MAHKEMESİ: BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada Ankara 1. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 06.12.2018 tarih ve 2016/410 E. - 2018/273 K. sayılı kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi'nce verilen 29.06.2020 tarih ve 2019/206 E- 2020/558 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin, dava dışı “Altay Alüminyum Pazarlama Ltd. Şti.” ile imzaladığı distribütörlük sözleşmesi uyarınca 1999 yılından bu yana distribütör firma vasıtasıyla Türkiye’de "LINEAR" markasını kullandığını, müvekkilinin önceden ticaret unvanının “LINEAR LİMİTED” şeklinde olduğunu, Altay Alüminyum firmasına gönderilen önceki tarihli "LINEAR" markalı ürünlere ilişkin faturaların üzerinde de “LINEAR Limited” unvanının bulunduğunu, distribütör şirketin 2005 yılında İstanbul’da düzenlenen 28. Uluslararası Yapı Fuarı’na “LINEAR” markasıyla “kıl fitili” ürünlerinin tanıtılması amacıyla katıldığını, davalının marka başvuru tarihi olan 27.06.2012 tarihi öncesinde müvekkilinin Türkiye distribütöründen "LINEAR" markalı çok sayıda ürün satın aldığını, bu alımlara ilişkin faturaların olduğunu, davalının "LINEAR" markasının davacıya ait olduğunu bildiğini, marka başvurusunun kötüniyetli olduğunu ileri sürerek, 2012/58496 başvuru numaralı “LINEAR” ibareli markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının Türkiye distribütörlerinden 2012 yılından önceki tarihlerde davalının ürün satın aldığını, ancak, faturaların üzerinde “LINEAR” ibaresinin yer almadığını, davacının "LINEAR" markasını ürünleri üzerinde fiili olarak kullandığına ilişkin yeterli delil olmadığını, davacının distribütörüne ait internet sitesi görsellerinin yeni tarihli olduğunu, önceki hallerinin taraflarınca bilinmesinin mümkün olmadığını, "LINEAR" markasının anlamı itibariyle orijinal bir marka olmadığını, bu ibare birçok kişi tarafından kullanıldığından, bu markanın davacı tarafından yaratılmış bir marka olduğu iddialarının kabul edilemeyeceğini, davacının sunduğu faturaların “kıl fitil” emtiasına ilişkin olduğunu, müvekkilinin markası kapsamında bulunan emtianın, davacı markası kapsamındaki emtiadan farklı olduğunu, davacının 4 yıllık süre boyunca müvekkili markasının varlığına karşı sessiz kaldığından 556 sayılı KHK'nın 8/3 maddesi gereğince hükümsüzlük talep etme hakkının bulunmadığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesince, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, “LINEAR” markasının, ülkemizde cam balkon yapı malzemeleri alanında uzun yıllardır bilindiği, 2005 yılında İstanbul yapı fuarında distribütör firma olan ALTAY firmasının standında “LINEAR” markalı ürünlere yer verildiğinin açıkça görüldüğü, 2009 Ekim – Kasım tarihli Alu&Art dergisinde ALTAY firmasına ait reklam sayfasında "LINEAR" markasının da yer aldığı ve aynı dergide firma yetkilisinin verdiği röportajda ithalatını yaptıkları ürünler arasında "LINEAR" marka sürme kıl fitilleri”nden bahsedildiği, davacının "LINEAR" markası üzerinde, cam balkon sistemlerinde kullanılan “kıl fitilleri” emtiası bakımından önceye dayalı hak sahibi olduğu, 556 sayılı KHK'nın 8/3 ve 8/5 maddeleri kapsamında gerçek hak sahipliği ve eskiye dayalı kullanım iddiasını ispatladığı, davalının davacının distribütör firmasından çeşitli dönemlerde “SÜRME KIL FİTİL” ürünlerinden toplu alımlar gerçekleştirdiği, bu sebeple de bu markanın varlığından haberdar olduğu, yine markanın Türkçede bir matematik terimi olarak anlamı bulunan “LIİNEER” şeklinde değil de bizzat davacının markasında olduğu gibi İngilizce “LINEAR” ibareli olarak tescil ettirmesinin davalının başvuruyu kötüniyetli olarak yaptığını gösterdiği, başvuru kapsamındaki “kıl fitillerinin” 17. sınıftaki “Yalıtım (izolasyon), dolgu ve tıkama malzemeleri (derz dolguları, contalar, o-ringler dahil)” mallarıyla da gösterdiği benzerlik neticesinde dava konusu 2012/58496 sayılı markanın hem 17. sınıftaki “Yalıtım (izolasyon), dolgu ve tıkama malzemeleri (derz dolguları, contalar, o-ringler dahil)” mallar hem de 35. sınıftaki “Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için inşaatlarda kullanılan alüminyum doğrama, pvc, sineklik, panjur, sürme cam-kapı sistemleri, cam balkon sistemleri ve tüm hareketli sistemlerde yalıtım sağlamak amacı ile kullanılan yalıtım fitillerinin bir araya getirilmesi hizmetleri; (belirtilen hizmetler perakende, toptan satış mağazaları, elektronik ortamlar, katalog ve benzeri diğer yöntemler ile sağlanabilir.)” hizmetleri ile benzer olduğu, başvurunun kötü niyetli olduğu, bu sebeple tescil edildiği 17., 19., 35. sınıflardaki tüm mal ve hizmetler yönünden hükümsüzlük şartlarının oluştuğu gerekçesiyle, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili istinaf etmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince, dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, davacının 556 Sayılı KHK'nın 8/3 ve 8/5 maddeleri kapsamında gerçek hak sahipliği ve eskiye dayalı kullanım iddiasını ispatladığı, davalının davacının distribütör firmasından çeşitli dönemlerde “SÜRME KIL FİTİL” ürünlerinden toplu alımlar gerçekleştirdiği, bu sebeple markanın varlığından haberdar olduğu, davalının kötü niyetli olması sebebiyle markanın tescil edildiği 17., 19., 35. sınıflardaki tüm mal ve hizmetler yönünden hükümsüzlük şartlarının oluştuğu, gerekçeli kararda 17. sınıftan bahsedilip, kısa kararda 7. sınıf yazılmasının maddi hata olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 26,30 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, 07/03/2022 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.