(5252 S. K. m. 9) (765 S. K. m. 79, 80) (5237 S. K. m. 7, 43, 61) (5271 S. K. m. 231)
Dava: Suça konu senetleri imzalamadığını savunan sanığın, katılan N. A. adına düzenlediği senetteki borçlu imzası yönünden alınan 14.05.2004 günlü ekspertiz raporunda imzanın katılanın imzası ile karşılaştırma yapacak kaligrafik ve karakteristik irtibat sağlanamadığının belirtilmesi ve şikayetçi N. D. adına düzenlenen senetteki imzanın ise 06.04.2006 günlü bilirkişi raporuna göre sanığın eli ürünü olduğunun anlaşılması, sanığın savunmalarında kredi almak amacıyla dershanedeki öğrencilerin velileri adına senet düzenlediğini, senetlerdeki yazı ve rakamları kendisinin doldurup arkasını da ciro ederek finans kurumuna verdiğini beyan etmesi karşısında, borçlular adına atılan imzanın bizzat sanığın eli ürünü olması aranmayacağı cihetle tebliğnamedeki 1 no.lu bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir.
Karar: Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma neticelerine uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre sanık müdafilerinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine; ancak:
1- Katılan finans kurumu vekilinin birleşen 2004/224 Esas sayılı dosyanın 16.12.2004 tarihli celsesindeki değişik mahkemelerde görülmekte olan senetler talepte bulunulan bir tek kredi talebiyle ilgili alınmış senetlerdir şeklindeki beyanı ile dava dosyalarına ibraz ettiği aynı mahiyetteki katılma dilekçeleri içeriği ve kredinin ne şekilde kullandırıldığına ilişkin birleşen 2004/151 Esas sayılı dosyadaki 08.05.2003 tarihli sipariş formu ve anılan miktardaki kredinin 09.05.2003 günlü ödeme makbuzuna göre kurumca tek seferde ödendiğinin anlaşılması karşısında suçun ne şekilde teselsül ettiği ve bankanın zararının da 32.632.000.000 TL. olarak kabulüne ilişkin delil ve belgelerin nelerden ibaret olduğu karar yerinde açıklanıp tartışılmadan eylemin teselsül ettiğinden bahisle ceza tayini ve 01.06.2005 gün yürürlüğe giren 5252 Yasanın 9/3. maddesi uyarınca olay tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı Türk Ceza Kanunu ile sonradan yürürlüğe giren 5237 Sayılı Kanun hükümleri olaya uygulanarak bulunacak sonuç cezaların karşılaştırılması suretiyle lehe olan hükmün belirlenmesi gerekirken, ne şekilde uygulama yapıldığı denetime olanak verecek şekilde kararda gösterilmeden, 765 sayılı Yasanın sanık lehine olduğundan bahisle sanığın 765 sayılı TCK.nun 80. maddesinden de ek savunması alınmadan yazılı şekilde karar verilmesi,
2- Sanığın katılanlar Ahmet Güney ve Sevim Çelik adına düzenlediği senetlerin, tanzim tarihlerinin bulunmaması nedeniyle özel belge niteliğinde olduğu, anılan senetlerin kredi alımında kullanılması nedeniyle suç tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı TCK. nun 79. maddesi delaletiyle, işlenen dolandırıcılık suçunun unsuru olacağı ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 12.10.1992 gün ve 6-244-268 sayılı kararında da belirtildiği üzere aynı hukuki ilişkiden kaynaklanmayan hallerde farklı gerçek kişiler adına sahte senet düzenlenmesi halinde suçun teselsül etmeyeceği ve ayrı ayrı suçları oluşturacağı, somut olayda sanığın, finans kurumundan kredi almak için aynı anda değişik yedi kişi adına gerçeğe aykırı senet düzenleyip aynı hukuki ilişkide kullanması nedeniyle suç tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı TCK.nun 80. maddesinin uygulanmasının gerektiği, buna karşılık 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK.nun 43. maddesinde, 765 sayılı Yasanın 80. maddesinden farklı olarak değişik zamanlarda denilmesi karşısında aynı anda işlenen fiillerde zincirleme suça ilişkin hükümlerin uygulanma olanağı bulunmadığından tek bir resmi belgede sahtecilik suçundan hüküm kurulması, senet sayısının TCY. nın 61. maddesi uyarınca temel cezanın tayininde nazara alınması gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde uygulama yapılarak sanık hakkında yedi ayrı sahtecilik suçundan hüküm kurulması yasaya aykırı,
3- Hükümden sonra, 08.02.2008 günlü 26781 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 5728 sayılı Yasanın 562. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK. nun 231 ve TCK. nun 7/2 maddeleri gereğince, sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilip verilmeyeceği hususunun tartışılmasında zorunluluk bulunması,
Sonuç: Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK. nun 321 inci maddesi uyarınca bozulmasına, 15.05.2009 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy