MAHKEMESİ: BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada Diyarbakır 9. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen 06.07.2018 tarih ve 2017/165 E. - 2018/808 K. sayılı kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi'nce verilen 21.02.2020 tarih ve 2020/341 E. - 2020/343 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili; müvekkili ile davalı banka arasında 05.10.2009 tarihinde Diyarbakır Spor Taraftar Kredi Kartı Sözleşmesinin imzalandığını, yapılan sözleşmeye göre Diyarbakır Spor'un 10.000 civarındaki taraftarının Vakıfbank taraftar kartını kullanmaya başladıklarını, sözleşmeye göre müvekkili kulübe taraftarların yapmış olduğu harcamalar karşılığında 2/1000 (binde iki) oranında ödeme yapılacağının kararlaştırıldığını, ancak davalı bankanın 2011 yılı itibari ile sözleşmede kararlaştırılan komisyon oranını sözleşmeye aykırı olacak şekilde 1/10000'e (onbinde bir) düşürdüğünü, oranın düşürüldüğünün fark edilmesi üzerine 24.05.2017 tarihinde davalı tarafa müracaat edilerek sözleşmeye aykırı olarak ödenmeyen komisyonun ödenmesini talep ettiklerini, ancak davalı bankanın sözleşmeyi 01.07.2017 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere tek taraflı olarak feshettiğini ileri sürerek fazlaya ilişkin talep hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000,00 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, yargılama sırasında talebini ıslah ederek 256.556,73 TL'ye yükseltmiştir.
Davalı vekili; taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 21. maddesinde sözleşmenin uygulaması sırasında ortaya çıkabilecek her türlü uyuşmazlıkta İstanbul Mahkemelerinin yetkili olduğunun kararlaştırıldığını, müvekkili bankanın bahse konu sözleşmede mevcut komisyon oranının değişen piyasa koşullarından ötürü %0,01 olarak güncellendiğinin davacıya bildirildiğini, ayrıca sözleşme kapsamında taraftar kartlarına ilişkin yapılan harcamalar dolayısı ile oluşan komisyon tutarlarının kulüp hesaplarına sözleşme bitimine dek yatırıldığını, davacının iyiniyetli olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
İlk derece mahkemesince, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre; taraflar arasında düzenlenen sözleşmenin 9. maddesinde bankanın karşı tarafın onayını almaksızın sözleşmede tek taraflı değişiklik yapma yetkisinin ödeme sistemleri veya dahili kart sistemlerinin belirlediği kurallarda veya mevzuatta meydana gelen değişikliklere bağlı olduğu, bunun haricinde karşı tarafın onayını almadan sözleşmede değişiklik yapma yetkisinin bulunmadığı, sözleşmenin 17. maddesinde sözleşmenin sona ermesinden sonra verilen kartların son kullanma tarihine kadar hükümlerinin yürürlükte kalacağı ancak bu süre içinde bankanın isim hakkı oranını (komisyon oranını) tek taraflı olarak azaltma hakkına sahip olduğu, sözleşmenin 9. ve 17. maddesi birlikte değerlendirildiğinde davalı bankanın komisyon oranını tek taraflı olarak değiştirme yetkisinin münhasıran sözleşmenin sona ermesinden sonra yürürlükte kalmaya devam edecek hükümler bakımından mümkün olduğu, sözleşmenin feshine kadar ki süreçte ise davalı bankanın tek taraflı olarak komisyon oranında değişiklik yapma yetkisinin bulunmadığı, bu nedenle sözleşmede binde 2 olarak öngörülen komisyon oranının sözleşmenin feshedildiği 01.07.2017 tarihinden önce tek taraflı olarak 2012 yılı Şubat itibari ile onbinde 5'e, 2013 yılı Aralık ayı itibari ile onbinde 1'e tek taraflı olarak düşürülmesinin sözleşme hükümlerine aykırı olduğu, davalı banka tarafından davacıya sözleşme konusu kredi kartlarının toplam cirosu üzerinden binde 2 oranında komisyon ödenmesi gerektiğinden onbinde 5 ve onbinde 1 oranlarında ödeme yapılan dönemlerde eksik ödeme yapıldığı gerekçesiyle davanın kabulü ile, 256.556,73 TL'nin 1.000,00 TL'sinin faizsiz olarak, 255.556,73 TL'sinin ıslah tarihi olan 13.03.2018 tarihinden itibaren yasal faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesi'nce; ilk derece mahkemesince verilen karar usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davalı tarafın istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 13.089,65 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, 16.06.2021 tarihinde kesin olarak oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Uyuşmazlık, Bölge Adliye Mahkemesince davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi, bu kararında temyiz incelemesi sonucunda onanması durumunda Bölge Adliye Mahkemesince hükmedilecek istinaf red harcı ile Yargıtayca hükmedilecek onama harcının maktu mu yoksa nisbi mi olacağına ilişkindir.
