MAHKEMESİ: BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 16. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada Bakırköy 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 20.04.2017 tarih ve 2016/204 E- 2017/84 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi'nce verilen 27.01.2020 tarih ve 2017/3763 E- 2020/164 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, 6100 sayılı Kanun'un 369. maddesi gereğince miktar veya değer söz konusu olmaksızın duruşmalı olarak incelenmesi gereken dava ve işlerin dışında bulunduğundan duruşma isteğinin reddiyle
dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin "swisscenterdent ve CENTERDENT" markalarının üstün ve öncelikli hak sahibi olduğunu, müvekkilinin CENTERDENT markasını 2011 yılından beri hem marka ve hemde ticaret unvanı olarak kullandığını, davalının kötüniyetli olarak müvekkilinin markasının birebir aynısını kendi adına 2013/12776 tescil numarası ile tescil ettirdiğini, "centerdent" markası ve ticaret unvanı üzerinde üstün ve öncelikli hak sahibinin müvekkili olduğunu, davalının kötüniyetle 556 sayılı KHK, uluslararası sözleşmeler ve TTK'nın haksız rekabet hükümlerine aykırı hareket ettiğini ileri sürerek 2013/12776 sayılı markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacı tarafın CENTERDENT ibaresine ayırt edicilik kazandırmadığını, İsviçre de tescilli ettirdiği CENTERDENT markasının tanınmış marka olmadığını, müvekkilinin davacının İsviçre'deki çalışmalarını takip ettiği iddasının gerçek dışı olup davacı ile herhangi bir ticari ilişkiye girmediğini, davacı ile uzaktan yakından hiçbir bağlantısının da bulunmadığını müvekkilinin tescilinin tamamen iyiniyetli olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İlk derece mahkemesince, iddia, savunma, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre, markaların tescilinde ülkesellik prensibi gözetileceğinden davacı taraf markasının sunulan somut belgeler ve deliller dikkate alındığında herhangi bir tanınmışlığın ve bilinmişliğine ilişkin belge sunulmadığı, markanın Türkiye'de öncelikli olarak tanındığı ve bilindiğine ilişkin somut bir delil olmadığı, davalı tarafın tescilinden önce davacının Türkiye'de bir kullanımının söz konusu olmadığı, Paris Sözleşmesinin 1. ve mükerrer 6. maddesi ve TRİPS hükümlerinin ancak tanınmış markalar için söz konusu olduğu, kötüniyetli tescilin varlığının da ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir.
İstinaf Mahkemesince iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, markanın Türkiye'de davalı tescilinden önce kullanıldığını gösterir delil sunulmadığı, marka korumasında ülkesellik prensibinin geçerli olduğu, ülkesellik prensibinin istisnasının ise yurt dışında tescilli markanın tanınmış olması ve davalı tescilinin kötüniyetli olması hali olduğu, davacı vekilinin İsviçre'de tescilli markasının tanınmış olduğunu ve davalının markasının kötüniyetle tescil edildiğini ispatlar somut delil sunmadığı, markanın aynısının tescil edilmesinin yada davacı tesciline itiraz edilmesinin, tek başına kötüniyeti göstermeyeceği, İsviçre ve Türkiye'nin Paris Sözleşmesine taraf olmasının, markanın doğrudan Türkiye'de tescilli markaya karşı korunmasını sağlamayacağı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 4,90 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 09.03.2021 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.