MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/1667 Esas, 2025/835 Karar
HÜKÜM : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2021/52 E., 2023/149 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar vekili ve katılma yoluyla davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirketin 2000 yılında kurulduğunu, “...” markasının dünya genelinde tanınmış bir marka olduğunu, buna dair mahkeme kararları bulunduğunu, müvekkilinin ilk “...” markasını 2006 yılında 41. sınıf için ... numarası ile ... nezdinde tescil ettirdiğini, halen Türk Patent ve Marka Kurumu (TÜRKPATENT) nezdinde............................ tescil numaralı “...” esas unsurlu markalarının tescilli olduğunu, davalıların “... ...” isimli spor salonunu işlettiklerini, davalı ...’ın kuralsız kafes dövüşü organizasyonlarına katılan bir sporcu olması nedeniyle müvekkilinin markasından haberdar olduğunu, davalı ...’ın 2015 yılında 2014/... tescil numaralı “... ... ...+...” markasını tescil ettirdiğini, 2017 yılında ise müvekkilinin markaları ile iltibas yaratacak olan 2017/... tescil numaralı “... ...+...” markasını 41. sınıf için tescil ettirdiğini, müvekkilinin markasının İstanbul’da 9 tane lisans alan tarafından kullanıldığını, davalının ... firmasına sponsor olarak yaptırdığı ürünler üzerinde de “...” markasını kullandığını, bu hususun delil tespiti ile tespit edildiğini, davalıların “...” ve “...” markalarını internet sitelerinde kullandıklarının tespit edildiğini, müvekkilinin “...” ve “...” markalarının gerçek hak sahibi olduğunu, davalının kötüniyetli olarak markasını tescil ettirdiğini ileri sürerek davalıların müvekkilinin markasından sonra tescil edilmiş olan “... ...+...” ve tescilsiz olan “...”, “...” ve “... ...+...” markalarını hukuka aykırı şekilde kullanmasının müvekkilinin marka hakkına tecavüz ve haksız rekabete yol açtığının tespitine, tespit edilen söz konusu hukuka aykırılıkların durdurulmasına, önlenmesine ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına, davalının TÜRKPATENT nezdinde 41. sınıfta tescilli 2017/... tescil numaralı “... ...+...” markasının hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, davalıların ... ve ...://.../alan adları ile işletilen ... sitelerine ve davalıların ..., ..., ... ve ... hesaplarına Türkiye’den erişimin engellenmesine, davalının ... alan adı ile işletilen ... sitesindeki müvekkilinin marka hakkını ihlal eden ve haksız rekabet oluşturan içeriklerin kaldırılmasına ve/veya içeriklere erişimin engellenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalılar vekili cevap dilekçesinde; "... ..." markasının müvekkili adına tescilli olduğunu, kullanmasının meşru olduğunu, "... ..." markasının bu hali ile tescil edilmesinin amacının ... (çapraz) + fight (dövüş) isimlendirmelerinin birleştirilerek diğer ... branşı eğitimi veren spor salonlarından ayrılarak daha farklı bir isim ile hizmet vermek istemesinden kaynaklandığını, "..." markası ve buna bağlı spor salonları ile rekabet etme gibi bir amacının olmadığını, müvekkillerine ait spor salonunda verilen eğitim, dövüş sporuna ilişkin iken, ...'in tam anlamı ile vücut gelişimi ve kas düzeni için uğraş veren fitness şeklindeki bir spor türü olduğunu, bu nedenle müvekkillerinin "..." markası ile iltibas yaratarak kendine fayda sağlamasının mümkün olmadığını, birbirlerinden bağımsız iki spor türünün yarış içerisinde olması veya müvekkilinin bunu amaçlamasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davacı markası ile müvekkili markası arasında görsel ve işitsel olarak büyük farklar bulunduğunu, somut olayda ... sporunu veya ... (fonksiyonel fitness) sporunu yapmak isteyen müşteri kitlesinin, bu konuyu araştırmış ve bu sporun özelliklerini, ne şekilde yapıldığını ve benzeri konuları öğrenmiş bir müşteri kitlesi olduğunu, diğer spor branşları ile arasındaki farkı kolayca anlayabilecek bir müşteri kitlesi olduğundan, bu markalar arasında iltibas oluşmasının mümkün olmadığını, müvekkiline ait ... ... spor salonunda, ... ibareli ürünlerin bulunduğunun bilirkişi raporunda tespit edildiğini, tespit edilen ürünlerin ... şirketine ait olduğunu, davacının iddia etmiş olduğu "..." adlı sitenin müvekkiline ait olmadığını, müvekkillerinin kötü niyetli olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalı ... adına tescilli 2017/... tescil numaralı "... ..." markasının esas unsurunda yer alan "..." ibaresi, davacının markalarında yer alan "..." ibaresi ile oldukça benzer olup, aynı şekilde telaffuz edildikleri, "..." ibaresi isim niteliğinde bir kelime olup, günümüz Türkçesinde anlamı bilinmediğinden, markada akılda kalan kısmın "..." ibaresi olduğu, bu nedenle markaların hitap ettiği ortalama tüketici kitlesi tarafından karıştırılma ihtimali bulunduğu, davacıya ait ve Türkiye'de faaliyet gösteren "..." isimli işletmelerden birisi olduğu zannedilerek en azından davacı ile ilişkilendirilebileceği, davalının 2017/... tescil numaralı markası ile davacının 2012/... tescil numaralı markasının aynı mal ve hizmetler için tescil edildikleri, davalı ... adına tescilli 2017/... tescil numaralı "... ... + ..." markasının 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (SMK) 6/1 maddesi uyarınca hükümsüzlük koşullarının oluştuğu, davacı tarafça dosyaya sunulan deliller, Türkiye'de ve dünyada tescilli marka sayısı, tescil tarihleri, verdiği lisans sayıları, Mahkeme kararları ve alınan bilirkişi raporu ile davacının "..." markalarının "spor, kültür ve eğlence hizmetleri" için Türkiye'de tanınmış olduğu, davalı ...'ın bu mal ve hizmetler için tescilli markası nedeniyle haksız bir yarar sağlayabileceği, bu nedenle SMK'nın 6/5. maddesindeki hükümsüzlük koşulunun da mevcut olduğu, davalı markanın kötü niyetle tescil edildiğinin ispatlanamadığı, alınan bilirkişi raporları ile davalıların "..." internet ... sitesinin adında ve içeriğinde, “...” alan adlı internet sitesinde ve içeriğinde, ... alan adlı ... sitesinin içeriğinde, ..., ..., ..., ... sosyal medya hesaplarında "spor, kültür ve eğlence hizmetleri" için "...", "..." ve "... ..." markalarının kullanıldığının, davalıların birlikte işlettikleri iş yerinde "spor, kültür ve eğlence hizmetleri" için "... ..." ve "..." markalarının kullanıldığının tespit edildiği, davacıya ait ....com.tr alan adının 27.05.2015 tarihinde tahsis edildiği, davalılara ait ... ve ...://.../alan adlı internet sitelerinin arşiv kayıtları üzerinde yapılan incelemede alan adlarının daha önce alındığına ve kullanıldığına dair bir tespit yapılamadığı, bu kullanımların davacının aynı hizmetler için tescilli olan "..." esas unsurlu markaları ile iltibasa neden olabileceği, davalı ...'ın markasının tescilli olmasının SMK'nın 155. maddesi uyarınca savunma gerekçesi olarak ileri sürülemeyeceği, bu durumun davacının marka haklarına tecavüz teşkil ettiği, sınai mülkiyet haklarının kendi özel yasası niteliğindeki SMK hükümleriyle korunduğu, davalıların davacı adına tescilli markalarına benzer markaları kullanmak eyleminin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı TTK) 55/1-a-4.maddesi uyarınca aynı zamanda haksız rekabet teşkil ettiğine ilişkin talebin reddi gerektiği gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne; davalı ... adına tescilli 2017/... tescil numaralı "... ... + ..." markasının hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, davalıların iş yerlerinde, internet alan adlarında ve internet sitelerinin ve sosyal medya hesaplarının içeriklerinde "... ... + ...", "...", "..." markalarını spor, kültür ve eğlence hizmetlerinde kullanmalarının davacının "..." esas unsurlu markalarından kaynaklanan haklarına tecavüz ettiğinin tespitine, davalıların bu markaları spor, kültür ve eğlence hizmetleri için iş yerlerinde ve internet ortamında ticari etki yaratacak şekilde kullanmalarının yasaklanmasına, önlenmesine ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına, davalıların bu markaları kullandıkları ürünlerin, ambalajların, ilan, reklam, broşür, afiş ve tabela ve sair her türlü malzeme ve tanıtım malzemesinin, basılı evrak, faturaların ve benzeri her türlü ticari evrak ve malzemenin toplatılmasına, hükmün kesinleşmesinden sonra masrafı davalılardan alınmak suretiyle imha edilmelerine, davalıların ... ve ...://.../alan adlı internet sitelerine Türkiye'den erişimin engellenmesine, davalının ... alan adlı ... sitesindeki davacının marka hakkını ihlal eden içeriklerin kaldırılmasına, davacının fazlaya ilişkin taleplerinin reddine karar verilmiş, hüküm, davalılar vekili ve katılma yoluyla davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; mahkemenin vaka ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, SMK ile haksız rekabet hükümlerinin birlikte uygulanmasını gerektiren kümülatif korumanın uygulama alanı kalmadığı gözetilerek haksız rekabetin tespiti, men'i ve ref'ine dair talepler yönünden ret kararı verilmesinin yerinde olduğu, (Yargıtay 11.Hukuk Dairesi'nin 2024/2085 E- 2025/416 K., 2024/1738 E- 2025/58 K., 2024/1482 E- 2025/38 K., 2019/5189 E- 2019/1852 K, 2021/89 E-2021/3054 K sayılı kararları) gerekçesiyle davacı vekilinin ve davalılar vekilinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiş, hüküm, davalılar vekili ve katılma yoluyla davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Dava ve Hukuki Nitelendirme
Dava, marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, önlenmesi ve markanın hükümsüzlüğü istemlerine ilişkindir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/1-b(1) hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalılar vekili ve katılma yoluyla davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edenlere ayrı ayrı yükletilmesine, 23.03.2026 tarihinde kesin olarak oy çokluğuyla karar verildi.
K A R Ş I O Y
Sayın çoğunlukla ortaya çıkan uyuşmazlık; haksız rekabet hukuku hükümlerinin fikrî mülkiyet hukuku hükümleriyle birlikte uygulanıp uygulanmayacağı (Kümülatif Koruma) noktasında toplanmıştır.
Kümülatif koruma ilkesi “mevzuattaki birden fazla hükümle korunabilme” anlamına gelmektedir. Bu durumda, bir kişinin gerçekleştirdiği fiilin birden çok hükmün koruma kapsamında olması halinde, hak sahibinin bu hükümlerden dilediğine başvurabilmesine kümülatif koruma denilmektedir. Fikri haklar bakımından kümülatif koruma ilkesi ise, bir fikri ürünün birden çok kanuni düzenlemenin şartlarını taşıması halinde, hak sahibine her koruma yoluna başvurma yetkisi tanınmasıdır. Bu ilke kapsamında bir kümelenmenin meydana gelmesi için mevcut bir fikri mülkiyet korumasına ek olarak haksız rekabet korumasının var olması gerekir. Kümülatif koruma ilkesinin söz konusu olduğu halde hak sahibi seçme zorunluluğuna tabi olmayıp şartlarını taşıması koşuluyla hukuki sebeplerden birine, birkaçına veya tamamına bu ilke kapsamında dayanabilmektedir.
Diğer yandan, taleplerin yarışması hali ile taleplerin seçimlik olması hali birbirinden tamamen farklıdır. Taleplerin seçimlik olması halinde hak sahibine aynı vakıa bakımından öngörülen birbirinden farklı ve birden fazla yaptırımdan birini seçme imkanı tanınmaktadır. Taleplerin yarışması veya yığılması halinde ise bundan farklı olarak aynı vakıa bakımından ileri sürülen talepler birbiri ile seçimlik olarak sunulmayan ve birlikte ileri sürülebilen farklı hukuki sebeplere dayandırılmaktadır. Hakların yarışmasından bahsedebilmek için aynı talebin dayandırılan her bir sebep bakımından haklı görülmesi gerekeceği gibi bu hukuki sebepler arasında özel hüküm-genel hüküm ilişkisi de bulunmaması gerekir. Nitekim bu korumada özel hüküm-genel hüküm ilişkisi bulunmamaktadır.
Taleplerin yarışması veya yığılması halinde aynı vakıa bakımından birbiriyle seçimlik nitelikte olmayan, birbirini dışlamayan, birlikte var olabilen farklı hukuki sebeplere dayanılarak talepte bulunulduğundan kümülatif koruma ilkesi gereğince taleplerin yarıştığının kabulü gerekir. Bu durumda, aynı vakıa bakımından ileri sürülen talepler birbirini dışlamayan, bir arada ileri sürülebilecek birden fazla hukuki sebebe dayandırılmaktadır.
Fikri mülkiyet koruması, sahibine mutlak nitelikte tekelci yetkiler sağladığından mütecavizin fiilinden sorumlu tutulması bakımından herhangi bir sübjektif şart aranmayacak ve mütecavizin her türlü izinsiz kullanımı sorumluluğunu gerektirecekken haksız rekabet korumasında durum farklıdır. Yine fikri mülkiyet korumasının konusu bizatihi fikri ve sınai hakkın kendisi iken, haksız rekabet koruması dürüst ve bozulmamış rekabet ortamını sağlamayı amaç edinmektedir. Fikri mülkiyet koruması sadece ilgili hak sahibini koruduğundan hakkın ihlali halinde yalnızca hak sahibi dava açma hakkına sahip olacaktır. Ancak haksız rekabet koruması rakiplerin yanı sıra tüketicileri de koruduğundan hak ihlali halinde rakiplerin yanı sıra tüketiciler ve meslek örgütleri de dava açma hakkına sahip olacaktır.
Özel kanunun genel kanunu bertaraf edebilmesi için hem konusunu eksiksiz düzenlemiş hem de genel kanundan daha kapsamlı ve üstün koruma sağlamış olması gerekir. Fikri mülkiyet korumasının haksız rekabet korumasını bertaraf edeceğinin kabulü halinde ise, tüketiciler ve mesleki örgütler fikri haklarda ortaya çıkan haksız rekabete karşı korunma imkanından mahrum kalacağından bu kabul yerinde olmayacaktır.
Sayın çoğunluk gibi, Fikri mülkiyet korumasının haksız rekabet korumasını bertaraf ettiği kabul edilirse fikri mülkiyet korumasına dayalı olarak açılan davada koruma konusunun şartları taşımadığı gerekçesiyle özel kanun kapsamında kalmadığı sonucuna varılırsa dava genel nitelikteki haksız rekabet koruması ile desteklenemeyeceğinden tecavüz eylemi kanıtlanamamış olacaktır. Bu itibarla, haksız rekabete ilişkin genel hükümler fikri mülkiyet koruması yanında ikinci dereceden değil, doğrudan uygulama alanı bulmalıdır.
Burada dikkat edilmesi gereken diğer bir husus da, hak sahibinin birden fazla talebini aynı davada istemesi halinde davaların yığılması gündeme geleceğinden, ortada tek bir dava olmasına rağmen esasında talep sayısı kadar dava bulunmakta olup hakim her bir talep bakımından ayrı ayrı karar verecektir. Bu halde mahkemece her ne kadar talepler birlikte incelenecekse de, bu talepler birbirinden bağımsız taleplerdir. İşte işbu davayı diğer davalardan ayıran da bu dava türünün davacının talepleriyle değil, bu talepleri haklı gösterecek hukuki sebeplerle ilgili bir durum olmasıdır. Bu halde hak sahibi dilediği koruma modeline başvurarak zararının giderilmesini talep eder. Kümülatif koruma kapsamında davacının ihlal edilen hakkı için hem haksız rekabet korumasına hem de fikri hak korumasına birlikte başvurması halinde davacı ya fikri hak korumasına göre ya da haksız rekabet korumasına göre tek bir tazminat alabilecektir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 60. maddesine göre: “Bir kişinin sorumluluğu, birden çok sebebe dayandırılabiliyorsa hâkim, zarar gören aksini istemiş olmadıkça veya kanunda aksi öngörülmedikçe, zarar görene en iyi giderim imkânı sağlayan sorumluluk sebebine göre karar verir.” Bu hükme göre davacı talebini hangi hukuki sebebe dayandırdığını belirttiyse hakim buna göre tazminata karar verir ancak belirtmediyse hakimin davacıyı zorlama yetkisi olmadığından hakim zararı en iyi giderim imkanı veren talep sebebine göre hüküm kurar. Zira tazminatın işlevi mütecavizin zararını karşılamak olup aynı haksız eylem birden fazla hukuk kuralını ihlal etse dahi oluşan zarar tektir.
Sayın çoğunluk, SMK sonrası sınai hakların haksız rekabet hükümleriyle korunmayacağı yönündeki görüşünün temel dayanaklarından bir gerekçesi de, 6762 sayılı TTK’nın 57. maddesinin beşinci fıkrası ile 6102 sayılı TTK’nın 55/1-a(4) hükmü arasındaki farklılığa dayandırmaktadır. Bu itibarla bu husus da incelenmelidir. 2012 yılında yürürlüğe giren 6102 sayılı TTK’nın karıştırılma ihtimaline ilişkin 55/1-a(4) hükmü ve gerekçesi, -henüz SMK kabul edilmeden önceki dönemde- fikrî mülkiyet haklarının bu hüküm kapsamında korunabilirliği hususunda tereddütlere neden olmuştur. Bu tereddüt, temelde hükmün 6762 sayılı TTK’nın 57. maddesinin beşinci fıkrasına göre daha dar kapsamlı kaleme alınarak “mal, iş ürünü, faaliyet veya iş” ifadesinin tercih edilmesinden kaynaklanmıştır. Mülga 6762 sayılı TTK’nın 57. maddesinin beşinci fıkrası aynen “Başkasının emtiası, iş mahsulleri, faaliyeti veya ticaret işletmesiyle iltibaslar meydana getirmeye çalışmak veya buna müsait bulunan tedbirlere başvurmak, hususiyle başkasının haklı olarak kullandığı ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalarıyla iltibasa meydan verebilecek surette, ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları kullanmak veyahut iltibasa meydan veren malları, durumu bilerek veya bilmeyerek, satışa arz etmek veya şahsi ihtiyaçtan başka her ne sebeple olursa olsun elinde bulundurmak” hükmünü haiz iken 6102 sayılı TTK’nın 55. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin 4. alt bendi aynen “Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak” hükmünü haizdir.
6102 sayılı TTK’nın 55/1-a(4) hükmüne ilişkin madde gerekçesi aynen şu şekildedir: “Bu bent karıştırılmayı, yani 6762 sayılı Kanun'un 57 nci maddesinin (5) numaralı bendinde kullanılan terimle iltibası düzenlemektedir. (4) numaralı alt bendin ilkeleri ve amacı, 6762 sayılı Kanunun 57 nci maddesinin (5) numaralı bendi ile özdeş olmasına rağmen lafızda farklıdır. Ancak, bu değişiklik 6762 sayılı Kanundaki hükmün öğreti ve mahkeme kararlarındaki birikiminin feda edilmesi, uygulanamaz kabul edilmesi anlamını taşımamaktadır. Çünkü, karıştırılma (iltibas) kavramı, pozitif hukuklar üstü anlamı ve işlevi ile varlığını sürdürmektedir. MarkKHK “iltibas” yerine “karıştırılma”yı kullandığı ve bu terim öğreti ve içtihatlarda yerleşmeye başladığı için, burada da aynı terim tercih edilmiştir. Bu sebeple bentte basit ancak kapsamı geniş bir ifadeye yer verilmiştir. “Karıştırılma”, yanıltmayı, kandırmayı, yanlış algılattırmayı da kapsar. Hüküm, karıştırılmayı dış görünüş (tanıtım, takdim-görsellik) ve duyuruş (ses yönünden benzerlik) bağlamında düzenler. İç benzerlikten doğan karıştırılma (meselâ elektrik devrenin veya yarı iletken topografyasının benzerliği) hükmün kapsamı dışındadır. İç benzerlik “karıştırılma” kavramı ile tanımlanmaz. Dış görünüm koruması, takdim, ..., tasarım ve donanım korumasıdır. Karıştırılma nesnel değerlendirmeyi gerektirir. 6762 sayılı Kanun hükmü, başkasının “ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları ile iltibasa meydan verebilecek surette, ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları” cümle parçasına yer vermiştir. Oysa, anılan ayırt edici işaretlere ilişkin karıştırılma koşulu, hüküm ve sonuçlarıyla birlikte kendi özel kanun hükmünde kararnamelerinde, yani MarkKHK'da, ...'da, ...'da ve unvanla ilgili olarak TK'da ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir. Burada tekrar edilmeleri hem gereksizdir, hem de yorum güçlüklerine sebep olmaktadır. Anılan cümle parçalarının burada yer almaları, haksız rekabete ilişkin hükümlerin fikrî mülkiyete ilişkin düzenlemelerde kümülatif uygulanması yönünden de gerekli görülemez.” şeklindeki ifadeden, esasen hâlihazırda kümülatif koruma ilkesinin geçerli olduğu, ancak bu ilkenin varlığının da belirtilen cümle parçalarının maddede yer almalarını gerektirmediği anlamı çıkmaktadır. Dolayısıyla, gerekçedeki ifadelerin kümülatif uygulama ilkesini destekler şekilde anlaşılması ve TTK’nın karıştırılma ihtimaline ilişkin düzenlemesinin, fikrȋ mülkiyet mevzuatının yanında, ondan bağımsız olarak uygulanabileceğinin kabulü gerekir. Şu hususun özellikle belirtilmesi gerekir: Özel hukuki düzenlemelerin korudukları konu ile haksız rekabetin koruduğu konu farklıdır. Şöyle ki, bir markanın taklit edilmesi marka hakkına zarar verebileceği gibi haksız rekabete de yol açmaktadır. Madde gerekçesinde de belirtildiği üzere ayırtedici işaretlerin ayrı ayrı sayılmamış olması, fikri mülkiyete ilişkin düzenlemelerle haksız rekabet hükümlerinin uygulanmasına engel teşkil etmez. (Prof. ...– Prof. ..., Ticari İşletme Hukuku, 20. Baskı. 2024, s. 410. vd) SMK hükümlerinin yürürlüğe girmesiyle TTK.nun haksız rekabet hükümleri kadük hale gelmemiştir. ... yorumdur. (Prof. ...- Prof. ..., Rekabet ve Haksız Rekabet Hukukunun Esasları, Baskı 2024, s.122 vd) Haksız rekabet koruması fikri haklar korumasını tamamlayan bir konumda olmayıp bağımsız ve kendi kurallarını takip eden bir koruma olduğundan haksız rekabet kaynaklı talepler fikri haklar korumasından bağımsız olarak ileri sürülür. O halde korumanın şartları mevcut olduğu halde haksız rekabet hükümleri fikri mülkiyet hukukuna ilişkin hükümler yanında doğrudan ve birinci dereceden uygulama alanı bulur (Ünal Tekinalp, Fikri Mülkiyet Hukuku, 5.Bası s.37, 2012)
TTK’nın karıştırılma ihtimaline ilişkin düzenlemesi, mehaz İsviçre hukukundan aynen aktarılan başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almaya ilişkin 6102 sayılı TTK’nın 55/1-a(4) hükmüdür. Bu hükümle, ürünlerin kaynağı konusunda tüketicinin kafasını karıştırma ihtimali olan fiillerin engellenmesi, piyasada açıklık ve şeffaflığın sağlanması amaçlanmakta, bu suretle rakiplerin yanı sıra tüketicilerin ve toplumun da menfaatleri korunmaktadır. Piyasada oluşması muhtemel karışıklığın engellenmesi, rekabetten beklenen işlevlerin sağlanması açısından da önem taşımaktadır.
Öte yandan Avrupa Birliği (AB) hukukunda da kümülatif koruma ilkesi açıkça kabul edilmiştir. Yönerge ve Tüzük Tasarısı'ndaki düzenlemelerde tasarımların marka, patent, faydalı model gibi Topluluğun fikri mülkiyet mevzuatı ile korunmasının üye ülke hukuklarındaki fikri mülkiyet mevzuatına göre ayrıca korunmalarına engel olmayacağı belirtilmiştir. Ancak, kümülatif olarak koruma üye ülke mevzuatlarına bırakılmış olup, ilkenin nasıl uygulanacağı gösterilmemiştir. SMK’nın genel gerekçesi ve madde gerekçeleri incelendiğinde, sınai mülkiyet haklarının kanunla düzenlenme ihtiyacı yanında, uluslararası sözleşmeler ve AB mevzuatıyla uyumun arttırılması ve daha nitelikli ve etkin işleyen çağdaş bir sınai mülkiyet sistemine geçişin sağlanması için mevcut sistemin revize edilmesi gereğinin ortaya çıktığı, bu çerçevede marka, coğrafi işaret, tasarım, patent ve faydalı model haklarına ilişkin önemli yenilikler getiren düzenlemelerin yapıldığı, mevcut sistemde yer almayan geleneksel ürün adı korumasının sisteme dahil edildiği ve düzenlemelerde Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Anlaşması (...), Paris Sözleşmesi, yeni 2015/2436 sayılı Avrupa Birliği Marka Direktifi ve 2015/2424 sayılı ... Marka Tüzüğü, Patent Kanunu Anlaşmasına (...) uygun olarak kanunun hazırlandığı belirtilmiştir. Dolayısıyla kümülatif koruma AB müktesabına da uygundur.
Sonuç olarak; Dairenin hiç değişikliğe uğramadan süre gelen görüşünde bir değişiklik yapılmasını gerektirecek hukuki bir değişiklik bulunmadığından kümülatif korumanın uygulanması gerektiği kanaatiyle haksız rekabetin tespiti, men'i ve ref'ine dair talepler yönünden İlk Derece Mahkemesinin ret kararına karşı davacının katılma yoluyla istinaf isteminin esastan reddine dair Bölge Adliye Mahkemesinin kararının bozulması gerektiği görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun onama yönündeki görüşüne katılmamaktayım.