(765 S. K. m. 102, 104) (1412 S. K. m. 321) (6762 S. K. m. 692, 695)
Dava: I- 5237 sayılı TCK.nun 7 ve 5252 sayılı Kanunun 9. maddeleri hükümleri karşısında; sanıklara yüklenen dolandırıcılık suçlarının yasada gerektirdiği cezalarının türü ve üst sınırları itibariyle tabi olduğu suç tarihleri itibariyle yürürlükte bulunan ve sanıklar lehine olan 765 sayılı TCK.nun 102/4 ve 104/2. maddelerinde öngörülen dava zamanaşımlarının, suç tarihlerinden hüküm tarihine kadar gerçekleştiğinden kamu davasının vaki zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırıldığı gerekçeleri gösterilerek mahkemece kabul ve taktir kılınmış olduğundan katılan vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin onanmasına,
II- Katılan vekilinin sahtecilik suçlarından kurulan hükme yönelik temyizine gelince;
Ceza Genel Kurulunun 19.2.2002 6-47/176 sayılı kararında da açıklandığı üzere; 765 Sayılı TCK.nun 349/2. maddesine göre; Emre veya hamile yazılı olarak tanzim edilen kambiyo senetleri, emtiayı temsil eden evrak yahut ortaklık veya alacaklılık sağlayarak belli bir meblağı temsil eden hisse senetleri, tahviller ve Hazine bonoları gibi kıymetler ile bunlar dışında kalan kıymetli evrak ve mali değerleri temsil eden veya ihraç edenin mali yükümlülüklerini içeren her türlü evrak resmi varaka hükmündedir.
TCK.nun 349. maddesinde belirtilen belgelerde yapılan sahtecilik suçlarında korunan hukuki yarar kamu güvenidir. Ayrıca bu belgelerin sahte olarak düzenlendikleri anda resmi belgede sahtecilik suçu oluşacak, özel belgede olduğu gibi, suçun oluşumu için belgenin kullanılması, çek veya senetlerin bankaya ibrazı aranmayacaktır. Sahte olarak düzenlenen bu belgelerin suç oluşturabilmesi için aldatma yeteneklerinin de bulunması şarttır. Keza, böyle bir belgenin kamunun güvenine mazhar olabilmesi, bunda yapılan sahteciliğin bu güveni sarsabilmesi ve failin sahtecilik suçundan cezalandırılabilmesi için, bu yazının hukuken geçerli olması, başka deyişle hukuk düzeni içinde belirli bir takım sonuçlar doğurabilecek nitelikte olması gerekir.
Kambiyo senetlerinden olan çekte bulunması gerekli unsurlar ise TTK.nun 692. maddesinde sayılmıştır. Buna göre çek;
1- Çek kelimesini ve eğer senet Türkçe'den başka bir dille yazılmış ise o dilde Çek karşılığı olarak kullanılan kelimeyi;
2- Kayıtsız ve şartsız muayyen bir bedelin ödenmesi için havaleyi;
3- Ödeyecek kimsenin muhatabın ad ve soyadını;
4- Ödeme yerini;
5- Keşide gününü ve yerini;
6- Çeki çeken kimsenin (keşidecinin) imzasını, ihtiva etmelidir. Bu unsurları taşıyan bir senet, çek olarak geçerlidir.
Öte yandan, TTK.nun 695/1. maddesinde; Bir çekin keşide edilebilmesi için, muhatabın elinde keşidecinin emrine tahsis edilmiş bir karşılık bulunması ve keşidecinin bu karşılık üzerinde çek keşide etmek suretiyle tasarruf hakkını haiz bulunacağına dair muhatapla keşideci arasında açık veya zımni bir anlaşma mevcut olması gerekir. Şu kadar ki; bu hükümlere riayetsizlik halinde senedin çek olarak muteber olmasına halel gelmez. hükmüne yer verilmiştir.
Bu hükümden de açıkça anlaşılacağı üzere; karşılığın ya da çek anlaşmasının bulunup bulunmaması keşideci ile muhatap (banka) arasındaki iç ilişki bakımından hüküm ifade edebilirse de, çekin geçerliliğini etkilemez. Dolayısıyla TTK.nun 692. maddesinde öngörülen şartlara uygun biçimde düzenlenmiş olan çek, muhatap (banka) nezdinde açılmış bir hesap bulunmaması ya da kapatılmış olması halinde de hukuken geçerliliğini sürdürmektedir.
İnceleme konusu olayda; hesabını kapatan katılanın bankaya iade etmeyerek sakladığı boş çek yaprağını haksız biçimde ele geçirerek, TTK.nun 692. maddesinde öngörülen unsurları taşıyacak ve aldatıcılık yeteneği bulunacak surette sahte olarak düzenleyip ciro eden sanığın eylemi, resmi belgede sahtecilik suçunu oluşturur. denilmektedir.
Ayrıca, Ceza Genel Kurulunun 21.12.2004 gün ve 10-200/218 ve 15.11.2005 gün ve 6-100/126 sayılı kararlarında da açıklandığı üzere keşide tarihinin takvim yılında mevcut olan bir tarih olması durumunda çekteki keşide tarihinin bulunduğunun kabul edilmesi gerektiğinden, 0275097 no'lu çekin düzenlendiği yılın bankaya ibraz edildiği 1998 yılı olarak kabul edilmesi gerekmektedir.
Somut olayda sanıkların, suça konu çekleri sahte olarak düzenledikten sonra müştekinin yanında arkasını ciro ederek vermelerinden sonra müştekinin süresinde bankaya ibraz etmemesi resmi belge statüsünü kaybettirmeyeceği gözetilmeden, bankaya ibraz edilmediğinden özel belge statüsüne girdiği gerekçesiyle 765 Sayılı TCK.nun 102/4 ve 104/2. maddelerinde öngörülen dava zamanaşımı gerçekleştiğinden bahisle davanın ortadan kaldırılmasına karar verilmesi,
Sonuç: Yasaya aykırı, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan sair yönleri incelenmeyen hükmün bu sebepten dolayı 5320 Sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 Sayılı CMUK.nun 321. maddesi uyarınca bozulmasına, 18.02.2009 gününde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy