MAHKEMESİ: ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 29/09/2017 tarih ve 2015/1247 E- 2017/653 K. sayılı kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine-kısmen kabulüne dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi'nce verilen 24/05/2018 tarih ve 2017/1082 E- 2018/556 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi taraf vekilleri tarafından duruşmalı istenmiş olup,duruşma için belirlenen 11.02.2020 günü hazır bulunan davalı ...Ş. vekili Av. ... ile davacı ... vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, 2014 yılı olağan genel kurul toplantısını 30.09.2015 tarihinde gerçekleştiren davalı şirketin % 20 payının müvekkiline ait olduğunu, anılan toplantının 5 nolu kararı ile onaylanan bilanço ve finansal tabloların 19.09.2014 tarihinde yönetim kuruluna seçilen ..., ... ve... tarafından hazırlandığını, bilançonun onaylanmasının yönetici ve deneticilerin ibrası sonucunu doğurduğunu, TTK'nın 436. maddesindeki oy yasağı ile ilgili hükmün bilanço ve finansal tabloların onaylanmasına dair kararlar bakımından uygulanması gerektiğini, karara katılan ... ve ...'ın oy yasağı bulunduğu gibi vesayeten ... tarafından oyu kullanılan...'ın da çocuklarının ibrası sonucunu doğuracak şekilde oy kullanamayacağını, geçersiz oylar çıkarıldığında sadece müvekkilinin ret oyu kaldığını, anılan dönem için bilanço ve finansal tabloların gerçeği yansıtmadığını, davacının 19.09.2014 tarihinde yönetimden ayrıldıktan sonra 30.09.2014 tarihine kadar olan dönem için bilanço hazırlattığını, bu tarihe kadar şirket kârda görünürken 31.12.2014 tarihi itibariyle yüksek farkla zararda görünmesinin makul gerekçelerle açıklanamadığını, bu süre zarfında olağandışı gider ve zararların büyük oranda arttığını, bilançonun hesap verme ve dürüstlük ilkeleri bakımından gerçeğe uymadığını, 6552 sayılı Yasa'nın 74. maddesinin sadece ortaklardan fiktif alacakların silinmesine izin verdiğini, gerçek alacakların silinemeyeceğini, bu şekilde de müvekkilinin zarara uğratıldığını, aynı toplantıda alınan 6 nolu kararla yönetim kurulunun ibra edildiğini, TTK'nın emredici nitelikteki 436. maddesinin hilafına ortak ve yönetim kurulu üyesi ...'ın, ortak... adına vesayeten kendisi ve İbrahim'in alt soyu ... yararına kullandığı oyların geçersiz olduğunu, 7 nolu kararla da yıllarca kâr dağıtılmadığı halde geçmiş yıl kârlarının dağıtılmamasının, 2014 yılı kârının ise %5'lik kısmı dışında dağıtılmamasının kararlaştırıldığını, kâr dağıtmamak için hiçbir haklı gerekçenin bulunmadığını, ana sözleşmenin 14. maddesine göre kâr dağıtımının zorunluluk arz ettiğini, sayılan kararların ana sözleşmeye, kanuna, iyiniyet kurallarına aykırılık taşıdığını ileri sürerek genel kurulun 5, 6 ve 7 no'lu kararlarının iptalini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, TTK'nın 436. maddesindeki yasağın, yasak kapsamındaki kişilerin şahsi işleri ile ilgili düzenlendiğini, yönetim kurulu üyelerinin ibraları için oydan yoksunluğun öngörülmediğini, tasdik edilen finansal tabloların daha çok davacının yönetici olarak görev yaptığı
döneme ilişkin olduğunu, 2014 yılının ilk 9 ayında kâr edildiği halde, dönem sonunun zarar ile kapatılmasının 6552 sayılı Yasa'dan yararlanılması sebebiyle oluştuğunu, ayrıca grup bünyesindeki üniversiteye bağış yapıldığını, tüm finansal tabloların gerçeği yansıttığını, 19.09.2014 tarihine kadar yönetim kurulu üyesi olan davacının daha önceki yıllarda kârın dağıtılmaması teklifini genel kurula kendisinin getirdiğini, bu yönde de oy kullandığını, davalı şirket ile iştiraklarının mali yapısını güçlü tutmak için dava konusu genel kurulda da bu doğrultuda karar alındığını savunarak davanın reddini istemiştir.
İlk derece mahkemesince iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, finansal tabloların gerçek olmadığı yönünde somut bir delil bulunmadığı, vasinin genel kurulda kısıtlı adına oy kullanabileceği, yönetim kurulu üyelerinin birbirlerinin ibralarında oy hakkından yoksun olmadıkları, mali bilanço ve finansal tabloya göre davalı şirketin kâr payı dağıtması gerektiği yönündeki bilirkişi raporuna itibar edildiği gerekçesiyle dava konusu genel kurulun 7. maddesinin iptaline, diğer taleplerin reddine karar verilmiştir.