T.C. Anayasasının 73/3 maddesinde "Vergi, resim, harç vb. mali yükümlülüklerin Kanunla konulacağı, değiştirileceği veya kaldırılacağı",
492 sayılı Harçlar Yasası'nın 2. maddesinde "Yargı işlemlerinden bu kanuna bağlı (1) sayılı tarifede yazılı olanların yargı harçlarına tabi olacağı",
(1) sayılı Tarifenin III karar ve ilam harcı başlıklı 1/a madddesinde "Konusu belli bir değerle ilgili bulunan davalarda esas hakkında karar verilmesi halinde hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden binde 68.31 oranında nisbi harç alınacağı",
1/e maddesinde "yukarıdaki nisbetlerin Bölge Adliye Mahkemeleri, Bölge İdare Mahkemeleri, Danıştay, ve Yargıtay'ın tasdik veya işin esasını hüküm altına aldığı kararları içinde aynen uygulanacağı"
2.a maddesinde de "1. fıkra dışında kalan davalarla, taraf teşkiline imkan bulunmayan davalarda verilen esas hakkındaki kararlarla, davanın reddi kararı ve icra tetkik merciilerinin 1. fıkra dışında kalan kararlarında" maktu harç alınacağı düzenlenmiştir.
Bölge Adliye Mahkemelerinde işin esasını hüküm altına aldığı kararlar, ilk derece mahkemesinin yerine geçerek verdiği ve icrai kabiliyeti söz konusu olan kararlardır. Bu kararlar ise, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak 6100 sayılı HMK 353/1-b-2,3 maddelerine göre davanın kabulü veya reddi yönünde verilen kararlardır. İlk Derece Mahkemesi Kararının İstinaf incelemesi sonucunda doğru bulunarak verilen "istinaf başvurusunun esastan reddi" kararı davanın esası hakkında verilen ve işin esasına bölge adliye mahkemesince girilip verilmiş ve icra edilecek bir karar değildir. İlk Derece mahkemesi kararı geçerliliğini sürdürmektedir. Bu itibarla konusu belli bir değere ilişkin davada, davalının istinaf başvurusunun reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararı 1 sayılı Tarifenin III-1-a maddesinde ifade edilen "esas hakkında" karar niteliğinde bulunmadığından Bölge Adliye mahkemesince nisbi değil, maktu karar ve ilam harcının alınması gerekmektedir.
Başvurunun esastan reddinde, aslında davanın esasına girilmemekte, ilk derece mahkemesi kararı doğru bulunduğundan dava hakkında ayrıca karar verilmemektedir. Kanun koyucunun buradaki "esastan" ifadesini, istinaf başvurusu sırasında dilekçeye, harca, süreye vb. şekli hususlara ilişkin bir eksiklik olmaması, istinaf sebeplerinin incelenerek ilk derece kararında usul veya esas yönünden hukuka aykırılık bulunmamasıdır. (Pekcanıtez-Usul-Medeni Usul Hukukun Sh. 2270 vd)
Keza İstinaf başvurusunun reddine ilişkin karar temyiz incelemesi olmadığı için onama kararı niteliğinde de değildir. (Pekcanıtez-Atalay-Özekes Sh. 583, Konuralp, Uluslararası Toplantı Sh. 260, Özekes-100 soruda İstinaf ve Temyiz sh. 99)
1) Sayılı Tarifenin III-1-e maddesi tasdik (onama) edilen kararlar için nisbi karar ve ilam harcı alınacağını düzenlemiş olduğundan Bölge Adliye Mahkemesinin kararı niteliğine göre nisbi karar ve ilam harcına hükmedilmesi mümkün olmayıp bu nedenle de maktu harç alınmalıdır.
Aksi düşüncenin kabulü T.C. Anayasası'nın 73/3 maddesindeki "Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin kanunla konulacağı, değiştirileceği veya kaldırılacağına" ilişkin temel hükme de aykırılık teşkil edecektir ki vergi ve harç yükümlülüğü konusunda kıyas veya yorum yoluyla yükümlülük getirilmesi mümkün değildir.
Somut uyuşmazlıkta, nisbi değere tabi bulunan davada, davanın kabulüne ilişkin ilk derece mahkemesi kararı aleyhinde davalı tarafça istinaf kanun yoluna başvurulmuş olup, Bölge Adliye Mahkemesince davalının istinaf başvurusunun esastan reddine ve nisbi karar ve ilam harcının davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı hükmedilen karar ve ilam harcı yönünden yukarıda açıklanan yasal düzenlemelere aykırılık teşkil etmektedir.
Diğer taraftan davalı, istinaf başvurusunun esastan reddi kararını temyiz etmiş olup, red kararının temyiz incelemesi sonucunda alınması gereken onama harcı (1) sayılı Tarifenin 2.a maddesi gereğince Bölge Adliye Mahkemesi Kararının, niteliğine göre maktu olmalıdır.
Bu halde, Bölge Adliye Mahkemesi kararındaki nisbi karar ve ilam harcının maktu karar ve ilam harcı olarak düzeltilmesi suretiyle HMK 370/1. maddesi gereğince kararın onanması, Daire onama ilamında da nisbi yerine maktu onama harcına hükmedilmesi gerekirken karar ve ilam harçları konusunda yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmesine ilişkin sayın çoğunluk görüşüne katılamıyorum.
Full & Egal Universal Law Academy