MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2025/484 Esas, 2025/1032 Karar
HÜKÜM : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2022/449 E., 2024/766 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının müvekkili şirketten gaz alımı yaptığını, müvekkilinin kendi edimini tam ve eksiksiz yerine getirmesine rağmen davalının para ödeme edimini tam olarak yerine getirmediğini, önceki yıllardan devreden 37.042,62 Amerikan Doları borcu olduğunu, müvekkili tarafından tanzim edilen faturaların döviz cinsinden olduğunu, faturalara itiraz edilmediğini, davalı yanın ödeme günündeki kuru değil, daha önceki kuru dikkate alarak borcunu eksik ifa ettiğini, şifahi taleplere rağmen borcun ödenmemesi üzerine davalı aleyhine ilamsız icra takibi başlatıldığını, davalının takibe haksız olarak itiraz ettiğini ileri sürerek itirazın iptaline, asıl alacağın %20'sinden aşağı olmamak kaydıyla inkâr tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı yanın “kur farkı alacağı” adı altında müvekkili şirketten 37.042,62 Dolar talep ettiğini, müvekkilinin ödemelerin tamamını yaptığını, davacıya herhangi bir borcu kalmadığını, davacı tarafından düzenlenerek müvekkiline tebliğ edilen bir kur farkı faturası bulunmadığını, dava konusu faturalarda alacağın Türk Lirası karşılığının da bulunduğunu, müvekkili tarafından fatura üzerinde yazılı bedelin tamamının ödenmiş olması sebebiyle kur farkı talep edilemeyeceğini, davacı yanın talep edebileceği tek kalemin vade farkı, yani faiz olabileceğini, sözleşmenin 2.4 maddesi gereğince davacı yanın müvekkiline yazılı bildirimde bulunması gerektiğini, ancak davacı yanın hiçbir bildirimde bulunmadığını, dolayısıyla davacının talep edebileceği kur farkı ve vade farkı alacağı bulunmadığını, çekin davacı tarafından tahsil edildiği tarihin önemi olmadığını, çekin davacı şirkete ibraz edilmesi ile ödemenin gerçekleşmiş sayıldığını savunarak davanın reddini, davacının, alacak miktarının % 20'sinden az olmamak üzere kötüniyet tazminatına mahkum edilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; kur farkı alacağının, yabancı para alacağı (döviz) üzerinden düzenlenen faturanın düzenlendiği tarihin kuru ile faturanın tahsil edildiği tarihin kuru arasındaki farktan kaynaklanan ve TL olarak doğan bir alacak olduğu, kur farkı düzenlenen temel ilişkide asıl alacak miktarının döviz olarak aynı kaldığı, kur farkı alacağının ise döviz olarak istenmesi mümkün olmayıp, TL olarak talep edilebilecek bir alacak olduğu, Türk Kanunları'na göre döviz alacağının TL olarak istenmesi mümkün ise de TL olarak doğan alacağın dövize çevrilerek istenmesinin mümkün olmadığı, davacı alacaklının kur farkından kaynaklanan alacağını ancak ödeme tarihindeki döviz kuru dikkate alınarak TL olarak isteyebileceği, TL olarak doğan borcun yabancı para olarak istenilmesi mümkün olmadığından davacı tarafından usulüne uygun şekilde yapılmış bir icra takibinin bulunmadığı, usulüne uygun şekilde takip yapılmış olmasının itirazın iptali davası yönünden özel dava şartı olduğu gerekçesiyle davanın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 114. ve 115. maddeleri uyarınca usulden reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı ile davalı arasında satım sözleşmesi bulunduğu, sözleşmenin Bölüm A 4. Fiyat başlığı altında satışa konu ürünün 11.25$/lt +KDV olarak yabancı para cinsinden ticari ilişkinin kurulduğu, faturaların da TL karşılığı gösterilerek USD cinsinden düzenlendiği, sözleşmenin Bölüm B ödeme koşullarına göre ödemenin aynen yapılacağı veya bu anlama gelen herhangi bir ibare bulunmadığı anlaşılmakla borcun gerçek olmayan yabancı para borcu olduğu, temerrüde düşmediği müddetçe yabancı para borcunu muacceliyet/vade/ödeme günündeki kur üzerinden ödeme yetkisinin borçluda olduğu, davacı tarafça borcun aynen ödeneceğinin kararlaştırıldığına dair bir delil sunulmadığı gibi borçlunun açık hesap borcu yönünden temerrüde düşürülüp 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK)
99/3 maddesi gereği seçimlik yetkinin alacaklıya geçtiğine dair bir delilin de dosyaya sunulmadığı, davacının; davalının fiili ödeme günüdeki kurdan değil daha önceki tarihli kur üzerinden borcunu ifa ettiği, oysa kendilerinin fiili ödeme günündeki kurdan borcun ödenmesini isteme haklarının bulunduğunu iddia ettiği, iddianın bu ileri sürülüş biçimine göre davacının talebi kur farkı istemine ilişkin olup, davalı hakkında USD cinsinden takip yapılmış olması dikkate alındığında TL olarak doğan borcun yabancı para olarak istenilmesi mümkün olmadığından ve davacı tarafından usulüne uygun şekilde yapılmış bir icra takibinden bahsedilemeyeceğinden davanın dava şartı yokluğundan reddine yönelik verilen İlk Derece Mahkemesi kararında isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Dava ve Hukuki Nitelendirme
Dava, kur farkı alacağının tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b(1) hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 23.03.2026 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.