Taraf vekilleri, istinaf yoluna başvurmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince, gündemin 5 nolu kararının iptali isteminin reddi kararının yerinde olduğu, yönetim kurulu üyesi olan vasi ... ile şirket ortağı kısıtlı... arasında menfaat çatışmasının bulunduğu, yönetim kurulu üyelerinin ibrasına ilişkin oylamada üye ...'ın vasiliğini yaptığı...'a vesayeten oy kullanmasının hukuka aykırılık taşıdığı, yönetim kurulu üyelerinin ibralarına ilişkin 6.madde ile alınan kararda davacının oyu dikkate alındığında ibra kararı alındığından söz edilemeyeceği, 7.maddenin iptaline ilişkin kararda da isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, davanın kısmen kabulü ile davalı şirketin 30.09.2015 tarihli olağan genel kurul toplantısında 6 no'lu gündem maddesi ile alınan yönetim kurulu üyelerinin ibrası ile ilgili kararın ve 7 no'lu gündem maddesi ile alınan kararın iptallerine, 5 nolu gündem maddesi ile alınan genel kurul kararının iptali talebinin reddine karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1-Dava davalı ... Şirket genel kurulunda alınan kararların iptali işlemine ilişkindir. Mahkemece; genel kurul gündeminin 5 ve 6.maddelerinde alınan kararlara yönelik iptal işlemi reddedilmiş; 7. gündem maddesinde alınan karar iptal edilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince 5. gündem maddesine davalının istinaf istemi yerinde görülmemiş 6.maddede alınan kararların da 7.madde ile birlikte iptaline karar verilmiştir.
Davacının temyizi reddedilen 5. gündem maddesi kararına ilişkindir. Sözü edilen gündem maddesinde bilanço ve finansal tabloların, onaylanmasına karar verilmiştir. İptal nedeni olarak onay işleminiz ibra sonucunu doğurduğu bu durumda yönetim kurulu üyelerinin oydan yoksunluğu ve yine yönetim kurulu üyesi ...'nın babasına velayeten de oy kullanamayacağına dayanılmıştır. Ancak şirketin yönetim kurulu üyelerinin ibrası gündemin 6.maddesinde ayrıca görüşüldüğünden blanço ve finansal tabloların onaylanması işleminde oydan yoksunluk sözkonusu edilemez. Davacının bu temyiz itirazı yerinde olmamakla birlikte alınan kararın yasa ve iyiniyet kurallarına da aykırı olduğu ileri sürülmektedir.
Bu açıdan somut olaya bakıldığında; davalı şirketin blanço ve finansal tablolarında önemli miktarda ''ortaklardan alacaklar" kaleminin 6111 sayılı Yasa kapsamında değerlendirilip, kaydedilmiş, bu işlem nedeniyle davalı şirket kârlı durumda iken zarar etmiş olarak gösterilmiştir.
Davacı blanço ve finansal tablolarda yapılan işlemin 6111 sayılı Yasa'ya aykırı olduğunu, yasa kapsamında fiktif olarak gösterilen alacak ve borcların bu işleme tabi tutulabileceği, oysa silinen alacakların gerçek alacak olduğunu, yapılan işlemin ortakların ve alacaklıların haklarını ihlal eder nitelikte olduğunu ileri sürmüştür. Hükme esas alınan bilirkişi raporlarında da blanço ve finansal tabloların gerçeğe uygun olmadığına ilişkin somut veriye rastlanmadığı belirlenmiş, finansal tablolardaki ortaklardan alacakların gerçek bir alacak olup olmadığı belirlenmeden ve davacının iddialarının TTK 515. maddesi kapsamında yerinde olup olmadığı açıklığa kavuşturulmadan göndemin 5. maddesine dayalı iptal talebinin reddedilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
2- Davalı vekilinin temyiz itirazlarına gelince, davalı şirketin genel kurul gündeminin 6. maddesinde yönetim kurulunun ibrasına karar verilmiş Bölge Adliye Mahkemesince yönetim kurulu üyesi ...'ın...'ın vasisi sıfatıyla ibra oylamasında oy kullanamayacağı bu nedenle ibra kararında yeterli nisabın sağlanmadığı gerekçesiyle ibra kararı iptal edilmiştir.
TTK'nın 436/2.maddesine göre oydan yoksunluk yönetim kurulu üyelerinin kendilerine ait paylardan doğan oy hakları ile sınırlı olup, başka bir ortağa vesayeten kullanılan oylar, oy yoksunluğu kapsamında sayılmamıştır.
O halde, ...'ın yönetim kurulu üyesi olması nedeniyle kendisinin ibrasının oylamasından oydan yoksun olmasına rağmen babası İbrahim'e vesayeten kullandığı oy ile yönetim kurulu ibrasında yeterli nisap sağlanmış olduğundan gündemin 6. maddesinde alınan kararın iptali isteminin reddi gerekirken kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir.
