unsurlu markalar üzerinde gerçek hak sahibinin dava dışı .... Ltd. olduğu, dava dışı şirket ile davalı şirket arasında 2008 yılından beri devam eden distribütörlük ilişkisi bulunduğu, sözleşme uyarınca davalı şirkete GstarCAD mimari çizim programını Türkiye sınırları içinde satış, tanıtım, pazarlama ve markayı koruma yetkisinin verildiği, gerçek hak sahibi olduğu beyan edilen dava dışı şirketin dava konusu markaların davalı adına tesciline zımni muvafakati olduğu ve markaların kötüniyetli olarak tescil edildiği gerekçesiyle hükümsüzlüğünü talep etme şartlarının mevcut olmadığı, davacının dava konusu marka üzerinde hiç bir hak sahipliği bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, marka hükümsüzlüğü istemine ilişkindir.
Mahkemece, davacı şirketin aleyhine açılan hukuk ve ceza davaları bulunması nedeniyle, 556 sayılı KHK 43. maddesi uyarınca dava açmakta hukuki yararı bulunduğu, dava konusu markaların tescil edildiği tarihte davacı şirket kurucu ortağının tescil işlemlerine karşı çıkmadığı, şirket ortaklığından ayrıldıktan sonra tescillerin kötü niyetli yapıldığının ileri sürülemeyeceği, markalar üzerinde gerçek hak sahibi olduğu beyan edilen dava dışı şirketin markaların davalı adına tesciline zımni muvafakati olduğu, hükümsüzlük talep etme şartlarının oluşmadığı, davacının dava konusu marka üzerinde hiç bir hak sahipliği bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
556 sayılı KHK'nın 8/.... fıkrası uyarınca "Marka sahibinin ticari vekili veya temsilcisi tarafından markanın kendi adına tescili için, marka sahibinin izni olmadan ve geçerli bir gerekçe gösterilmeden yapılan başvuru, marka sahibinin itirazı üzerine red edilir." Ayrıca aynı KHK'nın 11. maddesine göre, marka sahibinin izni alınmadan marka tescili yapılması halinde marka sahibinin kullanıma itiraz etme hakkı olduğu gibi, .... madde uyarınca da yine haklı bir gerekçe olmaksızın markanın ticari vekil ya da temsilci adına tescili halinde markanın kendi adına devredilmesini isteme yetkisi vardır. Yine 556 sayılı KHK'nın 8/.... maddesinde belirtilen itiraz nedenine dayalı olarak gerçek hak sahibinin hükümsüzlük davası açabileceği de aynı KHK'nın 42/b bendinde düzenlenmiştir.
Anılan hükümlerde, ticari temsilci ya da vekilin haklı bir neden olmaksızın marka tescili yaptırması halinde, gerçek hak sahibinin ileri sürebileceği talepler ayrı ayrı belirtilmek suretiyle, tescilde kötüniyetin varlığına ilişkin özel haller de aynı kapsamda düzenlenmiş ve yukarıda açıklanan seçeneklere dayalı olarak dava açma hakkı gerçek marka hakkı sahibine tanınmıştır. Dairemizin yerleşik uygulaması bu yöndedir. (Dairemizin emsal nitelikteki 16/04/2015 Tarih 2014/15689 – 2015/5363 sayılı ilamı)
Dosya içindeki bilgi ve beyanlardan, uyuşmazlık konusu "..." markalarının dava dışı ... Ltd. şirketine ait olduğu, davalının dava dışı şirket ile arasında tek yetkili satıcılık sözleşmesi bulunduğu anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlık konusu kötüniyetin özel halinin 556 sayılı KHK'daki düzenlenme biçimine ve buna yönelik dava açma hakkının gerçek marka hakkı sahibine ait olduğu dikkate alındığında, davacının belirtilen sebebe dayalı olarak doğrudan hükümsüzlük davası açma hakkının bulunmadığı açıktır. Bu nedenle, mahkemece, davacının aktif dava ehliyeti bulunmadığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile karar verilmesi doğru görülmemişse de sonucu itibariyle davanın reddine karar verilmesi doğru olduğundan kararın değişik bu gerekçeyle onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile sonucu itibariyle doğru olan hükmün açıklanan değişik bu gerekçe ile ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye ...,00 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, .../01/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.