MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/570 Esas, 2025/881 Karar
KARAR: Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 3. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2022/187 Esas, 2023/29 Karar
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili ve davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 2020/15170 sayılı "... ... + ..." ibareli marka başvurusunda bulunduğunu, başvurunun yayınlanmasından sonra davalı şirketin 2010/04353 sayılı ve "... ..." ibareli markasını gerekçe göstererek yaptığı itirazın reddedildiğini, bu ret kararına karşı davalının yeniden inceleme taleplerinin 2022-M-2420 sayılı Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu (YİDK) kararı ile nihai olarak kısmen kabulü ile başvurunun 43. sınıftaki bir kısım mal ve hizmetler yönünden reddedildiğini, oysa “...” markasının gerçek hak sahibinin müvekkili olduğunu, bu ibarenin müvekkilinin soyadı olmasından dolayı markasal hüviyette kullanılabileceğini, lokantacılık sektöründe “...” markasının 1973 yılında, yani davalı şirketten önceki tarihlerde müvekkili tarafından kullanılmaya başlandığını ve günümüzde de devam ettiğini, nitekim müvekkili adına tescilli 2008 21704, 2015 296 89... 92452 sayılı “...” ibareli markaların da bulunduğunu, davalının itirazlarına mesnet gösterdiği 2010/... sayılı markanın davalıya 12.07.2019 tarihinde devredilmiş bir marka olduğunu, yani davacının tescilsiz marka kullanımından doğan gerçek hak sahipliğinin davalıdan çok önceki tarihlerde gerçekleştiğini, nitekim davalının bu markada geçen “... ...” ismiyle de bir alakası olmadığını, müvekkilinin önceki tarihlerde tescilli “...” ibareli markalarının hükümsüzlüğü için davalı şirket tarafından açılmış olan davanın huzurdaki uyuşmazlığı etkilemeyeceğini, nitekim davalının söz konusu davayı müvekkilinin bu markalarına dayalı hak iddialarında bulunmasının önüne geçmek için açtığını, davalının 2021 yılından beri “...” ibareli yeni marka başvuruları dosyalıyor olmasının iyiniyetli olmadığının açık bir tezahürü olduğunu ileri sürerek 2021-M-1625 sayılı YİDK kararının iptale karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davalı şirketin devir yoluyla dahi olsa 2010 ... sayılı markanın sahibi olduğunu, bu markaya dayalı olarak, bu markayla benzer olan markaların tesciline itiraz edebileceğini, dava konusu edilen markadaki ... unsurunun işaretin genel görünümünü değiştirmeyen, standart, marka algısı yaratmayan bir ... olduğunu, dolayısıyla bu markada esas unsurun “...” ibaresi olduğunun kabul edilmesi gerektiğini, kısmı ret işlemine mesnet alınan davalı markasının da aynı ibareyi esas unsur olarak ihtiva ettiğini, markaların kapsamına giren 43. sınıftaki hizmetlerin de aynı olduğunu, davalının marka işlem dosyasına sunduğu delillerden davalının “... ...” markasını yiyecek ve içecek sağlanması hizmetlerinde yoğun bir şekilde kullandığının görüldüğünü, davalının “...” ibaresi üzerinde davacıdan öncelikli olarak gerçek hak sahibi olduğunun kabulünün gerektiğini, davacının gerçek hak sahipliği müessesesine dayalı olarak kendi markasının tescilini isteyemeyeceğini, davacının başkasının sahip olduğu markaya dayalı olarak müktesep hak iddia edemeyeceğini, davacının müktesep hak iddialarına mesnet aldığı diğer markalarının da tescil tarihleri itibariyle müktesep hak kriterlerini karşılamadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
2.Davalı şirket vekili cevap dilekçesinde, davacının dava konusu edilen markanın ilanına itirazlara karşı görüş bildirirken dayanmadığı tescilli markalardan kaynaklanan kazanılmış hak iddialarına, YİDK kararının iptali talepli dava esnasında dayanamayacağını, zaten de davacının bu iddialarına mesnet aldığı 2008/21704 sayılı markanın, dava dışı üçüncü bir kişi adına tescilli olduğunu, davacının başkasının sahip olduğu markaya dayalı olarak müktesep hak iddia edemeyeceğini, davacının müktesep hak iddialarına mesnet aldığı diğer markalarının da tescil tarihleri itibariyle müktesep hak kriterlerini karşılamadığını, ayrıca bu markaların yargılaması süren hükümsüzlük davasına konu olduklarını, söz konusu markalarının hükümsüzlüğü yönünde bir karar inşa edildiğini, somut uyuşmazlıkta karşılaştırılan markaların “...” ibaresini esas unsur olarak ihtiva etmeleri nedeniyle görsel, işitsel ve kavramsal açılardan ayırt edilemeyecek derecede benzediğini, ayrıca taraf markalarının 43. sınıfa giren aynı/aynı tür hizmetlerde kullanılacağını, davacının ileri sürdüğü markasal kullanımların başka kişilere ait olduğunu, müvekkilinin “...” ibareli markasal kullanımlarının ise 1988 yılında başladığını ve devam eden süreçte yaygınlaştığını, müvekkilinin halihazırda Ankara’da bu markasının kullanıldığı 7 ayrı şubesinin de bulunduğunu, markanın tanıtımı için yoğun emek ve çaba harcadığını ve masraflar yaptığını, bunun neticesinde davalının bu markasının, logosunun ve ticaret unvanının tanınmışlık vasfını kazandığını, müvekkilinin uyuşmazlık konusu edilen markanın gerçek hak sahibi olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dava konusu başvurunun "... ... + ..." ibaresinden oluştuğu, kapsamından çıkartılan hizmetlerin, "43. sınıftaki; Yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri. Geçici konaklama hizmetleri, geçici konaklama ile ilgili rezervasyon hizmetleri, düğün salonu kiralama hizmetleri, konferans ve çeşitli toplantılar için yer sağlama hizmetleri. ... (...) hizmetleri. Hayvanlar için geçici barınma sağlanması hizmetleri" olduğu, itiraza mesnet markanın "... ..." ibaresinden meydana geldiği ve koruma kapsamında 43. sınıflardaki bir kısım mal ve hizmetlerin yer aldığı, karşılaştırılan markalar arasında davacının markasının kısmen reddedildiği hizmetlerin tamamı açısından, somut uyuşmazlıkta emtia benzerliği şartının gerçekleştiği, başvuru "... ..." ibaresinden oluşurken, itiraza dayanak markanın "... ..." ibarelerinden oluştuğu, davacının markasında kullanılmış olan ... unsurunun/ kompozisyonunun işarete kattığı ayırt ediciliğin, işarette kullanılmış olan “... ...” kelime öbeğinden daha düşük seviyede kaldığının söylenemediği, işarette geçen ... unsurunun, orijinal bir kompozisyonu haiz, özellikli bir ... olduğundan, “basit/alelade” bir ... olarak nitelendirilemeyeceği, işarete kattığı ayırt ediciliğin “...” kelimesinden daha düşük seviyede kaldığının söylenemeyeceği, davalının kısmi redde mesnet markasının ise “...” VE “...” kelimelerinin, düz yazım karakterindeki siyah renkli büyük harflerle alt alta gelecek şekilde/iki ayrı satırda yazıldığı, ibarelerden “...” kelimesine nispeten daha büyük puntolarla ve kalın harflerle üstte yazılmış olan “...” kelimesinin, “...” kelimesinden ziyade ilk bakışta/ön planda algılandığı, davacının markasındaki ... unsurunun ve davalının markasındaki “...” ibaresinin baskınlığının katkısıyla, işaretlerde ortak olarak kullanılmış olan “...” ibaresinin mevcudiyetinin işaretleri görsel açıdan benzer kılmaya yetmediği, işaretlerin bir bütün olarak bıraktığı genel izlenimlerin, tümüne hakim olan görünüşlerin ve ayırıcılıklarını vurgulayan imajların yeterli derecede farklılaştığı, görsel açıdan ortaya çıkan bu farklılıkların, işitsel açıdan bakıldığında da, aynı sonucu verdiği, taraf markalarında “...” ibaresi ortak olsa da, davalının markasının “... ...” şeklindeki okunuşu, markaların kulakta bıraktıkları tınılarının işitsel açıdan da yeterince farklılaştığı, işaretlerde ortak ve uyuşmazlık konusu olan “...” ibaresinin, yaşadığımız toplumda iyi bilinen, ...’da yaşamış bir halk ozanının adı ve “... ...” olarak bilinen ünlü bir edebiyat eserinin adı olduğu, ayrıca “...” kelimesinin, toplumumuzda sıklıkla rastlanan bir soyadı olarak da kullanıldığı, taraf markalarında ortak olan “...” kelimesinin, taraflarca yaratılmamış, orijinal olmayan bir ibare olduğu, değinilen yerleşik anlamları itibariyle, markasal hüviyette soyut ayırt ediciliğinin düşüklüğünden bahsedilebileceği, somut olayda da, dava konusu edilen markadaki gibi, “ticari dürüstlük kuralları” içerisinde kalan bir şekilde, yani başkaca renk ve kelime unsurlarıyla bir arada/ bütünleşik bir kompozisyon içerisinde kullanılan “...” ibaresinin, bu markayı davalının markasından yeteri derecede farklılaştırdığı, bu markanın tüketici zihninde oluşturduğu ilk algının, bütünleşik kompozisyonu ve bu kompozisyon içerisinde “... ...”na atıf yaptığı düşünülebilen “şaha kalkmış at üzerindeki insan figürü” itibariyle, davalının bir şahsın ismini/... ismini markalaştırmış olduğu algısı yaratan kelime markasından farklılaştığı, taraf markalarının görsel, işitsel ve anlamsal açılardan benzer olmadığı, ancak, davalının tescilsiz markasal kullanımlarının, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (SMK) 6/1 hükmüne dayalı iddialarına mesnet aldığı 2010/... sayılı görselli tescilli markasından bir hayli farklı özellikleri haiz olduğu, zira davalının tescilli markasında, “...” ibaresine nazaran daha büyük puntolarda ve kalın harflerle, işaretin üst kısmına konuşlandırılmış şekilde kullanılmış “...” ibaresi, işarette ilk anda/baskın olarak algılanan unsur iken, davalının tescilsiz markasal kullanımlarında, “...” ibaresinin tanıtma vasıtasının baskın/tek unsuru olarak kullanıldığı, bu ibarenin bir kısım kullanımlarda baş harfinin “bir tabak üzerine yerleştirilmiş çatal, bıçak ve kaşıktan oluşan şekilin “K” harfini andırır biçimde tertip edilmiş hali”yle kullanılmış olmasının, bu tespiti değiştirebilecek bir etkisinin olmadığı, karşılaştırılan işaretlerin, davalının tescilli markasındaki durumun aksine, “...” ibaresinin ortaklığı sebebiyle yakınlaşıyor olduğu, bu yakınlaşmanın, potansiyel müşterilerin daha önce denedikleri markaların hafızalarında kalan kısımlarına dayanarak tekrar marka tercihi yaptıkları ve bu nedenle de markalardaki farklı unsurlardan ziyade ortak unsurlara odaklanacakları gerçeği gözetildiğinde, davalının “...”lu markasal kullanımlarını görmüş ve tanımış olan bir tüketicinin, davacının “...”lu markasıyla karşılaştığında bu markaları “benzer bulması ve karıştırması” ihtimalinin doğduğu, davalının markasal kullanımlarının davacının markasını tescil ettirmek istediği “yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri”nde gerçekleştiği, diğer hizmetlerde ise gerçekleşmediği, bu hizmetlerin de “yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri”nden giderdikleri ihtiyaçlar, hedeflenen tüketici profilleri, birbirleri yerine ikâme imkanları olmaması itibariyle farklılaştığı, dolayısıyla benzer/türdeş emtia olarak nitelendirilemeyeceği, davalı şirketin gerek davacının 2020/15170 sayılı markanın işlem dosyasına sunduğu itiraz dilekçesinin ekinde, gerekse dava dosyasına sunduğu delillerden, davalının dava dışı kişilerden devir aldığı ..., Ankara adresinde yerleşik işletmenin adının 1988 yılından beri “... ...” olduğu, 02.04.1998 tarihinde alınan ... İşletme Belgesi’nde işletmenin adının “... ... ...” olarak geçtiği, davalının bu markayı söz konusu tarihten günümüze kadar kullanmaya devam ettiği ve açtığı şubeleri ile kullanımını yaygınlaştırdığı, davalının seleflerinin tescilsiz olarak kullandığı markasını 2006 yılında tescilli hale getirmeye teşebbüs ettiği, davalının 2010 yılında devraldığı işletmede “...” markasını tescilsiz ve kesintisiz olarak bizzat kullandığını tevsik edebildiği, keza ... uzantılı alan adını 30.01.2011 tarihinde kendi adına tescil ettirdiği, 2011-2019 yılında kestiği çok sayıdaki faturada "... ... ..." şeklinde hizmet markası kullanımlarının bulunduğu, davalı şirketin, “...” markasına, “yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri” yönünden kesintisiz, ciddi ve yoğun kullanım sonucunda markasal hüviyette korunması gereken ekonomik bir değer kazandırdığının yeterli nitelikte, nicelikte ve içerikte delil ile ispatladığı, davalının gerçek hak sahipliğinden doğan haklarının, davacının 2020/15170 sayılı markasının (sadece) “yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri” açısından tesciline engel olabileceği, davacının müktesep hak iddiasına mesnet aldığı markalarının, dava konusu markasının başvuru tarihi olan 06.02.2020’den geriye dönük 5 yıl hesaplandığında, yani 06.02.2015 tarihinden önce tescile bağlanmış olması gerektiği, davacının müktesep hak iddialarına mesnet aldığı markalarının, tescil tarihleri incelendiğinde ise, davacıya ait 2015/29689 sayılı markanın 29.03.2016 tarihinde, 2018/92452 sayılı markanın ise 28.03.2019 tarihinde tescil edildiği, dolayısıyla davacının markalarının, bu tarihten önce tescile bağlanmadığı, davacının, önceki tarihlerde tescilli markalarından gelen ve himaye görmesi gereken bir müktesep hakkının somut olayda bulunmadığı gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne, YİDK'nın 2022-M-2420 sayılı kararının 43. sınıf "geçici konaklama hizmetleri, geçici konaklama ile ilgili rezervasyon hizmetleri, konferans ve çeşitli toplantılar için yer sağlama hizmetleri. ... (...) hizmetleri. Hayvan için geçici barınma sağlama hizmetleri." ile sınırlı olarak iptaline, fazlaya dair istemlerin reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince istinaf edilmiştir.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalı şirketin, dosyada bulunan delillerden, “...” markasını, yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri yönünden kesintisiz, ciddi ve yoğun bir şekilde kullandığının, bu kullanım sonucunda da markasal olarak korunması gereken ekonomik bir değer kazandırdığının ispat edildiği, davalının tescilsiz markasal kullanımlarında, “...” ibaresinin tanıtma vasıtasının baskın/tek unsuru olarak kullanıldığı, davacının dava konusu marka başvurusunun ise ... ... olduğu, bu markalar arasında, biçim, düzenleme ve tertip tarzı itibariyle görsel, sesçil ve anlamsal olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede benzerlik bulunduğu, zira taraf markalarında bulunan esas unsurların "..." ibaresi olduğu, ortalama düzeydeki tüketici kesimi tarafından başvuru konusu işaret ile davalının tescilsiz kullandığı markası arasında işletmesel bağlantı olduğu ya da idari ve ekonomik açıdan birbiriyle bağlantılı işletme tarafından piyasaya sunulan markalı hizmetler algısı oluşabileceği yani markaları karıştırabileceği, davalının markasal kullanımlarının davacının markasını tescil ettirmek istediği yiyecek ve içecek sağlanması hizmetlerinde gerçekleştiği, diğer hizmetlerin ise yiyecek ve içecek sağlanması hizmetlerinden giderdikleri ihtiyaçlar, hedeflenen tüketici profilleri, birbirleri yerine ikâme imkanları olmaması itibariyle farklılaştığı, dolayısıyla benzer olarak nitelendirilemeyeceği, davalının gerçek hak sahipliğinden doğan haklarının, davacının 2020/15170 sayılı markasının kapsamında bulunan yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri açısından tesciline engel olabileceği, davacının müktesep hakkının bulunmadığı, diğer yandan dava konusu başvurunun "... ... + ..." ibaresinden oluştuğu, itiraza mesnet markanın ise "... ..." ibaresinden meydana geldiği, davacının markasında kullanılmış olan ... unsurunun ve kompozisyonun markaya ayırt edicilik kattığı, davalının “... ...” markasında “...” kelimesinin, “...” kelimesinden ziyade ilk bakışta/ön planda algılandığı, işaretlerde ortak ve uyuşmazlık konusu olan “...” ibaresinin, yaşadığımız toplumda iyi bilinen, ...’da yaşamış bir halk ozanının adı ve “... ...” olarak bilinen ünlü bir edebiyat eserinin adı olduğunun belirlendiği, ayrıca “...” kelimesinin, toplumumuzda sıklıkla rastlanan bir soyadı olduğu, davacının marka başvurusunun davalının bir şahsın ismini/... ismini markalaştırmış olduğu algısı yaratan kelime markasından farklılaştığı, davacının marka başvurusu ile davalının ... ... markasının görsel, işitsel ve anlamsal açılardan benzer olmadığı gerekçesiyle davalı ... vekilinin ve davacı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekili ile davalı ... vekilince temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Dava ve Hukuki Nitelendirme
Dava, YİDK kararının iptali talebine ilişkindir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/1-b(1) hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekili ile davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edenlere ayrı ayrı yükletilmesine, 11.03.2026 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.