3-Genel Kurulda gündemin 7. maddesi ile şirketin geçmiş yıllar kârının dağıtımı görüşülmüş görüşmeler sonucunda geçmiş yıllar kârının dağıtılmasına, 6552 sayılı Yasa kapsamındaki zarar mahsup edildikten sonra kalan 2014 yılı kârının %5'inin ortaklara dağıtılıp, kalanın olağanüstü yedek akçe olarak ayrılmasına karar verilmiş, mahkemece bilirkişi raporuna dayanılarak şirketin 22.605.81985 TL kâr elde ettiği, olağan kâr tutarının tamamı olmasa dahi 1/2 düzeyine kadar makul bir miktarının dağıtılmasına elverişli bulunduğu, o halde alınan kararın iptali gerektiği gerekçesiyle kâr dağıtım kararı iptal edilmiştir.
Ancak, iptal edilen genel kurul kararında kârın tamamının dağıtılmamasına ve yedek akçeye aktarılmasına karar verilmemiş %5'lik kısmının dağıtılması kararlaştırılmıştır.
Genel kurulda alınan kâr dağıtım kararının mahkemece oran olarak uygunluğunun tartışılması mümkün değildir. Aksi halin kabulü mahkemenin genel kurul yerine geçip, dağıtılacak karın miktarının belirlenmesi sonucunu doğurur ki, böyle bir karar hukuken korunmaz.
O halde genel kurulda alınan gündemin 7.maddesinde kararın iptali talebinin de reddi gerekir iken kabulü doğru görülmemiş kararın bu nedenle dahi davalı yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle kararın davacı yararına (2) ve (3) numalı bentlerde açıklanan nedenlerle davalı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 2.540,00 TL duruşma vekalet ücretinin herbir taraftan alınarak yekdiğerine verilmesine, ödedikleri peşin temyiz harcının istekleri halinde temyiz edenlere iadesine,
HMK 373/2.maddesi gereğince dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 09/03/2020 tarihinde (1) numaralı bentte oybirliği (2) ve (3) numaralı bentlerde oyçokluğuyla karar verildi.
MUHALEFET ŞERHİ
Dava; Anonim Şirket genel kurulunda gündemin 6. maddesinde alınan ibra, 7. maddesinde alınan kâr dağıtım kararının iptaline ilişkin olup, Daire çoğunluğu Bölge Adliye Mahkemesinin iptal kararını bozmuştur.
İbra kararında daire çoğunluğu ile aramızdaki temel görüş ayrılığı, vesayet altına alınmış bir ortağın vasisi sıfatıyla yönetim kurulu üyesinin ibra oylamasında vesayeten oy kullanıp kullanmayacağı noktasındadır. Daire çoğunluğu TTK'nın 436/2 maddesinde öngörülen oydan yoksunluk halinin yönetim kurulu üyesinin oy hakkı ile sınırlı olduğu temsilen oy kullanmasının yasak kapsamına girmediği görüşündedir. Daire çoğunluğunun bu görüşü iradi temsilde doğru olmakla birlikte, kanunu temsilde uygulama yeri olmadığı, en azından, kısıtlı ile vasi arasında ibra
kararının sonuçları bakımından bir çıkar çatışmasının bulunduğunun kabulü zorunludur. Aksi yöndeki bir çözümü kabul etmek, yönetim kurulu üyesinin şahsından kaynaklanan oydan yoksunluk
halinin dolanma yoluyla ortadan kaldırılması sonucu doğurur ki böyle bir sonuç hukuken korunmaz. TMK'nın 426/2.bendi gereğince kayyım ile kısıtlının menfati çatışıyorsa vesayet makamı ilginin isteği üzerine veya resen temsil kayyımı atanması gerekmektedir. Somut olayda vesayet makamının genel kurul toplantısından önce böyle bir tedbir almamış olması çıkar çatışmasının olmadığını göstermeyeceği gibi, oydan yoksun olan yönetim kurulu üyesinin vesayet ilişkini kullanarak lehine dolanma yoluyla sonuç çıkarması hukuken korunamaz. Nitekim Bölge Adliye Mahkemesi gündemi 6.maddesinde alınan ibra kararını benzer gerekçelerle iptal etmiş olup, iptal kararının bozulması yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.
Gündemin 7. maddesinde alınan kâr dağıtımına ilişkin karar bilirkişi raporuna dayanılarak iptal edilmiş, Daire çoğunluğu iptal kararının genel kurulda belli bir oranda alınan kâr dağıtımı kararını mahkemenin oransal olarak denetleyemeceği, aksinin kabulünün genel kurul yerine geçerek mahkemece belirlenen oranda kâr payı dağıtımı kararı alınması sonucunu doğuracağı gerekçesiyle bozmuştur. Ancak mahkemece genel kurul kararı yerine geçilerek bir oran üzerinden kâr payı dağıtım kararı verilmemiş yüksek karlılığa rağmen %5 gibi düşük bir oran üzerinden kâr payı dağıtılması yönündeki genel kurul kararı afakı iyiniyet kuralları kapsamında değerlendirilerek iptal kararı verilmiştir. O halde bu yöne ilişkin bozma gerekçesinede katılmıyoruz.