MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2025/275 Esas, 2025/993 Karar
HÜKÜM : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2024/229 E., 2024/647 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; dava dışı ...San. ve .... Şti.'nin ... A.Ş.'den kullanmış olduğu krediye ilişkin olarak .... Noterliğinin ... yevmiye numaralı ve 06.09.2005 tarihli ihtarname gereği gayrinakdi riskine ilişkin olarak borcun ödenmediğini ve temerrüde düşüldüğünü, 03.06.2006 tarihli kredi alacağının devir sözleşmesi ile dava dışı şirketin ... A.Ş.'den...A. Ş.'ye devir ve temlik edildiğini, müvekkili şirket ile...A.Ş.'nin birleştirilmesine karar verildiğini, alacağın tahsili amacıyla.... İcra Müdürlüğünün 2020/... E. sayılı dosyası ile takip başlatıldığını, icra dosyasına yapılan itirazda zamanaşımı defi'nin ileri sürüldüğünü, ancak söz konusu alacağın fon alacağı olması nedeniyle zamanaşımı süresinin yirmi yıl olduğunu, diğer itirazların da gerçeği yansıtmadığını ileri sürerek davalı tarafından icra takibine yapılan haksız itirazın iptali ile takibin devamına ve davalı aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; kefalet beyanına dair imza ve yazının müvekkiline ait olmadığını, nitekim dava dilekçesinin eklerinde söz konusu hesap kat ihtarnamesinin müvekkiline hiçbir zaman tebliğ edilmediğinin açıkça görüldüğünü, davacının ihtarnameye dayalı olarak müvekkilinden alacak isteminde bulunduğunu, borcun doğum anını, muacceliyet anını gizleyebilmek adına da kredi sözleşmesini takip dayanağı yapmaktan kaçındığını, icra takip dosyası kapsamında alacağın zamanaşımına uğradığını, kefalet sözleşmesi için de hak düşürücü süre geçtiğinden kefalete dayalı istemin yerinde olmadığını, kefiller yönünden hiçbir şekilde yirmi yıl zamanaşımının uygulanamayacağını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 598/3 hükmü uyarınca, davalı hakkında açılan itirazın iptali davasında on yıllık süre dolduktan sonra kefil ... hakkında takip yapılmakla mevcut hak düşürücü sürenin dolduğu gerekeçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekilince istinaf edilmiştir.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davaya esas kredi sözleşmesinin imzalandığı tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu’nda gerçek kişi kefillerin kefaletlerinden sorumlu olacakları süre yönünden bir zaman sınırlaması öngörülmediği, ancak 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 598. maddesinin üçüncü fıkrası ile gerçek kişilerin kefaletinin kefalet tarihini takip eden 10 yılın sonunda kendiliğinden sona ereceğinin düzenlendiği, 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un (6101 sayılı Kanun) 5. maddesinin ikinci fıkrasında, Türk Borçlar Kanunu ile hak düşürücü süre veya özel bir zamanaşımı süresi ilk defa öngörülmüş olduğunda başlangıç tarihi itibariyle bu süre dolmuşsa, hak sahiplerinin Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak bir yıllık ek süreden yararlanacakları, ancak, bu ek sürenin, Türk Borçlar Kanununda öngörülen süreden daha uzun olamayacağının öngörüldüğü, buna göre kefalet sözleşmesinin kurulmasından başlayarak on yıl geçmesi ile kefalet kendiliğinden ortadan kalkacağı, kefalete konu borcun muacceliyetinin maddede öngörülen hak düşürücü sürenin başlamasına etkili olmadığı, somut olayda borcun dayanağını oluşturan genel kredi sözleşmesinin 20.10.1999 tarihli olduğu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden önce, 20.10.2009 tarihinde 10 yıllık hak düşürücü sürenin dolduğu ve 6101 sayılı Kanun'un 5/2 maddesinde ifade edilen bir yıllık ek sürenin de 01.07.2013 tarihi itibariyle sona erdiği, davaya konu icra takibinin ise hak düşürücü sürenin geçmesinden sonra 30.06.2020 tarihinde başlatıldığı, davalının sorumluluğunun kaynağı olana kefalete ilişkin hak düşürücü sürenin geçmiş olması nedeniyle, fon alacakları için uygulanan 20 yıllık zamanaşımı süresinin geçip geçmediğinin artık davalı kefilin sorumluluğuna bir etkisi olmadığı gerekçesiyle istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekilince temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Dava ve Hukuki Nitelendirme
Dava; dava dışı asıl borçlu ...ve .... Şti.'nin ...devredilen ... A.Ş.'den kullandığı krediye, müteselsilen kefil olan davalı hakkında başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptaline ilişkindir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/1-b(1) hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, davacı ...Ş. harçtan muaf olduğundan ödediği temyiz ilam harcı ve temyiz başvuru harcının isteği halinde temyiz eden davacı ...Ş.'ye iadesine,
11.03.2026 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.