MAHKEMESİ: ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada Ankara 4. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 14/03/2018 tarih ve 2015/117 E- 2018/91 K. sayılı kararın davalılar vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi'nce verilen 28/06/2019 tarih ve 2018/1296 E- 2019/743 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı kurum vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin 1924 yılında Almanya’da kurulduğunu, Türkiye’de ve dünyada spor ürünleri, parfümeri ve aksesuarları alanında tanınmış, saygın ve köklü bir kuruluş olduğunu, Türk Patent nezdinde muhtelif tarih ve sayılı tescilli markaların sahibi bulunduğunu, davalı şirketin de müvekkili markaları ile iltibas yaratacak nitelikteki "şekilden" ibaret markanın tescili için diğer davalı Kuruma başvurduğunu, 2013/94195 numarası verilen başvuruya müvekkilince yapılan itirazın davalı Kurum tarafından nihai olarak reddedildiğini, alınan kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, dava konusu başvuru ile müvekkili markaları arasında 556 sayılı KHK'nın 8/1-b maddesi anlamında iltibasa yol açacak derecede benzerlik bulunduğunu, markaların kapsamında yer alan malların da birebir aynı olduğunu, bu nedenle tüketicilerin aynı mallar üzerinde kullanacak olan davaya konu markayı görünce bunu müvekkiline ait markalı ürünler olarak sanmasının kuvvetle muhtemel bulunduğunu, öte yandan müvekkili markalarının tanınmış marka olduğunu, bu nedenle de başvurunun tescilinin mümkün olmadığını ileri sürerek, YİDK'in 09.04.2015 tarih, 2015-M-2438 sayılı kararın iptaline, 2013/94195 sayılı markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı Türk Patent vekili, Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu, başvuru konusu ibare ile itiraza mesnet markalar arasında iltibasa yol açacak düzeyde benzerlik bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Davalı Şirket vekili, müvekkili başvurusunun özgün olduğunu, davacının itirazına mesnet markalar ile arasında iltibasa yol açacak düzeyde bir benzerlik bulunmadığını, müvekkilinin Türkiye piyasasında davacıdan çok daha iyi tanınan ve çok daha fazla müşteri portföyü bulunan bir şirket olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
İlk derece mahkemesince, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; tescilli bir marka ile başvuru konusu işaret arasında iltibasa sebebiyet verebilecek derecede görsel, sescil ve anlamsal benzerlik olup olmadığının, her ikisinin ayırt edici ve baskın unsurları nazara alınarak münferit unsurlardan ziyade bütünü itibariyle bıraktığı izlenimin nazara alınarak belirlenmesinin gerektiği, davalının "şekil" unsurlu başvurusu ile davacının 2011/27071 sayılı "şekil" unsurlu tescilli markası arasında görsel olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunduğu, başvuruya konu olan markanın kapsamındaki mallar ile davacının 2011/27071 sayılı "şekil" markasının kapsamındaki malların aynı olduğu, taraf markalarının idari ve ekonomik açıdan birbirleriyle bağlantılı, işletmesel kökenlerinin aynı olduğu konusunda ortalama düzeydeki tüketici kesiminde bir yanılgı yaşanabileceği, bu açıdan 556 sayılı KHK'nın 8/1-b maddesindeki koşulların oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne, 2015-M-2438 sayılı YİDK kararının iptaline, 2013/94195 sayılı markanın hükümsüzlüğüne karar verilmiştir.
Karara karşı davalılar vekilleri tarafından ayrı ayrı istinaf yoluna başvurulmuştur.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesince, tüm dosya kapsamına göre; dava konusu başvuru ile davacının itirazına mesnet markası arasında 556 sayılı KHK'nın 8/1-b maddesi anlamında ortalama alıcılar nezdinde görsel olarak bıraktıkları genel izlenim itibariyle ilişkilendirilme ihtimalini de içerecek şekilde iltibas tehlikesinin bulunduğu, iltibas değerlendirmesi, marka işaretleri dikkate alınarak yapılacağından tarafların ürettikleri ürünler üzerinde dava konusu markaların yanında başka ibarelere de yer vermelerinin işbu uyuşmazlığı etkilemeyeceği gerekçesiyle davalılar vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalı kurum vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davalı Kurum vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 10,00 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 05/03/2020 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.