(AİHS m. 6) (2709 S. K. m. 40) (213 S. K. m. 359) (765 S. K. m. 102, 104) (5271 S. K. m. 34, 231, 232, 309) (1412 S. K. m. 268, 311) (7201 S. K. m. 11, 35) (YCGK 30.01.2007 T. 2007/3-9 E. 2007/18 K.) (YCGK 26.05.2009 T. 2009/2-50 E. 2009/130 K.)
Dava: Vergi kaçakçılığı suçundan sanığın, 213 Sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 359/b-1, maddesi uyarınca 18 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına dair İzmir 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 27.1.2005 tarihli ve 2000/408 esas, 2005/9 Sayılı kararın tüm dosya kapsamına göre;
Suç tarihi olan 1997 yılı ile kararın verildiği 27.1.2005 tarihi arasında 765 Sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 102/4 ve 104/2. maddelerinde öngörülen dava zamanaşımı süresinin gerçekleşmiş olduğu gözetilmeden sanığın mahkumiyetine karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 309. maddesi uyarınca, anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli 7.4.2009 gün ve 2009/3444-18835 Sayılı kanun yararına bozmaya atfen Yargıtay C. Başsavcılığının 13.5.2009 gün ve KYB. 2009/100944 Sayılı ihbarnamesiyle daireye ihbar ve dava evrakı tevdii kılınmakla incelenip gereği görüşüldü:
Karar: 5271 Sayılı C.M.K.nın 309. maddesinde düzenlenen kanun yararına bozma kesin olan ya da temyiz edilmeden kesinleşen hükümlere karşı başvurulan olağanüstü bir yasa yoludur. Henüz kesinleşmeyen kararın yasa yararına incelenmesi olanaksızdır.
Ayrıntıları Ceza Genel Kurulu'nun 30.1.2007 gün ve 9-18, 26.5.2009 gün ve 50-130 Sayılı içtihatlarında açıklandığı üzere; gerek yüze karşı, gerekse gıyapta verilen kararlarda yasa yolunun süresinin, merciin ve şeklinin belirtilmesi ve bu hususların karara yazılması zorunludur.
Aksine uygulamalar, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin Adil Yargılanma Hakkını düzenleyen 6. maddesi ile bu hakkın kapsamına yeni bir yorum getiren Sözleşmeye Ek 7 Numaralı Protokolün 2. maddesine, 1982 Anayasası'nın 40/2. maddesine ve 5271 Sayılı Kanunun 34/2, 231/2, ile 232/6. (hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 1412 Sayılı C.M.U.K.nun 268/4) maddelerine açıkça aykırılık oluşturacaktır.
7201 Sayılı Tebligat Kanunu'nun vekile ve kanuni mümessile tebligat konu başlıklı 11. maddesi: ... Vekil vasıtasıyla takip edilen işlerde tebligat vekile yapılır. Vekil birden çok ise bunlardan birine tebligat yapılması yeterlidir. Eğer tebligat birden fazla vekile yapılmış ise, bunlardan ilkine yapılan tebliğ tarihi asıl tebliğ tarihi sayılır. Ancak, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun, kararların sanıklara tebliğ edilmelerine ilişkin hükümleri saklıdır.
Kanuni mümessilleri bulunanlara veya bulunması gerekenlere yapılacak tebligat kanunlara göre bizzat kendilerine yapılması icabetmedikçe bu mümessillere yapılır. biçimindedir.
Ayrıca 7201 Sayılı Kanunun 35 /son maddesindeki ayrık durum hariç olmak üzere, anılan madde uyarınca yapılacak tebligatların geçerli olabilmesi için aynı adreste önceden kanuna uygun bir tebligat yapılmış olması gerekir.
Dosyanın incelenmesinde; sanık ve müdafiinin yokluğunda verilen 27.1.2005 gün ve 2000/408 esas, 2005/9 Sayılı kararda başvurulacak yasa yolu belirtilmesine karşın, yasa yolu süresi, başlangıcıyla, yönteminin hüküm fıkrasında gösterilmemesi sebebiyle yukarda açıklanan hükümlere uyulmadığı ve anılan kararın Tebligat Kanunu'nun 11. maddesine aykırı biçimde sanığın müdafii yerine sanığın duruşmada bildirdiği 1411. sokak, No: ..., K: ... Alsancak İzmir adresine çıkarılan tebliğ evrakının muhatap adresten adres bırakmadan ayrılmış olduğu, C. E.'in sözlü beyanından öğrenildi şerhi verilip bila tebliği iadesi üzerine, sanığa daha önce kanunun gösterdiği usullere göre yapılmış geçerli bir tebligat bulunmaksızın aynı adreste 7201 Sayılı Kanunun 35. maddesi uyarınca tebliğ edilerek hükmün usulsüz olarak kesinleştirildiği, ancak sanık tarafından infazın durdurularak temyiz hakkının açık olması kaydı ile mahkemenin tekrarının istenildiği 10.12.2007 tarihli temyiz dilekçesinin mahkemece eski hale getirme talebi niteliğinde görülüp 13.12.2007 gün ve 2007/1034 müteferrik sayılı kararla vaki talebin reddine karar verildiği, ancak dosyanın kanun yararına bozma istemiyle gönderildiği Adalet Bakanlığı Ceza işleri Genel Müdürlüğünün 1.2.2008 gün ve 6592 Sayılı yazısı üzerine de aynı mahkemenin 12.2.2008 gün ve 2000/408 esas, 2005/9 Sayılı kararı ile vaki temyiz isteminin reddine karar verilerek, bu kararın da 27.1.2009 tarihinde yine aynı adreste 7201 Sayılı Tebligat Kanunu'nun 35. maddesince usulsüz olarak tebliğ olunduğu anlaşılmaktadır.
Şu halde; müdafii yerine sanığın kendisine usulsüz olarak tebliğ olunan mahkumiyet hükmüne karşı eski hale getirme talebinde bulunulduğu ve vaki temyiz isteminin reddine dair kararın da usulünce tebliğ olunmadığı anlaşılmakla 5320 Sayılı Kanunun 8/1. maddesi uyarınca yürürlükte bulunan 1412 Sayılı C.M.U.K.'nun 311. maddesi hükmüne göre, eski hale getirme talebiyle birlikte temyiz talebinde de bulunulması halinde, inceleme merciinin Yargıtay'ın ilgili dairesi olup, eski hale getirme ve temyiz taleplerinin reddine ilişkin kararların hukuki dayanaktan yoksun bulunduğu ve bu sebeple hükmün henüz kesinleşmediği anlaşılmaktadır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, İzmir 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 27.1.2005 gün ve 2000/408 esas, 2005/9 Sayılı kararı henüz kesinleşmediğinden, kanun yararına bozma isteminin 5271 Sayılı C.M.K.nın 309. maddesi uyarınca REDDİNE, temyiz incelemesi yapılmak üzere gereğinin mahallinde ifasına, dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına İADESİNE, 19.02.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy