MAHKEMESİ: BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada Bakırköy 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 14/02/2017 tarih ve 2016/33 E. - 2017/21 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi'nce verilen 03/05/2019 tarih ve 2017/2663 E. - 2019/962 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin 10.09.2014 tarihinde “KARACA GÜMRÜK MÜŞAVİRLİĞİ” ibareli markanın 36. sınıfta tescili ile ilgili yapmış olduğu başvurusunun reddedildiğini, red kararına itiraz ettiklerini, itirazlarının YİDK kararı ile red edildiğini, YİDK kararının 556 sayılı KHK’ye aykırı olduğu gibi 4458 sayılı Gümrük Kanunu’na da uymadığını, davacı firma ile davalı firmanın farklı alanlarda faaliyet gösterdiğini, birinin gümrük müşavirliği firması diğerinin züccaciye firması olduğunu, davalı firmanın 4458 sayılı Kanun uyarınca ve hiçbir şekilde gümrük müşavirliği hizmeti veremeyeceğini, bu alanda çalışamayacağını, bu nedenlere TPMK’da 2006/04912, 2013/100640 sayılı numaralar ile davalı firma adına tescilli “karaca şekil”, “karaca” ibareli markaların 36. sınıfta gümrük müşavirliği hizmetleri alt grubunda hükümsüzlüğüne, marka sicilinden terkinine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Karaca Züccaciye Tic. San. ve A.Ş vekili; müvekkilinin başvuruda öncelik hakkı gereğince 36. sınıfın Gümrük Müşavirliği Hizmetlerinde de öncelik hakkı olduğunu, tescilinden itibaren başlayacak olan 5 yıllık süresi dolmadan kullanmamaya dayalı dava ikamesinin hukuka uygun olduğunu, gümrük hizmeti veremeyecek olması iddiasının gerçek dışı olduğunu, tanınmış marka sahibi firmaların farklı farklı alanlarda hizmet vermesinin mümkün olduğunu savunmuştur.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre; 2006/04912 sayılı marka yönünden kullanmama nedenine dayalı iptal talebinde bulunulmuş ise de, 556 sayılı KHK'nın 14 maddesi Anayasa Mahkemesi’nin 2016/148 esas, 189 karar
sayılı ilamı ile 14.12.2016 tarihinde ve 06.01.2017 tarihinde Resmi Gazete'de yayınlanan hükmü ile iptal kararı verildiğinden, davacının dava konusu yaptığı hususunun yasal dayanağı ortadan kalktığından bu talep yönünden davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına, üstün hakka yönelik hükümsüzlük talebi yönünden markanın tescil tarihinden itibaren 5 yıllık hak düşürücü süre geçtiğinden hak düşürücü süre nedeniyle bu talebin reddine, markanın tescilli olduğu sınıf yönünden yanıltıcı ibare açısından değerlendirme yapıldığında ise yanıltıcı ve tescil olunmayacak ibare olduğu hususu yerinde olmadığından bu talebin de reddine, 2013/100640 sayılı marka ise 07.11.2016 tarihinde sicile kaydedildiğinden dava tarihi itibariyle tescilli bir marka olmadığından zamansız açılan davada talebin reddine karar verilmiştir.
Karara karşı davacı vekili istinaf kanun yoluna başvuruda bulunmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince, davalı şirketlerin 4485 sayılı Gümrük Kanunu ve Gümrük Yönetmeliği ilgili maddelerine göre A ve B sınıfı gümrük karnesi bulunmadığından gümrük hizmeti veremeyeceği, gümrükleme şirketine ortak olamayacağı, bu şirketlerde yöneticilik yapamayacağı ve davalı şirketin tescilli markayı sahiplenemeyeceği gerekçesiyle davalı markasının hükümsüzlüğü talebinde bulunmuşsa da, 556 sayılı KHK 7.maddede marka tescilinde mutlak red nedenleri, 8.maddede marka tescillinde nispi red nedenlerinin düzenlendiği, ileri sürülen nedenlerin 556 sayılı KHK 42/1-a/b maddelerinde düzenlenen sebeplerden olmadığı, hükümsüzlük nedenleri olarak maddede düzenlenen, markanın jenerik hale geldiğinin yada mal ve hizmetlerin niteliği, kalitesi, üretim yeri ve coğrafi kaynağı konusunda halkta yanlış anlama ihtimali doğurduğunun ileri sürülmediği, davalı tarafça markanın tescil edildiği hizmet sınıfında gümrük karnesinin bulunup bulunmamasının marka tescili yönünden engel teşkil etmediği ve bu nedenle hükümsüzlüğünün istenemeyeceği gerekçesiyle ilk derece mahkemesinin ret kararı sonuç itibariyle doğru görülerek gerekçesinin düzeltilmesine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,aşağıda yazılı bakiye 10,00 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 26/02/2020 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy