MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/1204 Esas, 2025/1401 Karar
HÜKÜM : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI: 2022/9 E., 2024/337 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı Yargıtayca duruşma istemli olarak davacı vekili ile davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 10.03.2026 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davalı vekili Avukat ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.
KARAR
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında 01.09.2009 tarihinde tek elden dağıtım sözleşmesi bağıtlandığını, davalı yanın sözleşme gereği vekil edenine yapması gereken sevkiyatları yapmaması üzerine 17.04.2012 tarihli ihtarnamenin gönderildiğini, ancak davalının gönderdiği ve vekil edeni tarafından 24.04.2012 tarihinde tebliğ alınan ihtarname ile rekabet şartlarına uyum sağlamak zorunluluğundan bahisle sözleşmeyi sebep göstermeksizin feshettiğini, vekil edeninin sözleşme gereğince yatırımlar yaptığını, ilgili dönemde iyi bir performans göstererek 30.08.2010 tarihine kadar bir yıllık sürede münhasır bölgesinde gerek yeni müşteri bağlantısı kurarak gerek var olan müşterilerin iş hacmini artırarak davalıdan yaklaşık 3.500.000,00 TL tutarında mal aldığını, bu dönemde davalının ilgili bölgeye ait iş hacmini ortalama %40 artırdığını, vekil edeninin başarılı çalışması sonucu sözleşme feshedilmeyerek 01.09.2010 tarihinden itibaren bir yıl uzatıldığını, bu ikinci yılda da müşterilerinin iş hacmini artırıp davalıdan yaklaşık 6.000.000,00 TL'lik ürün alarak dağıtımını yaptığını, bu dönemde davalının ilgili bölgeye ait iş hacminin yaklaşık %80 artırıldığını, 30.08.2011 tarihinden mal sevkiyatının kesildiği Şubat 2012 tarihine kadar 6 aylık dönemde yaklaşık 3.300.000,00 TL ürün alımı yaparak davalının ilgili bölgeye ait iş hacmini önemli düzeyde artırdığını, vekil edenin davalı şirketle yapmış olduğu sözleşme gereği münhasıran faaliyet gösterdiği bölgede sözleşme başlangıcından, vekil edeni şirkete mal sevkiyatının kesildiği döneme kadar 2,5 yıllık dönemde davalı şirketin o bölgedeki iş hacmini yaklaşık 7 kat büyüttüğünü,... ana dağıtım ve pazarlama firması olan davalının, satışlarının düşük olduğu bölgeler için tek satıcılık vererek başarıya susamış tek satıcıların büyük çabaları sonucu müşteri portföyünü artırmak, birkaç yıl sonra bu müşteri portföyünden aracı kârı ödemeden tek başına yararlanmak için tek satıcılık sözleşmelerini sebep göstermeksizin haksız fesih yoluna gittiğini ileri sürerek davalının sözleşmeyi haksız feshi nedeniyle vekil edeninin davalının ürünlerinin pazarlanması için uyarlanmış alınan 9 adet kamyon ve araç için yapılan yatırım nedeniyle uğranılan zararın 200.000,00 TL olduğunu ve buna ilişkin şimdilik 1.000,00 TL talep edildiğini, vekil edenine alması için adeta baskı kurulan ve distribütörlük sözleşmesinin olmazsa olmazı olarak gösterilen ve yalnızca davalıya münhasır kullanılabilecek el terminalleri ve bağlantıları yazıcılar için yapılan ve uğranılan zararın 9.080,00 TL olduğunu ve şimdilik bunun için 1.000,00 TL talep edildiğini, vekil edeninin söz konusu yatırımların karşılanmasında kısmen banka kredisi kullandığını, kullanılan banka kredileri için verilen finansman giderlerinden kaynaklanan zararlarının olduğunu ve şimdilik 1.000,00 TL’lik kısmının talep edildiğini, davalı şirketin yapmış olduğu promosyon ve iskontolu satışlar nedeniyle vekil edeninden distrübütör indirimi adı altında kazancından 212.426,40 TL'lık haksız kesinti olduğunu ve bu zararın şimdilik 1.000,00 TL'lik kısmının talep edildiğini, haksız fesih nedeniyle uğranılan denkleştirme (...) tazminatı olarak fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak 50.000,00 TL tazminat talep edildiğini, vekil edeninin müşteri portföyü, ticari itibar ve iktisadi menfaatleri geri dönülemez derecede zarar görüldüğünden manevi tazminat olarak da şimdilik 50.000,00 TL olmak üzere toplam 104.000,00 TL maddi ve manevi tazminatın fazlaya ilişkin hakları saklı tutularak dava tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının belirsiz alacak davası açamayacağını, müvekkilinin distribütörlük sözleşmesinin 27. maddesine istinaden 15.02.2012 tarihinde sözleşmeyi fesih ettiğinden haksız bir feshin söz konusu olmadığını, davacı yanın 15.02.2012 tarihli fesih ihtarının 24.04.2012 tarihinde tebliğ edildiği, kendileri tarafından vekil edenine 17.04.2012 tarihinde ihtar gönderilerek sözleşmeye aykırılığın giderilmesinin istendiği şeklindeki beyanların gerçeği yansıtmadığını, davacının sözleşmenin fesih edildiğini ve tazminat istem hakkı olmadığını bildiğinden 17.04.2012 tarihinde fesih gerçekleşmemiş gibi haksız yakıştırmalar yaparak kendisini haklı çıkarmaya çalıştığını, basiretli tacir olan davacının milyonlarca liralık ciroya ulaştığını iddia etmesine karşılık kendisine aylarca mal verilmemesi ve bu konuda sessiz kalmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davacının hiçbir şekilde iddiasını kabul etmemekle birlikle sözleşmenin 27. maddesi uyarınca 3 ay önceden fesih mümkün kılındığından ve karşı tarafın bu durumda tazminat isteyemeyeccği açıkça belirtildiğinden 24.04.2012 tarihinde feshin öğrenilmesi halinde bile sözleşme uyarınca mal verilmemesine yönelik bir istemin söz konusu olamayacağını, ... tazminatı, manevi tazminat, kamyonet ve diğer araçlar ile iskonto nedeniyle tazminat istenemeyeceğini, davacının iddiasının aksine taraflar arasında acentalık söz konusu olmadığından 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu anlamında acentaya ilişkin hükümlerin somut olaya uygulanamayacağını, taraflar arasındaki sözleşmenin 31. maddesinde, distribütörün davalı şirketin temsilcisi, acentası, vekili vb olmadığını, davalı şirket adına hareket edemeyeceği ve sözleşme yapamayacağı kararlaştırıldığından davacının davalı şirketin acentası olmasının söz konusu olmadığını, sözleşmenin 1. maddesinde sözleşme konusunun, davalı şirketin üretimi ya da temin ettiği her türlü ürünün distribütör davacıya tanınan münhasır bölge sınırları içinde satış ve dağıtımının yapılması şeklinde belirlendiğini, davacının müşteri kazandırması ya da yeni müşteriler bulmasının söz konusu olmadığını, sözleşmenin 3. maddesi distribütöre tanınan bölgelerin ...ve ... olarak belirlendiğini, davacının pazar payını artırdığı iddialarının gerçeği yansıtmadığını, davacıdan önce de aynı bölgede faaliyet gösterildiğini, davacı iddiasının aksine sözleşmenin tasfiyesi anlamında iyiniyet göstergesi olarak el bilgisayarları ve terminalleri hizmet bedeli karşılığında fatura ile teslim alındığını ve bedellerinin ödendiğini, taraflar arasında cari hesap anlamında mutabık kalındığını, davacının 9 araç aldığı ve zarar ettiğine ilişkin iddialarının gerçeklikten uzak olduğunu, araçların sözleşmenin yapıldığı 20 09... yılında değil, 2011 yılında alındığını ve bu işlemleri vekil edenine bildirmediğini, vekil edeninin davacının aldığı her aracın veya bilgisayarın ücretini ödeyeceği, amorti edeceğine yönelik hiçbir taahhüdünün bulunmadığını, davacının müşterilere iskonto yaptığı ve bu nedenle zarara uğradığı iddiasının da gerçeklikten uzak olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalının sunduğu faturaların açıklamasında dava konusu edilen ekipmanın yer almadığı, bu konuda ispat külfetinin davalı yanda olduğu, davalı yanın fesihten sonra yaptığı ödemenin dava konusu edilen 9 adet ... el terminali ile 7 adet yazıcı... ürününü kapsadığını kanıtlayamadığı, davacı yan talep artırım dilekçesi ile dava dilekçesinde talep edilmeyen kâr kaybı alacağı talebinde bulunmuş ise de, bir alacak veya zarar kalemine artırım dilekçesinde yer verilemeyeceği gibi davanın tam ıslahı dışında dava konusu yapılmayan bir talebin ileri sürülemeyeceği, davacının kişilik hakları ve kişisel varlıklarına hukuka aykırı şekilde saldırıldığı sabit olmadığından davacı yanın manevi tazminat taleplerinin de kabulü şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle davacı yanın manevi tazminat isteminin reddine, maddi tazminat istemlerinin kısmen kabulüne, 314.275,79 TL denkleştirme tazminatının dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 3.847,50 TL el terminalleri ve eki yazıcıdan doğan yatırım zararlarının dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ıslah yolu ile talep edilen kazanç kaybı ile diğer tüm zarar kalemleri için yapılan fazlaya ilişkin istemlerin reddine karar verilmiş, hüküm, taraf vekillerince istinaf edilmiştir.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile kaldırma kararı sonrası İlk Derece Mahkemesince gerekli araştırma yapıldığı, dosya arasına alınmış, denetime elverişli ve hüküm kurmaya yeterli rapora göre, davacının sözleşme süresince yeni müşteriler kazandırdığı, denkleştirme tazminatı koşullarının oluştuğu, bilirkişi heyeti tarafından hesaplanan denkleştirme tazminatı tutarının 314.275,79 TL olduğu, davalının cevap dilekçesi ekindeki 34.110,26 TL'lik fatura arkasında “Ortak distribütör projesi tasfiye desteği, bayilik feshinden dolayı bayinin yatırımlarına karşılık ödenen bedel” açıklamasının el yazısı ile yazılı olduğu, işbu faturaların el terminallerine mi yoksa davacının başka yatırımlarına mı destek olmak amacıyla alındığının somut olarak tespit edilemediğinin bildirildiği, bu durumda denkleştirme tazminatına ilişkin İlk Derece Mahkemesince kabul kararı verilmesinde bir isabetsizlik olmadığı, davalının sunmuş olduğu faturaların açıklamasında dava konusu edilen ekipmanın yer almadığı, bu konuda ispat külfetinin davalı yanda olduğu, davalı yanın fesihten sonra yapmış olduğu ödemenin dava konusu edilen 9 adet ... el terminali ile 7 adet yazıcı... ürününü kapsadığını kanıtlayamadığı, bir alacak veya zarar kalemine artırım dilekçesinde yer verilemeyeceği gibi davanın tam ıslahı dışında dava konusu yapılmayan bir talebin ileri sürülmesinin mümkün olmadığı, bu sebeple dava konusu yapılmayan kâr kaybı alacağının reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı, manevi tazminat yönünden davacının şahsiyet haklarının ihlal edildiğinin ispatlanmadığı, davacı şirketin ihyası sonrası tasfiye memuru olarak önceki temsilcisi ...'ın tasfiye memuru olarak atandığı, tasfiye memurunca .... Noterliği'nin 04.07.2024 tarih ve ... yevmiye numaralı vekâletinin tasfiye halindeki ... Ltd Şti. adına düzenlenerek dosyaya ibraz edildiği, dava şartı eksikliğinin yargılama aşamasında giderildiği, İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu gerekçesiyle davacı ve davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, hüküm, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ
A.Dava ve Hukuki Nitelendirme
Dava, taraflar arasında akdedilen 01.09.2009 tarihli tek elden dağıtım / münhasır distribütörlük sözleşmesinin davalı tarafından haksız olarak feshedildiği iddiasıyla denkleştirme tazminatı ve yapılan yatırımlar dolayısıyla uğranılan zarara ilişkin maddi tazminat ile manevi tazminat istemine ilişkindir.
B.Değerlendirme ve Gerekçe
1.Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/1-b(1) hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından davacının tüm, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2.Bölge Adliye Mahkemesinin kaldırma kararından önce İlk Derece Mahkemesince 19.10.2017 tarihinde verilen ilk kararda, davacı yararına hükmolunan alacaklara yasal faiz işletilmesine karar verilmiş olmasına rağmen davacı, kararı bu yönden istinaf etmemiştir. Bu durumda hüküm altına alınan alacaklara yasal faiz işletilmesi hususunda davalı yararına usulü kazanılmış hak oluştuğu gözetilmeden verilen ikinci kararda, davacı yararına hükmolunan alacaklara avans faizi işletilmesine karar verilmiş olması bozmayı gerektirir.
Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden HMK'nın 370/2 hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılması ile İlk Derece Mahkemesi kararının düzeltilerek onanması gerekir.
VI. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacının tüm, davalının diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bent uyarınca temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, davalının temyiz itirazının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının hüküm fıkrasının (2) numaralı bendinin (A) ve (B) alt bentlerinde yer alan “avans” ibarelerinin çıkartılarak yerine “yasal” ibarelerinin yazılması suretiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, takdir olunan 40.000,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davacıya yükletilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde davalıya iadesine, 12.03.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.