MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/682 Esas, 2025/1170 Karar
HÜKÜM : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2020/732 E., 2022/35 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili banka ile dava dışı kredi lehtarı .... Şti. arasında genel kredi sözleşmesi (GKS) aktedildiğini, işbu sözleşmeyi davalının müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığını, işbu sözleşmeye istinaden taksitli ticari kredi kullandırıldığını, borcun öngörülen süre içinde ödenmemesi nedeniyle 07.06.2017 tarihli ihtarnameyle 355.575,74 TL nakit alacak yönünden kredi hesabının kat edildiğini, ihtarname ile verilen sürede borcun ödenmemesi üzerine .... İcra Müdürlüğü'nün 2017/3612 E. sayılı dosyası ile ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla icra takibine geçildiğini, yapılan ihale sonucunda alacağa mahsuben müvekkili bankanın taşınmazı satın aldığını, alacağı karşılamadığı için rehin açığı belgesi düzenlendiğini, akabinde .... İcra Müdürlüğü'nün 2020/1596 E. sayılı dosyası ile ilamsız icra takibi başlatıldığını, davalının hem ipotek maliki olarak hem de kefaleten borçtan sorumlu olduğunu, davalı borçlunun, asıl borca, işlemiş faize ve fer'ilerine itirazı üzerine, takibin durduğunu, itirazın haksız olduğunu ileri sürerek itirazın 127.000,00 TL asıl alacak üzerinden iptaline, takibin devamına ve %20 oranında icra inkâr tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı asil cevap dilekçesinde; banka yetkililerinin 120.000,00 TL kredi kullandırılacağına yönelik bilgi verdiklerini, buna karşılık dairesini 180.000,00 TL ipotek bedeli ile ipotek vererek kefil olduğunu, bankanın imza attırdığı rakamın 250.000,00 TL olduğunu gördüğünde bunun formalite olduğunu söyleyerek ikna ettiklerini, ipotekli gayrimenkulün 290.000,00 TL bedelle satıldığını, bankadan alacaklı duruma geçtiğini, dolayısıyla ipotek kefili olarak 40.000,00 TL fazlasıyla borcu ödediğini, alacaklı görünen tarafa herhangi bir borcunun bulunmadığını, sadece ipotekten dolayı borçlu olduğunu, zaten ipotekli taşınmazın da satılıp bedelinin kredi borcuna mahsup edildiğini, bunun dışında bankaya karşı kefateten bir sorumluluğunun bulunmadığını savunarak davanın reddini, fazla tahsil edilen paraların iadesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı banka ile dava dışı asıl kredi borçlusu .... Şti. arasında GKS akdedildiği, dava dışı ... ile davalının işbu sözleşmeyi 250.000,00 TL meblağ ile sınırlı müteselsil kefil olarak imzaladığı, davalı kefile karşı .... İcra Müdürlüğü'nün 2017/3612 E. sayılı dosyasında yürütülen ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile icra takibinde taşınmazın 273.000,00 TL'ye satılması neticesinde bu miktarın 400.000,00 TL'den mahsup edilerek 127.000,00 TL üzerinden kesin rehin açığı belgesi düzenlenerek davacı bankaya verildiği, davacı banka tarafından davalıya karşı işbu kesin rehin açığı belgesine dayalı olarak 127.000,00 TL asıl alacak talebinde bulunulduğu, davalı tarafından borcun ödenmemesi üzerine kendisine ait ipotek olarak verilen dairenin satılması nedeniyle bankanın alacağını almış olduğundan bahisle icra takibine itiraz edildiği, dosya kapsamında yer alan 26.11.2015 tarihli resmi senet ile davalının kendisine ait olan taşınmaz üzerinde davacı banka lehine ipotek tesis edildiği ve davacı bankanın da bu ipoteği kabul ettiği, buna göre davalının 400.000,00 TL limit ipoteği ile sınırlı ve dava dışı asıl kredi borçlusunun borçlarının teminatı olarak davacı bankaya taşınmazını ipotek olarak verdiği, davalının aynı zamanda GKS'yi de 250.000,00 TL ile sınırlı müşterek kefil sıfatıyla imzaladığı, davalı tarafından davacı bankaya verilen ipoteğin davalının GKS kapsamındaki kefaletinin teminatı için verilmediği, bu durumda davacı bankanın alacağına mahsuben satın aldığı taşınmazın satışından dolayı yapılan tahsilatın davalı tarafından ipoteğin kendi kefaletinin teminatı için verilmediğinin tespit edilmiş olması nedeniyle kefalet limiti kapsamında hesaplanan borca mahsup edilemeyeceği, davalının 250.000,00 TL'lik kefalet limiti kapsamında kalan ve takip konusu yapılan 127.000,00 TL kadar davacı bankaya borcunun bulunduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, davalının .... İcra Müdürlüğü'nün 2020/1596 E. sayılı icra takip dosyasında davalı tarafından 127.000,00 TL alacağa yönelik yapılan itirazın iptaline, takibin bu miktar üzerinden devamına, alacak likit olmakla asıl alacağın %20'sine tekabül eden 25.400,00 TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, hüküm, davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 884. maddesinde; borçtan şahsen sorumlu olmayan rehinli taşınmaz malikinin borçluya ait koşullar içinde borcunu ödeyerek taşınmazın üzerindeki ipoteğin kaldırılmasını isteyebileceği, alacağın borcu ödeyen malike geçeceğinin belirtildiği, söz konusu maddede açıkça borçtan şahsen sorumlu olmayan rehinli taşınmaz malikinden bahsedildiği, somut olayda, rehin açığı belgesinin alacağı karşılanmayan temlik veren banka adına düzenlendiği, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (İİK) 150/2 hükmüne göre; alacaklının bu belgeye dayanarak borçlunun diğer mallarının haczini icra müdüründen talep edebileceği, yasal düzenleme kapsamında, davalı vekili tarafından istinaf dilekçesinde emsal olarak yer verilen Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin ilamlarının esas alınamayacağı, zira rehin açığı belgesinin davalı adına düzenlenmediği, diğer taraftan davalının aynı borçtan dolayı maliki olduğu bağımsız taşınmaza dair banka yararına ipotek tesis ettirmekle birlikte kredi sözleşmesinde müteselsil kefil olarak borçtan şahsen sorumlu olduğu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) müteselsil kefalete ilişkin hükümleri göz önünde bulundurularak icra takibi başlatıldığı, TBK'nın 586/2 hükmünde, alacaklının teslime bağlı taşınır rehni veya alacak rehni ile güvenceye alınmışsa rehnin paraya çevrilmesinden önce kefile başvurulamayacağı ancak alacağın rehnin paraya çevrilmesi yolu ile tamamen karşılanamayacağının önceden hakim tarafından belirlenmesi veya borçlunun iflas etmesi ya da konkordato mehli verilmesi hallerinde rehnin paraya çevrilmesinden önce de kefile başvurulabileceğinin belirtildiği, TBK'nın 586/1 hükmüne göre de alacaklı tarafça borçlu takip edilmeden veya taşınmaz rehni paraya çevrilmeden kefilin takip edilebileceği, ancak bunun için borçlunun ifada gecikmesi ve ihtarın sonuçsuz kalması veya açıkça ödeme güçlüğü içinde olması gerektiği, somut olayda, gerek TMK, gerek TBK ve gerekse İİK'nın yukarıda yer verilen ilgili maddeleri göz önünde bulundurulduğunda, davalının ipotek ile sorumluluğu ve ayrıca kefaletten dolayı şahsi sorumluluğu ayrı ayrı hükümlere tabi olduğundan rehin açığı belgesi verilmesi neticesinde kefilin şahsi sorumluluğu kapsamındaki kefalet limiti dâhilinde takip yapılarak itiraz üzerine açılan dava sonucunda davanın kabulüne dair verilen kararda bir isabetsizlik görülmediği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Dava ve Hukuki Nitelendirme
Dava, rehin açığı belgesinden kaynaklanan alacağın tahsili amacı ile başlatılan ilamsız icra takibine karşı yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/1-b(1) hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 23.03.2026 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.